Birol KESKİN...
[email protected]
Emeğin bir izi vardır...
Alnında güneşin tuzu,
yüzünde yılların ince bıçağı,
avuçlarında
ekmeğe açılmış
sessiz yollar...
Bir de tulumun...
Her sabah
aynı omuzlardan geçirirsin onu...
Kumaş değildir yalnız...
Günün ilk yüküdür...
Ceplerinde
anahtarlar, somunlar,
birkaç vida,
yarım kalmış bir ekmek...
Ama tulumun asıl yükü
ceplerinde değildir...
Dikişlerinde
vardiyalar saklıdır...
Dirseklerinde
makinenin sertliği,
dizlerinde
betonun soğuğu,
omuzlarında
yıllardır taşınan
görünmez bir ağırlık...
Her leke
bir günün tanığıdır...
Her sökük
bir saatin...
Her nasır
yarım kalmış
bir cümlenin...
Akşam olur...
Tulumunu çıkarırsın...
Sandalyenin sırtına bırakırsın...
Bir an
senden ayrılmış sanırsın...
Değildir...
Terin hala ondadır...
Makinenin yağı,
ellerinin kokusu,
günün yorgunluğu...
Tulum artık
senin ikinci tenindir...
Çalışılmış saatlerin
sessiz defteri...
Ve gece boyunca
sandalyenin üzerinde
ertesi günü bekler.
Sabah olur...
Şehir daha uykudadır...
Sokak lambaları
gecenin son nöbetindedir...
Fabrikanın kapısı açılır...
Demir uyanır...
Çarklar döner...
Bant yürür...
Sen girersin...
Bir vardiya daha...
Bir ekmek daha...
Bir gün daha
ömründen eksilir...
Yukarıda
camların ardında
ütülü gömlekler vardır...
Masalar temiz...
Eller yumuşak...
Bir imza atılır...
Bir rakam değişir...
Aşağıda
senin tulumunun
dikişleri gerilir...
Onlar buna
maliyet der...
Sen
hayat dersin...
Onlar
verimlilik der...
Sen
ömrüm dersin...
Senin bir günün
onların hesabında
bir rakamdır...
Oysa o bir gündür...
Çocuğunun büyümesinden,
evindeki akşamdan,
kendi hayatından
kopup gelen
bir gün...
Ve tarih bazen
sarayların kapısında değil,
bir fabrikanın
soyunma odasında
çıkar karşımıza...
Bir tarafta
giyilen takım elbiseler vardır...
Öte tarafta
gece sandalyeye bırakılan
tulumlar...
Biri toplantıya gider...
Biri vardiyaya...
Biri üretimin fiyatını belirler...
Biri üretimin ta kendisidir...
Ama hiçbir düzen
sonsuz değildir...
Bir gün
o tulumların cepleri
yan yana gelir...
Birinin anahtarı
ötekinin anahtarına değer...
Birinin nasırı
ötekinin yarasını tanır...
Ve yıllardır
tek başına taşınan hayatlar
ilk kez
birbirinin omzuna dokunur.
İşte o zaman
tulum değişir.
Artık yalnızca
çalışmanın giysisi değildir.
Bir hafızadır.
Bir itirazdır.
Birlikte tutulmuş
bir söz gibidir.
Sen akşam yine
tulumunu çıkarırsın.
Sandalyeye bırakırsın.
Fakat bu kez
ona başka gözle bakarsın.
Çünkü anlarsın:
Bu kumaş
seni yıllarca taşımadı yalnız...
Sen de onu taşıdın...
Terinle...
Emeğinle...
Ömrünle...
Ve şimdi
sıra yarını taşımakta...
Çünkü yarın
yukarıdaki masalarda
hazırlanmayacak yalnız.
Aşağıdaki ellerde
kurulacak.,.
Ve bir gün
eski tulumların
sökülmüş dikişlerinden
yalnızca yorgunluk değil,
yeni bir hayat
sızacak...
* Sendikacı Yazar...
(1 Mayıs 2015 - Bielefeld)
* Bu bir editöryal haberdir.








