Veli BAYRAK yazdı...
[email protected]

Fotoğraflar: Meta AL

Ozan olmak öyle kolay bir şey değildir. Ayrıca bir iki dizeyi alt alta getirip saz çalıp türkü söylemekte Ozan olmak için yeterli bir şey değildir. Kaldı ki kişi kendine "Ben Ozanım" demez, bunu halk söyler. Çünkü Ozan dediğin halkın dili damağı eli ayağıdır. Halk susar ama Ozan susmaz. Ozan demek halkının yüzüne soğuk su serpen, onu ayıltan, aydınlatan, ona insan olmanın gereğini anlatan kişi demektir...

Ozan olmak mesela  Nazım Hikmet misali, "...(...) vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızda, ben vatan hainiyim." diyebilmektir...

Ozan olmak Âşık Mahzuni Şerif misali, zindanların solcu ve devrimciler ile doldurulmasına, işkencelerin ayyuka çıkmasına, insanların katledilmesine ve darağaçlarının kurulmasına seyirci kalmayıp sazı ve sözüyle birlikte, "Köşkün sarayın yıkılsın / Erim erim eriyesin / Umudun suya dökülsün / Erim erim eriyesin / Sürüm sürüm sürünesin" diyebilmektir...

Ozan olmak Pir Sultan Abdal misali Hızır Paşa ve onun cellâtlarının gözünün içine baka baka, "Bende bu yayladan şaha giderim" diyebilmektir. Ozan olmak korkusuzca düşünebildiğini söylemek ve söylediğinin arkasında durmaktır. İşte bu yüzden Pir Sultan olmak Ozan olmakla eş değerdir...

Ozan olmak Feyzullah Çınar misali, sazın yasak olduğu, sözün kısırlaştırıldığı, inançların yok sayılıp ötekileştirildiği bir dönemde korkusuzca ortaya çıkıp, "Madem günah imiş sazlar. Çalsın sizin davulbazlar. Çember sakallı yobazlar. Kızılbaş mı karabaş mı" deyebilmektir. Feyzullah Çınar'ı sadece saz çalıp türkü söyleyen biri olarak anlamak veya anlatmak tarihe yanlış bilgi sunmak demektir. Çünkü Feyzullah Çınar özellikle köyden kentlere göçlerin yoğun olduğu ve koskoca bir Alevi toplumunun büyük şehirlerin varoşlarında tutunmaya çalışıp bir taraftan da gelenek görenek ve inançlarından koparılmak istendiği bir dönemde eserleri ve dik duruşuyla onlara sahip çıkan ve hatta onlara sadece inanç üzerinden değil bu ülkenin mihenk taşları olduğunu da hatırlatan, anlatan önemli bir aydın, önemli bir karakter ve dik duruştur...

"Karşıdan görünen ne güzel yayla.
Gelin canlar bir olalım,
Ötme bülbül ötme,
Siyah saçlarından hatem yüzlerin,
Bu yıl bu dağların karı erimez,
Geldim şu âlemi ıslah edeyim,
Çamşıhına vardım haraba olmuş.”

Bu türküleri halk kültürüne gönül vermiş herhangi birine usulca mırıldanıp "Bu türküler size kimi anımsatıyor?" diye sorsanız kuşkusuz Feyzullah Çınar diyecektir. Alevi Ozanların içerisinde köyden kente göçüp geleneksel kültüründen hiçbir şey kaybetmeyen ender kişilerden biridir Feyzullah Çınar. Feyzullah Çınar yaşadığı sürece halkının sorunlarına duyarsız kalmamış, sazın suç aleti sayıldığı bir dönemde, her türlü baskı ve zorbalıklara rağmen türkülerini söylemekte ısrar etmiş, sazıyla ve sözüyle ezilen yoksul halkların eli ayağı dili damağı olmuştur...

Aslında 1960’lı yıllardan sonra başlayan köyden kentlere göç 1980’li yıllar ile birlikte önemli bir ivme kazanmıştı. Bu göçlerden en çok nasibini alan yerleşim merkezlerinden birisi de Divriği ve Çamşıh köyleri olmuştur. Bu göçler ile köyler boşalmış, evler bakımsızlıktan ve ilgisizlikten yıkılmış, köyde yaşamak zorunda kalan üç beş yaşlı insan ise bu göç ve yıkımın önüne geçememiştir. Sonra ki dönemlerde Halk Ozanı Feyzullah Çınar bu durumu şu sözlerle seslendirmiştir:

"Çamşıhına vardım haraba olmuş
Sordum şu çamşıhının yiğidi n'olmuş
Hiç güzel kalmamış Divriğye dolmuş
Zannedersin Divriğ Ankara olmuş

Dilerim sevdiğim Allah’tan bulasın
Ellerinden gözlerinden olasın
Duvarlar dibinde melul kalasın
Ellerinden tutup gezdirenin ben olam"

Feyzullah Çınar 1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesinin Çamağa köyünde dünyaya gelmiştir. Feyzullah Çınar, Aşık Ali Metin, Aşık Mehmet Ali Karababa, Halk Ozanı Mahmut Erdal, Şair Ali Ertekin, Şair Ali Rıza Yalçın, Hüseyin Gazi Metin gibi şair, halk ozanı, sanatçı ve halk kültürüne gönül vermiş kişilerle birlikte hem yurt dışında hem de yurt içinde en çok tanınan ve bilinen Halk ozanlarından birisidir...

Büyük Ozan Feyzullah Çınar saz çalmaya 5 yaşındayken başlamış, Pir Sultan Abdal’ı, Virani’yi, Şah Hatayi’yi, Kaygusuz’u okuyarak, onların türkülerini dinleyerek büyümüş ve sonra ki yıllarda bu Ozanların türkülerini en iyi seslendiren Halk Ozanlarından birisi olmuştur...

Feyzullah Çınar, Alevi-Bektaşi Ozanların içerisinde Anadolu’dan büyükşehirlere gelip de bozulmayan, halk kültürünü ve halk türkülerinin özünü ve içeriğini bozmadan ve hatta sesi ve duruşuyla birazda üzerine ko-yarak ileriki nesillere aktaran, aktarmaya çalışan önemli ve değerli bir Halk Ozanıdır...

O’nun toplumcu ve ilerici duruşunu biçimlendiren, o’na eserleri ve sözleri ile yön veren kişi ondan yüzyıllar önce yaşamış ve Alevi kültürünün en önemli Ozanlarından birisi olan Pir Sultan Abdal’dan başkası değildir. Zira bana göre Tanrı, Feyzullah Çınar’ı Pir Sultan Abdal türkülerini söylesin diye yaratmış olmalıydı...

Feyzullah Çınar sesinin gürlüğü ve türküleri bozmadan ve özünü koruyarak söylemesinin yanı sıra korkusuz ve baş eğmeyen de birisidir. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda bırakın Aleviliği saz çalmanın bile sorun olabileceği bir dönemde yurdun dört bir yanını gezmiş, halkının umudu, dili damağı, gözü kulağı olmuştur. Bu toplumcu ve ilerici deyişleri söylemesinden dolayı hapse de atılmıştır, işkence de görmüştür fakat hiçbir zaman yılmamış ve yıkılmamıştır...

1950’li yıllarda Ankara’ya gelir Feyzullah Çınar. Hamallıktan bakkal çıraklığına birçok işe girip çıkar. 1968 yılında Hacı Bektaş Veli’yi anma gecesinde ruhi Su, Aşık Daimî, Ali Ekber Çiçek, Davut Sulari gibi ozanlarla birlikte türkü söylerken geceyi izlemeye gelen Paris Üniversitesi’nden Türkolog Prof. Irene Melikoof Feyzullah Çınar’ın sesinden çok etkilenir ve o’nu Fransa’ya davet eder. Feyzullah Çınar Melikoff ile birlikte Paris, Bern, Berlin, Basel, Bonn ve tüm Avrupa ülkelerini gezip radyo ve televizyon programlarına katılırlar...

Daha sonra Türkiye’ye döner Feyzullah Çınar. Söylediği türkü ve deyişlerden dolayı tutuklanır hapis yatar. Tuzluçayır’da duvarlarından ışık sızan gecekondusunda oturmaktadır. Orada birçok tanınmış ve ünlü ozan ve sanatçılarla tanışma fırsatı bulur Feyzullah çınar. Ünlü Ressam Fikret Otyam bunlardan birisidir. Ressam Fikret Otyam bir söyleşisinde tanışmalarını şöyle anlatmaktadır:

“O zamanlar Tuzluçayır’da gecekonduda oturuyordu. Beni de davet ettiler oraya. Yine teybimi kaptım, gittim. Beş altı insan ileride oturuyor, büyük bir salonda. Biz merdivenli bir yerde yukarıda oturuyoruz. Yukarıda oturan, saz çalan adam vardı. Dedeymiş... Çaldı biraz, sevmedim onu. Sonra “Orada bir adam daha var” dedim. Öyle bıyıklı, çok güzel bir adam... Daha sazını filan duymadım. “Bu arkadaş da biraz çalsın” dedim. “Destur veriyor musun?” dediler. “He” dedim.
Adam saza bir vurdu, fıttıracağım...Kaseti çevirdim. Tabii berikini de kırmak istemiyorum, ayıp olur. Ayrılırken bir ara dedim ki, “Sen kimsin kardeşim?”, “Ben Feyzullah Çınar’ım” dedi. “Ne iş görürsün sen” dedim “İtfaiyedeyim ben” dedi. Cebimden kartımı çıkardım, “Bir ara bana geliver” dedim. Bir gün geldi ve ölene dek bir dostluk kuruldu. Onunla kaydettiğim bantlar altmış saati buluyor.”

Feyzullah Çınar’ın 1979’da kaydettiği “Hû Dost” adlı plağının kapağını hazırlayan Fikret Otyam, kapaktaki fotoğrafı, Feyzullah Çınar Ceyhan Cezaevindeyken siyah-beyaz televizyondaki bir programdan çektiğini söylüyor...

Feyzullah çınar Divriği’nin ve dolayısıyla Çamşıh yöresinin en tok ve en gür sesiydi.Yolunun Tuzluçayır ile kesişmesi de o bölgede oturan ve o bölgeye yerleşen emekçi halkların daha Anadolu’dan Büyükşehirlere göçmeden önce alınlarına yazılmış birer alın çizgisiydi...

Feyzullah çınar uzun hapis ve tutukluluk günlerinden sonra Fikret Otyam’ında sayesinde Ankara Belediyesinde temizlik işlerinde çalışmaya başlamıştı. Konser ve türkü söylemesi gereken zamanlarda türkülerini söylüyor diğer zamanlarda çalışıyordu. Henüz 46 yaşında 1983 yılında, Kurtuluş Parkı’nda bir bankın üstünde, kalp krizi geçirerek öldüğünde sadece Divriği, Çamşıh, Tuzluçayır değil koskoca bir memleketin bağrına bastığı büyük bir Halk ozanını yitirmiş oluyordu...

Saygı ve özlemle anıyorum...

*Gazeteci Yazar...