Çıkarcıların ve Arsızların Dünyasında Yaşamak...
Doç. Dr. Şafak NAKAJİMA...
Kimsenin hakkına girmeden, emeğinizle yaşamaya çalışırken kendinizi hiç aptal yerine konmuş gibi hissettiğiniz oluyor mu?
Sorumluluğu size bırakıp kazanımları kendine ayıran, emeğinize çöken yüzsüz insanların arasında yaşamak çok yorucudur. Bir süre sonra kendinizi sürekli kollamak zorunda kalırsınız...
Bu durum sadece bireysel bir ahlak sorunu değildir. Emek veren yerinde sayarken araya tanıdık sokanların yükseldiği bir toplumda, dürüst davranmanın bedeli ağır olur. Kamu kaynakları ve görevler liyakat yerine siyasi yakınlığa göre dağıtıldığında, kurallara uymak değil, birilerinin himayesine girmek zorunlu hâle gelir...
Denetleyici kurumlar, yargı ve bağımsız basın etkisizleştirildiğinde çıkar ilişkilerine itiraz etmek zorlaşır. Arsızlığın o rahatsız edici rahatlığı, arkasındaki bu korunma güvencesinden beslenir. Ortak adalet duygusu yerini “kimin kimi koruduğuna” göre değişen çifte standartlara bırakır...
Bu ortamın en ağır bedeli, kendi değerlerinizden kuşku duymaya başlamanızdır. “Ben de onlar gibi davransaydım bunları yaşar mıydım?” diye düşünürsünüz. Zamanla insanlara güvenmeyi bırakır, kabuğunuza çekilirsiniz. İnsanların birbirine güvenini kaybetmesi ise ortak haklar için bir araya gelmeyi engeller ve çürümüş düzeni kalıcılaştırır...
İnsanın hayatta kalabilmek için kuşkucu, hesapçı ve acımasız birine dönüşmek zorunda kalması; telafisi imkânsız, ağır bir toplumsal yıkımdır...
Bir düzenin ahlakını, dürüst insanlara ödettiği bedelden anlarsınız...
Bu bir editöryal haberdir.