Hani bazen öyle bir daralırız ki, insanın ağzının kenarında bekleyen kelimeler vardır ya…İşte ben o kelimeleri on yıldır emekli ettim.Tam on yıldır küfür etmiyorum...

Şimdi “Vay efendim ne kadar asil, ne kadar zarif bir insan” demeyin.O kadar da melaike değilim canım
Sadece şunu fark ettim: Küfür edince dünya düzelmiyor. Trafik açılmıyor. Zamlar geri alınmıyor. Sabah alarmı daha geç çalmıyor. Televizyonda bağıranlar sesini kısmıyor. E o zaman ben niye boşuna efor sarf edeyim? Ben başka bir yöntem buldum...

Dünya’ya tersinden bakıyorum.Evden işe, işten eve giderken yolumu bilerek uzatırım. Sırf o heykelin önünden geçebilmek için. Artık o da beni tanıyor gibi geliyor. “Geldi yine bizim tersçi,” der gibi bakıyor. Sanki kendisi dümdüz bakıyor da bir tek ben yamulmuşum...

Tam karşısında dururum. Ceketimi düzeltirim. Etrafı kolaçan ederim. Sonra büyük bir ciddiyetle eğilirim ve bacaklarımın arasından caddeye ters ters bakarım.Bir anda her şey değişir...

İnsanlar baş aşağı yürümeye başlar. Takım elbiseli adamlar gökyüzüne doğru düşüyormuş gibi görünür. Telefonuna gömülmüş gençler yerçekimine meydan okuyarak tavana basıyormuş gibi ilerler. Kaldırım gökyüzü olur, gökyüzü kaldırım...

Ve ben… Ben kahkahayı basarım.
Çünkü o telaşlı yüzler, o “çok önemli bir yere yetişiyorum” halleri bir anda çizgi film sahnesine dönüşür. Az önce dünyanın yükünü sırtlamış gibi yürüyen insanlar, ters bakınca görünmez bir ipe asılmış kuklalar gibi sallanırlar...

En sevdiğim de ciddi ciddi yürüyenlerdir.Kaşlar çatık. Yüz gergin. Sanki dünya ekonomisini tek başına sırtlamış da akşam eve gidince küresel krizi çözecek.Tersinden bakınca hepsi balon gibi görünür. Hafifçe bir “pıt” desek ödü  patlayacak...

Tabii insanlar da beni görüyor.Bir yetişkin insanın, üstelik mesai saatinde, kalabalık bir caddede eğilip bacaklarının arasından etrafa gülerek bakması Hollanda toplumunda da pek “normal” karşılanmıyor.Önce yavaşlıyorlar.Sonra bakışlar değişiyor.Sonra fısıldaşmalar başlıyor...

“İyi misiniz?” diye soran oldu.
“Beyfendi fenalaştı galiba,” diyen oldu.
Bir yardımsever bir gün ciddi ciddi nabzımı ölçmeye kalktı...

Bazıları uzaktan el kol yapıyor. “Tamam tamam, sakin ol” der gibi.Oysa bilmezler ki asıl ben sakinim...

Onlar düz durduklarını sanarken ben hepsini tepetaklak çevirmiş oluyorum.En güzeli de şu: O an kimse beni kızdıramıyor...

Az önce televizyonda bas bas bağıran reis, ters bakınca yukarı doğru yürüyen küçücük bir figüre dönüşüyor.Sabah önümde ağır ağır yürüyen kişi, göğe doğru süzülen bir kaplumbağa oluyor.
Bisikletliler mi? Onlar zaten ayrı bir gösteri. Tavana doğru pedal çalıp duruyorlar. Yerçekimiyle inatlaşan Hollandalılar!

Bir gün bir çocuk yanıma geldi.
“Beyfendi ne yapıyorsun?” dedi.
“Dünyayı düzeltiyorum,” dedim...

Hiç tereddüt etmeden o da eğildi. İkimiz beraber baktık.“Gerçekten ters olmuş,” dedi ciddiyetle.
“Evet,” dedim. “Birazdan düzelir.”

Büyüdükçe insan düz bakmaya zorlanıyor galiba.
Ciddi ol.
Düzgün dur.
Normal yürü.
Mantıklı konuş...

Ama kimse demiyor ki:
Arada bir de saçmala. Ters bak...

Ben küfür etmeyi bıraktım ama içimdeki homurtuyu böyle susturuyorum. Çünkü şunu fark ettim: Dünyayı ne kadar ciddiye alırsan al, ne kadar “temiz tutalım” desen de, çoğu zaman direksiyonda yine en aptal olanlar oturuyor.O yüzden ben direksiyonu bırakıp açıyı değiştiriyorum...

Bazen tek gereken şey bu.
Başını aşağı indiriyorsun.
Ve bütün dertler yukarı doğru akıp gidiyor.
Şimdi sorarsanız hâlâ melaike miyim?
Yok canım.Siz benim tersten ettiğim küfürlerimi bir anlasanız…

Ama en azından artık kimse benim küfürlerimi anlamıyor...

En fazla dünyayı ters çeviriyorum...

Cemal T. Akça
Den Haag
4 Mart
2026