Senin Yaşamının Bastiani Kalesi Hangi Mefhum?
*Seve BAYTA...
Fotoğraf: Dino Buzzati - İllüstrasyon: Meta AI (Özgür kullanım)
Dino Buzzati’nin Tatar Çölü üzerinden varoluşumuza bir bakış:
Tatar Çölü, İnandığı ve bildiği tek yaşam biçimi uğruna yitip giden bir ömrün hikayesidir. Genç subay Drogo, ıssız Bastiani Kalesi’ne atanır; umduğu gibi bulmadığı bu ilk görev yerinden gidebilmek için, birkaç ay beklemesi gerekir. O da diğer askerler gibi birbirinin aynı günleri yaşamaya başlar...
Yirmi küsür yıldır orada olmasına rağmen her gününü “yakında gideceğim” diyerek geçirdiğini öğrendiğimiz terzi, bize Drogo’nun aylar sonra da gidemeyeceğinin bunaltıcı önsezisini verir...
Bu kalede, askerî tehlike ihtimallerinin hiçbiri yok. Yarattıkları hayali düşman Tatarların bir gün baskın yapma düşüyle, bu tekdüze hayatı bozmaya çalışırlar. Her seferinde yanıldıklarını görmemize rağmen, dürbünde gördükleri yeni karartıda bu sefer yanılmamalarını umarız. Çünkü bir işe yaradığına, yaşamlarının bir anlamı olduğuna inanmak istiyor onlar da, hepimiz gibi...
Zamanla kendini kalenin rutinine kaptıran Drogo, burada düşmanla savaşırken onurlu bir ölüm ihtimaliyle kalmayı; şehirdeki coşkun hayata tercih eder. Bu feragatinin karşılığını, hayatın ona, özel bir yazgıyla verecegine inanır. Yıllarca kalede kalan Drogo, zaman; güvendiği gençliğini de alıp geçerken, hâlâ asıl önemli olanın başlamadığını düşünerek övülesi yazgısını beklerken, Bastiani Kalesi’nde tükettiğinin zaten yazgısı, yaşamı olduğunu görmez...
Bastiani Kalesi; metafor olarak, kimimize iyi gelmediği hâlde terkedemediği, neredeyse her gün “gideceğim” derken, Godot’yu Beklerken kitabındaki gibi, ne beklediğimizin geldiği ne bizim gidebildiğimiz bir şehirdir yıllarımızı öğüten...
Kimimizin Bastiani Kalesi; bir türlü üstesinden gelemediği akıl erdiremediği aşk mefhumudur. Vazgeçememenin utancıyla geçip giden onca yıla bakarken, Robert Musil’in Niteliksiz Adam kitabında dediği gibi: “İnsan adeta kendi içinde, benliğinin makamından kovulur.” Bu cümleye kâdir tek mefhum: Aşk...
Kimimizin kalesi; kariyer, atanma, yurtdışına yerleşmek…
Kısaca; gerçekleştiğinde, asıl yaşamımızın başlayacağına inandığımız koşullar, uğrunda ömür tüketmeye değer görülen, kişisel anlam arayışında yürünen yoldur...
Hikayenin sonunda, yaşlanıp hasta düşen Drogo, boşuna yer kaplamasın diye kaleden gönderilmiş; bir han odasında, kahramanlık düşleriyle birlikte ölmektedir. Başka türlü, dopdolu bir hayattan ölüme varmak varken, bir ihtimalin peşinde öylece öleyazmaktan yine de pişmanlık duymaz. Bu, okura ahmakça gelse de gayet insani bir tutumdur: İnsan yolun sonuna geldiğinde, yanlış yaşadığını düşünecek yürekliliği gösteremeyebilir kendine...
Ya da salt: düşüne sadakatinden ötürü kendinden razı ölebilir...
KAYNAK : Zamansız Dergisinde Alınmıştır...
*Yazar...
Bu bir editöryal haberdir.