Tuzluçayır, Natoyolu, çöplük, hayat...
Veli BAYRAK hepimizi yazdı...
Şuralarda bir yerde insanlar olmalı. Caddeler, sokaklar, kaldırımlar. Tren tam şehrin ortasından geçmeli. Şuralarda bir yerde kömür deposu. Keçikıran, Hüseyingazi, Kayaş, Hatipçayı, Misket, Şirintepe, Şahintepe, Tuzluçayır, Natoyolu.Şuralarda bir yerde koskocaman bir kentin gürültüsü...
Şuralarda bir yerde bayramlarda tertemiz elbiseler giyip şeker toplamak için kapısına gideceğim akrabalarım olmalı. Ana kız halam, Fadime bibim, Ahmet eniştem. Gülüp eğlendiğim kardeşlerim olmalı şuralarda bir yerde. Şuralarda bir yerde Kangallılar, Çamşıhlılar, Gürünlüler, Sarızlılar, Gümüşhaneliler, Çorumlular, Yozgatlılar, Karaşarlılar. Şuralarda bir yerde Edirne'den Kars'a yoksul ve emekçi halklar...
Kırşehirli Mehmet Arpa tel örgünün içinde oturmalı. Biraz yukarısında kirvem Yusuf Tatlıcan. Şuralarda bir yerde Yusuf Ülger'in dükkânı olmalı. Kayserili Davut gelmeli koltuğunda tavla, elinde bira. Gümüşhaneliler usta insanlar, Ege Mahallesi’nde otururlar. Gürünlüler onların komşuları. Şuralarda bir yerde Cuma dayının bakkalı olmalı, şuralarda bir yerde Süleyman dayımın köfte arabası...
Şuralarda bir yerde “Ya Hızır sen yetiş.” deyip memleketini, köyünü, doğduğu toprakları terk edip Tuzluçayır ve Natoyolu’nu mesken tutan insanlar olmalı. Şuralarda bir yerde doğup büyüdüğüm mahalle olmalı. Şuralarda bir yerde tek eğlencemiz açık hava sineması. Koca İbrahim "Tamam gençler film başlıyor." diye seslenmeli. Makinist Mustafa kirece boyanmış perdeye hayat vermeli...
Şuralarda bir yerde Nuriye ebem öpmeli alnımdan "Fatma'mın kuzusu." diye. Köylümüz Veli Sarıtaş, bakkalından kader kısmet çektirmeli. Şuralarda bir yerde Zare Bibim el sallamalı. Şuralarda bir yerde gökyüzü mavi, yollar toprak, ağaçlar çiçeğe durmalı. Eski yazlık sinemanın bitişiğinde tahta merdivenli bir ev. Şuralarda bir yerde Bektaş Hocanın tuhafiye dükkânı, oğlu Hüseyin’in erken tükenen umutları. Şuralarda bir yerde Tuzluçayır yol ağzından Ankara'nın çöplerinin döküldüğü mahalleye doğru uzanan ince kıvrımlı bir yol: Natoyolu...
Bahçesinden kiraz kopardığım Zeynep hala, ziline basıp kaçtığım Karaşarlı Esme teyze, terlik karşılığında keçiboynuzu aldığım seyyar satıcı. Şuralarda bir yerde okuma yazma öğrendiğim ilkokul olmalı. Önce Süleyman Nazif sonra Açıkalın İlkokulu. Sait Metin olmalı şuralarda bir yerde. Sivas Madımak’ta kaybettiğimiz 33 canın en uzunu...
Çöplük olmalı şuralarda bir yerde. Üzerinde koşup oynadığım yeşil renkli toprak. Tahtakurusundan yatamadığım sedir. Şuralarda bir yerde kuyudan su çekmeliyim, keven koparıp yakmalıyım şuralarda bir yerde...
Şuralarda bir yerde Zöhre ebem tavasıyla kurşun dökmeli. Şuralarda bir yerde İmirze dayının tuhafiyesi, Mustafa dayının bakkalı, Hacı dayının köfte arabası, Süleyman dayımın yorgan dükkânı. Tekkeli Sarı Hüseyin gecekondulara çatı çatmalı şuralarda bir yerde, Sıvacı İbo ağzında sigara sıva yapmalı. İnsanlar ona “Deli Veli” derler oysa o dünyanın en akıllı insanı şuralarda bir yerde iki ekmek fiyatına kaldırım taşları döşemeli. Deli Hüseyin olmalı şuralarda bir yerde. Yakışıklı, bilge. Taşı sıksa suyunu çıkartır. Şuralarda bir yerden çıkıp gelmeli...
Şuralarda bir yerde Keçikıran’dan atıyla Yozgatlı Garip dayı gelmeli. Şuralarda bir yerde "Çemen" diye bağırmalı. Kadınlar başına toplanmalı şuralarda bir yerde çocuklar peşinden koşmalı. Şuralarda bir yerde gençler maç yapmalı. Kuliç, Kempes, Pele! Şuralarda bir yerde yırtık ayakkabılarıyla çocuklar koşuşturmalı. Çarşı bir tek Boğaziçi Mahallesi’nde olmalı. Şuralarda bir yerde Sadık bakkal olmalı. Gençler elektrik trafosunun etrafında toplanıp türküler söylemeli...
Yılmaz Yılmaz saz çalıp türküler söylemeli şuralarda bir yerde. Şuralarda bir yerde Madımak’a gitmeden önce Gülsün Karababa’nın ayak izleri. Şuralarda bir yerde Mehmet Ali Karababa yeri göğü inletmeli sazıyla sözüyle. Şuralarda bir yerde misket oynayan çocuklar, top koşuşturan gençler, duvarlara “Tek Yol Devrim” diye yazan abiler, ablalar….
Şuralarda bir yerde adına “İmar İskân” dedikleri evler olmalı. Devrimciler el koymalı o evlere ihtiyacı olan insanlara dağıtmalı. Şuralarda bir yerde “Sarı Yusuf” derler bir yiğit olmalı “Sınıfsız sömürüsüz bir toplum” diye on yedisinde koştururken hayata bir yüzbaşı tarafından bir gecekondunun kömürlüğüne sıkıştırılıp kahpece katledilen. Şuralarda bir yerde henüz on yedisindeyken duvara yazı yazdığı için öldürülen Ali Haydar Türkmen...
Şuralarda bir yerde mahallemizin emekçisi Gürünlü Yusuf Bozdağ olmalı. Bir elinde kazma öteki elinde kürek şuralarda bir yerde üşenmeden insanların yardımına koşmalı. Şuralarda bir yerde Dursun öğretmen, Zeynel dayı, Seher teyze. Şuralarda bir yerde içimde sönmeyen hece: Hatice! Şuralarda bir yerde esmer bir güzele yanıp tutuşmalıyım. Şuralarda bir yerde… Kavuşamamalıyım...
Şuralarda bir yerde davullu zurnalı düğünler olmalı. Kınayı Zurnacı Hüseyin, düğünü Zurnacı Hasan çalıp kızı baba evinden zurnacı Yusuf çıkartmalı. Davuluyla Aşık dayının oğlu Seyit eşlik etmeli. Sonrası: Yadigâr, Seyfi, Abuzer….
Şuralarda bir yerde Yakup abdal köylüleri motorla armut ve ahlat satmalı. Suyu boyundurukla getirmeli, ekmeği tandırlıkta yapmalıyız. Kapıyı açık bırakıp öyle yatmalıyız geceleri. Şuralarda bir yerde köpekler ulumalı. Şuralarda bir yerde motorcular Hasan Dede üzümü satmalı. Şuralarda bir yerde abim Ali Bayrak’ın araba garajından yaptığı muhtarlık, şuralarda bir yerde kırtasiye dükkânımız, veresiye defterimiz...
Şuralarda bir yerde yokluk atadan, yoksulluk babadan kalmış olmalı. Hüznü yazıya döküp özlemi içimize attığımız şu dünyada bu yalnızlık neden?
Şuralarda bir yerde sarılıp koklayacağım annem olmalı. Babam olmalı şuralarda bir yerde. Köyümün Haydar Çavuş’u, Gımık Haydar'ı, Sivas halayının ustası, Tuzluçayır’ın delikanlısı, Natoyolu’nun çatı ustası….
Şuralarda bir yerde Divriğili Haco bibi, Çamşıhlı Behzat dayı, Zerkli Veli dayı eşekle su taşımalı. Şuralarda bir yerde Veli Metin karısı Fato’yla birlikte kızı Yasemin’e ağıtlar yakıyor olmalı. Şuralarda bir yerde Yakup amcam Yusuf abime, Ali abim Kibar yengeme, İmirza dayı oğlu Yüksel’e yanıyor olmalı...
Şuralarda bir yerde Aşık Karani gecekondusunun balkonuna oturup "Ağ deveyi katerlemiş gidiyor. Türkmen kızı bir yaylanın içinde." diye türküler söylemeli. Aşık Emsali sazının döşüne vurmalı şuralarda bir yerde. Âşık Ethem Karagöllü sazı ve sözüyle anlatmalı doğduğu topraklara olan özlemini:
“Ata dededen veraset.
Özlüyorum köyüm seni.
Senden uzak sana hasret.
Özlüyorum köyüm seni.”
Şuralarda bir yerde Müslüm Sümbül türküler söylüyor olmalı, İsmail Nar deyişler. Ali Kızıltuğ uzun havalar okumalı şuralarda bir yerde. İsmail İpek yakmalı içimizi. Mahzuni Şerif olmalı şuralarda bir yerde oğlu Emrah Mahzuni. Hakkı Kılavuz'un o eşsiz sesi yankılanmalı Saimekadın'da, Elmadağ'da. Şuralarda bir yerde Hasan Erdoğan "İğde çiçeğine dilek diledim." diye türküler söylemeli, Mehmet İpek olmalı şuralarda bir yerde. Şuralarda bir yerde Ali Abacı, Hüseyin Karakuş, Adem Aslandoğan… Şuralarda bir yerde koca Ozan Feyzullah Çınar...
Şuralarda bir yerde barış olmalı, kardeşlik olmalı. Büyüklerimizin birbirine kurşun sıktığı gecenin ertesinde onların çocuklarıyla bir olup çöplükte hurda toplayıp satmalıyız hurdacıya. Şuralarda bir yerde bir tornet tekerinin ardından koşup oynadığım çocukluğum. Şuralarda bir yerde liglerin gol kralı Senai Kara, abisi ressam Sezai Kara...
Şuralarda bir yerde Kibar yengem olmalı. Geç bulup erken kaybettiğimiz, kızı küçük Eylem’i kucağımıza bırakıp gittiğinde onu kardeş diye büyüttüğümüz. Zöhre ebem olmalı şuralarda bir yerde, elinde kurşun tavası, dilinde insana dokunmayan küfrü ve sırf babasının adı diye beni severken “Adına gurbanım.” diyen haykırışı. Şuralarda bir yerde abim Ali Bayrak olmalı. Gece gündüz yanımızda olan, sabah okula giderken her birimizin cebine ayrı ayrı harçlık bırakan, diline, sözüne, kurban olduğum kelamını bizden esirgeyip erken vakitte aramızdan ayrılan. Babam olmalı şuralarda bir yerde. Zamansız gidişini aklımdan çıkartamadığım, üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen cep telefonuma “Babam” diye kaydettiğim numarasını bir türlü silemediğim. Köyümün Gımık Haydar'ı, yaşıtlarının Haydar Çavuş’u, Orman Bakanlığının odacısı, Sivas halayının ustası, Tuzluçayır ve Nato yolunun delikanlısı, gecekonduların sıvacısı, çatı ustası...
Şuralarda bir yerde sarılıp koklayacağım annem olmalı. 21 Şubat 1991’de hayatımızın geçtiği çöplükte çöp arabasının çarptığı, öpmeye doyamadığım yüzünün tanınmayacak halde parçalanmasına rağmen gözlerini sonsuza dek kapamadan önce başında biriken kalabalığa beni kastederek “Oğlum asker üzülür şimdi. Oğluma öldüğümü söylemeyin.” diyen canım olmalı. Annem olmalı şuralarda bir yerde. Sülalemin Gelin Bacısı, ömrümün dinmeyen acısı Fatma olmalı…
Şuralarda bir yerde boy boy dikilen apartmanların arasında toprağa hasret, bahçeye, ağaca, eriğe, elmaya, vişneye, dostluğa, arkadaşlığa hasret insanlar. Şuralarda bir yerde yorgun bir yüreğe yaslanıp kurduğum bir hane. Şuralarda bir yerde. Aklımın köşesinde, yüreğimin dibinde, canımın içinde…
Şimdi bir bir yıkılırken gecekondular kanıyor da yürek yarası. Yıkılan gecekondumuzun temelinden çıktı babamın sıva yaparken kullandığı tahta malası...
*Şair ve Yazar...
Bu bir editöryal haberdir.
Yorumlar