Kazanç şirketlere, fatura gelecek kuşaklara...

Kazanç şirketlere, fatura gelecek kuşaklara...

Enver ŞAT yazdı...
[email protected]

Antik çağlarda yapılan madenciliğin izlerini bugün, binlerce yıl sonra göl ve bataklıkların tortularında bulabiliyoruz...

Bugünün madenciliği ise Antik Çağ’la kıyaslanamayacak büyüklükte...

Maden şirketleri dağları deliyor, milyonlarca ton kayayı kırıyor, öğütüyorlar. İçindeki az miktardaki altını, bakırı ya da başka bir metali elde etmek için geriye milyonlarca ton pasa ve maden atığı bırakılıyor...

Madenin ekonomik ömrü 15 yıl, 20 yıl, belki 30 yıl...

Peki, atığın ömrü ne kadar?

Altın madenciliği tartışılırken konu çoğu zaman siyanüre geliyor. Elbette siyanür son derece zehirli ve ciddi bir risktir...

Ama gelecek kuşaklar açısından sorun yalnızca siyanür değil. Siyanür uygun koşullarda zamanla parçalanabilir. Arsenik, kurşun, kadmiyum, cıva gibi elementler ise yok olmaz. Maden kapansa da oradadırlar...

Gelecek kuşaklar açısından asıl sorun budur!

Yer altındaki kaya parçalanarak yüzeye çıkarıldığında, daha önce hava ve suyla sınırlı temas eden mineraller yağmur ve oksijenle buluşur. Özellikle sülfürlü minerallerin bulunduğu cevherlerde bunun sonucunda asit maden drenajı oluşabilir...

Yağmur suyu pasa yığınlarının arasından geçerken asitlenir. Asitlenen su da kayanın içerisindeki arsenik, kurşun, kadmiyum, bakır ve çinko gibi metalleri çözerek taşımaya başlar...

Böylece sorun maden sahasının sınırlarını aşar. Dereye iner, yer altı suyuna karışır, tarım alanlarına ulaşır...

Türkiye’deki en önemli örneklerden biri Balıkesir’in Balya ilçesindeki eski kurşun-çinko madenidir...

Maden yıllar önce kapandı. Ama eski maden atıkları kirlilik üretmeye devam ediyor. Yapılan araştırmalarda atıklardan sızan sularda kurşun, çinko, arsenik ve bakır gibi elementlerin yüksek düzeylerde bulunduğu belirlendi. Bazı sularda pH değerinin 2.7’ye kadar düştüğü görüldü. Maden kapanmıştı. Ama sorun devam ediyordu...

Artvin Murgul’daki bakır madeni çevresinde yapılan çalışmalarda da işletmeye yakın toprak ve çökeltilerde özellikle bakır, kurşun ve çinko değerlerinin yüksek olduğu ortaya çıktı...

Demek ki bir madenin etkisini yalnızca işletildiği yıllarla ölçemeyiz...

Çünkü maden işletmesi bitebilir ama yağmur yağmaya devam eder. Yer altı suları hareket etmeye devam eder. Ve kaya, yıllarca kimyasal tepkime vermeye devam eder...

Bir de işin kaza boyutu var...

13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’teki altın madeninde yaklaşık 10 milyon metreküplük liç yığınının kayması sonucu dokuz işçi yaşamını yitirdi...

Atık barajlarının, pasa sahalarının ve liç yığınlarının 30, 50, 100 yıl sonra ne durumda olacağını hesaba katmadan yapılan madencilik, gelecek kuşaklara yük olur...

Bir şirket madeni işletir. Altını, bakırı veya başka bir metali satar. Maden tükenir, şirket gider...

Peki, elli yıl sonra kirlenen suyu kim arıtacak?

Yüz yıl sonra çöken atık sahasını kim düzeltecek?

Arsenik yer altı suyuna ulaştığında o kuyuları kim kapatacak, köylünün temiz suyunu kim sağlayacak?

Yani sorun yalnız ağaçların kesilmesi değildir...

Sorun su, toprak, tarım ve insan sağlığıdır...

Ve henüz doğmamış insanların yaşam hakkıdır...

Gerçek maliyetin içine maden kapandıktan sonraki rehabilitasyonu, su arıtmayı, atık sahalarının bakımını, yer altı suyunun izlenmesini ve oluşabilecek çevresel zararları da koymak gerekir. İşte ondan sonra elde edilen faydayla ortaya çıkacak gerçek maliyet karşılaştırılmalıdır...

Şirket altını çıkartır satar...

Maden biter...

Kazanç şirketlere, fatura gelecek kuşaklara kalır...

NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Kazanç şirketlere, fatura gelecek kuşaklara...
Benzer Haberler