Ağabey Köyü...
Cemal T. AKÇA Yazdı...
[email protected]
Fotoğraflar : Cemal T. AKÇA...
Doğup büyüdüğüm, çocukluğumun her bir köşesine sindiği öz köyüm Ağabey…
Benim için yeri de anlamı da bambaşkadır. İyisiyle kötüsüyle tüm çocukluğum o tozlu harmanlarda, çocukça koşturmacalarla geçti. İlk masum flörtleşmelerimi o bahçelerde yaşadım; bayramlarda yumurta dövüştürdüğüm, kapı kapı, baca baca gezdiğim, sokaklarında âşık oynadığım yerdir burası...
Kışın dondurucu soğuğunda donmuş Aras Nehrinin üzerinde heyecanla topaç döndürdüğüm, henüz 6 yaşındayken o azgın sulara korkusuzca dalıp yüzmeyi öğrendiğim yerdir…
Sadece 20 haneden oluşan bu sıcacık, küçük yerleşim yeri benim öz babamın toprağı, benim köyüm...
Kendimi bildim bileli,ki buna yurt dışına gidene kadar babamın yürüttüğü muhtarlık dönemi de dâhil, bu köye taş üstüne taş koyan, emeğini esirgemeyen herkese, ama özellikle de muhtarlarımıza her zaman ayrı bir saygı duydum. Köyümüz için ter döken, emek veren hepsine yürekten teşekkür ediyorum...
Son iki yıldır köyümüzün muhtarlığını Ali Rıza Hanay yürütüyor. Bugün uzun bir aradan sonra köye gittim ve Muhtar'ın yaptıklarını yerinde görünce hayranlığımı gizleyemedim...
Peki, neler mi yapmış?
Yılların yıprattığı köy odasının çürümeye yüz tutmuş 6 kapısını baştan aşağı yenilemiş, mutfağını modern ve kullanışlı bir hale getirmiş. Köylünün rahatça oturup sohbet edebileceği 60 yeni sandalye kazandırmış ve mekânı komple iç-dış boyatarak pırıl pırıl yapmış. Ama yaptıkları bunlarla da sınırlı kalmamış. Yıllardır kullanılmayan, adeta dökülmeye ve kaderine terk edilmeye yüz tutmuş eski okul binasını da ele almış. İçini ve dışını titizlikle tamir ettirerek kadınlarımız için pırıl pırıl bir taziye evine dönüştürmüş. Bu da yetmemiş; cıvıl cıvıl çocuk seslerinin yükseldiği, miniklerin güvenle zaman geçirebileceği çok güzel bir çocuk parkı kazandırmış köyümüze...
Gördüklerim karşısında şaşkınlığımı ve merakımı gizleyemeyip sordum:
"Yahu Muhtar, bu kadar kısıtlı imkânla bu kadar parayı nereden buldun, nasıl başardın?"
Yüzünde muzip ve gururlu bir gülümsemeyle yanıt verdi: "Köy odasının masraflarını; köyde yaşamayan, büyük şehirlere ya da yurt dışına göç etmiş ama kalbi hâlâ burada atan köylülerimiz karşıladı. Var olsunlar..."
Sözünü bitirir bitirmez önüne kalın bir defter açtı. Kimin ne kadar katkı yaptığını, desteğin saatine ve gününe kadar tek tek, büyük bir titizlikle deftere kaydetmişti...
Merakla devam ettim: "Peki ya bu okulu nasıl bu hâle getirdin?"

"Aslında ilk başta okulu zamanında burada okuyanların desteğiyle yenilemeyi düşündüm," dedi. "Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Yine de sağ olsun özel idare sağladığı 90 bin TL destek ve köy dışında yaşayan hemşerilerimizin topladığı 110 bin TL ile bu işi yüzümüzün akıyla tamamlayacağız. Hepsinden Allah razı olsun, var olsunlar."
İçimdeki merak durmuyordu, bu kez parkı işaret ettim: "Ya bu çocuk bahçesi?"
"Onu da sağ olsun devletimiz yaptı, çocuklarımıza hediye etti," dedi gururla...
Sohbetin ardından kendi elleriyle demlediği o mis kokulu, demli çayı keyifle içerken “yeni projelerin varmı” diye sorduğumda ; Elini oooo der gibi salladı”yapılacak o kadar iş varki ömür yetmez,inşallah benden sonra gelecek kuşaklar devam eder...
Yapılan güzel işlerin fotoğraflarını çekip hafızama ve kadrajıma kazıdıktan sonra arabaya bindim. Yola çıktığımda zihnimde tek bir düşünce yankılanıyordu : Darısı tüm Türkiye’nin başına.Eğer 20 hanelik küçücük bir köyde bir muhtar bu kadar şeffaf, hesap verebilir ve samimi işler başarabiliyorsa; aynı anlayış ülke genelinde neden olmasın?
Bu bir editöryal haberdir.