Avrupa’da rüzgar ‘sol’dan esiyor...
Uzunca sayılabilecek bir süredir dünya genelinde neoliberalizmden, aşırı sağdan, ırkçı-milliyetçilikten yana esen rüzgarlar dinmeye, “sol”a doğru esmeye başladı mı? Bu soruya bugünden kesin ve net bir yanıt vermek için henüz erken. Ancak, havada değişimin olmaya başladığına dair güçlü sosyal hareketler, arayışlar ve ibareler var...
Uzunca sayılabilecek bir süredir dünya genelinde neoliberalizmden, aşırı sağdan, ırkçı-milliyetçilikten yana esen rüzgarlar dinmeye, “sol”a doğru esmeye başladı mı? Bu soruya bugünden kesin ve net bir yanıt vermek için henüz erken. Ancak, havada değişimin olmaya başladığına dair güçlü sosyal hareketler, arayışlar ve ibareler var...
Brezilya’da ilk turu önde bitiren aşırı sağcı Flavio Bolsonaro’nun ikinci turda İşçi Partisinin Lideri Lula’ya karşı kaybetmesinden on gün sonra, bu kez Bolsonaroların en büyük destekçisi Trump, ara seçimleri açık arayla kaybetti. Belki de “Hezimete uğradı” demek daha doğru olur. Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen Texas’ta Demokratlar hem valiliği hem senatörlüğü kazanırken, muhafazakar sayılan Kansas’ta Demokratlar 1932’den bu yana ilk kez bir senato koltuğunu kazandı. Özellikle Demokratlar içinde sol çizgiyi temsil eden Demokratik Sosyalistlerin 50'den fazla adayının ara seçimleri kazanması dikkat çekici...
Ara seçimler, dünyadaki aşırı sağın lideri haline gelen Trump’a ağır bir darbe oldu. Sistemin dışından geldiğini ileri sürerek farklı bir siyaset izleyeceğini ilan eden Trump, gelinen aşamada emekçi sınıflara, gençliğe bir şeyi vermediği gibi ABD’yi savaş ve silahlanma bataklığına çekti. New York Times’ın ifadesiyle “Öfkeli seçmenler Trump döneminin sonunu başlatıyor.” Aynı “öfkeli seçmenler” daha önce, müesses nizamın (Establishment) dışından geldiğini iddia eden Trump’ı iktidara taşımıştı. Gelişmeler Cumhuriyetçilerin bir sonraki başkanlık seçimlerini kazanmasının maddi koşullarının zayıfladığını bugünden gösteriyor...

Benzer bir havanın Avrupa’da da esebileceğine dair güçlü veriler var. Fransa’da lise öğrencilerinin başlattığı mücadele bütün kıtayı sardı. Sendikalar dün greve çıktı. Eylemler devam ettikçe sistem partileri ve güvenlik birimleri işçi ve gençlik hareketine karşı pervasız bir tutum almaya başladı. Eylemlerin yasaklanması, polisin yanı sıra ordunun iç güvenlikte görevlendirilmesi adeta rutin bir hal aldı. Aşırı sağcı-ırkçı Marine Le Pen ve partisi Ulusal Birlik, yükselen toplumsal muhalefete karşı “düzenin bekçiliğini” yapmaya hazır olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Bununla da kalmayarak sokak hareketi içinde yer alan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin yasaklanması, Lideri Jean-Luc Melenchon’un marjinalleştirilmesi için yoğun bir çaba harcıyor. Sınıflar arası çelişkiler keskinleştikçe aşırı sağcılarla müesses nizamın bekçileri arasındaki ittifak daha da görünür hale gelecek...
Avrupa’daki siyasi havanın hangi yönde güçlü eseceği konusunda önümüzdeki yıl Fransa ve İtalya’da yapılacak seçimler adeta “milat” olacak. Her ne kadar anketlerde Le Pen ve Giorgia Meloni bugün itibarıyla önde görünse de üstlendikleri “düzen bekçiliği” hızla güç kaybetmelerine yol açabilir. Keza, bu ayın sonunda İspanya’da yapılacak erken genel seçimler de o kadar önemli olacak...
Yüksek kiralara, hayat pahalılığına, işsizliğe ve yoksulluğa karşı sokakta yükselen mücadeleyi arkasına alan sosyal demokrat Başbakan Sanchez’in karşısında muhafazakar Halk Partisi ve ırkçı Vox var. Her ikisi de seçimlerden sonra koalisyon kurmaya hazırlanıyor. İspanya’da bu gerici ittifaka, özellikle son seçimlerde yüzde 19 gibi yüksek oy alan ırkçı Vox’a geçit verilmemesi önemli olacak...
Sokakta yükselen toplumsal mücadele bu arada Belçika ve Hollanda’da neoliberal saldırı püskürttü. Hollanda’da yeni bütçe adı altında hazırlanan sosyal saldırı planı, yaz öncesinde başlayan gösterilerin ardından eylül ayında “orta-sağ” koalisyon hükümeti planı geri çekti. Israr edilmesi durumunda sokaktaki mücadelenin daha da büyüyeceği, zar zor kurulan koalisyonun dağılmasına yol açabileceği endişesiyle geri çekildi...
Belçika’da sendikaların ve ilerici örgütlerin çağrısıyla sosyal saldırı planına karşı başlatılan mücadele, hafta başında Başbakan Bart De Wever’in istifasıyla sonuçlandı. Flaman Milliyetçi Parti (N-VA) liderliğinde beş partinin katılımıyla kurulan “Arizona koalisyonu” askeri harcamaların artmasını gerekçe göstererek 2029’a kadar 10 milyar avroluk tasarruf planı hazırlamıştı. Bu plana karşı aylardır süren protestolar, ekim başında en az 40 bin kişinin katıldığı büyük gösteriyle zirveye çıkmıştı...
Başbakanı deviren sokak hareketinin şimdi yerine yenisini koyması gerekiyor. Erken seçimlerin yapılıp yapılmayacağı henüz belirsiz. Seçimlerin yapılması durumunda sokak hareketinin parçası durumundaki Belçika Emek Partisi (PTB-PVDA) büyük bir çıkış yapabilir. Anketlere göre, yüzde 23 oy oranıyla ikinci durumda. Brüksel bölgesinde ise yüzde 26 ile en güçlü parti konumunda. Bu nedenle gerici koro, yüksek sesle Emek Partisi'nin de aralarında olduğu antifaşist örgütlerin yasaklanmasını istiyor...
Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya’da sokakta sürmekte olan mücadelelerin de benzer bir politik yansımasının olacağı bugünden söylenebilir. 31 Ekim’de 100 binden fazla gencin katıldığı eylemler özellikle muhafazakarları ve aşırı sağcıları tedirgin etmiş durumda. Hafta başından bu yana gençliğin mücadelesinin bastırılması için yoğun çaba harcanıyor.Tehdit üzerine tehdit savruluyor. Aşırı sağ da bunun parçası...
Özetle artan hayat pahalılığı, enflasyon, fahiş enerji fiyatları, yüksek kiralar, düşük ücretler, savaşa ve militarizme ayrılan devasa bütçeler ABD ve Avrupa’dan başlayarak dünyanın dört bir yanında yeni sosyal mücadelelere kapıyı aralamış durumda. Biriken öfkenin bütün sorunların anası sayılan kapitalist sisteme yönelmesi zaman alabilir. Ancak, kapitalizmin insanlık için felaket olduğuna dair bilinç ve örgütlenme büyüdükçe, çözüm de yakınlaşacaktır. Çünkü kapitalizmin açmazları derinleştikçe, emekçilerin kendi kaderlerini ellerine alma mücadelesi de büyüyecektir...
KAYNAK: Evrensel Gazetesi...
Bu bir editöryal haberdir.
Yorumlar