*Hakan KEYSAN yazdı...

Fotoğraflar: İrfan Erdoğan...

Siyaset ve sanat kurumu, bir toplumun gücünün ve özgürlüğünün tamamlayıcısı iki üstyapı alanıdır. Her ikisi de toplumların kamusal ve özel yaşam alanları üzerinde belirleyici bir güce sahiptir....

Siyaset, toplumun hiyerarşik yapısını gözeten, anayasal hukuk ilkeleriyle gündelik hayatı sevk ve idare ederken, sanat alanı toplumların özgürlüğüne, estetik dizgelerine ve düşünsel-eleştirel farkındalık yaratma duygularına yönelir...

Sanat da siyaset de etik ve evrensel bir yaklaşımla toplumları iyiliğe taşıyabilir, barışın ve özgürlüğün dayanağı olabilir...

Ama her iki kurumsal alan da etik değerlerini yitirir, güdümlü ve ranta dayalı bir yapılanmaya kapılırsa toplumun mayası bozulur. Ekonomik sistem belli kesime akar ve farklılıklarımızla bir arada yaşama, barış, sevgi ve paylaşım duygularını gündelik hayatın bir olgusu haline getirme pratiği yaralanır...

Bugün ülkemiz siyaset kurumu tam da böyle bir yozlaşmanın bataklığında debelenen bir canavara dönüşmüş durumda. Siyasetteki bu yozlaşma diğer bütün üstyapı alanlarını da dezanformasyona uğratıyor kuşkusuz. Bu durumdan nasibini alan sanat alanı da dahil olmak üzere…

Türkiye demokrasisi ve hukuk sisteminin düzeyinin yerlerde sürünüyor olmasının sonuçlarını bütün bir kamusal hayatta derinden duyumsuyoruz.  Siyasetin ahlaki derinliğinin tamamen ortadan kalktığı bu süreç insan üzerinde de olumsuz tahribatlar yaratıyor. Bugün yerel yönetimler üzerinde yaratılan hukuksal çatışma, toplumu huzursuz eden bir mecrada genişleyerek devam ediyor. Süreç Denizli’ye de sıçradı ve kırılma Merkezefendi Belediyesi’nden başladı. Devamının büyükşehir ve Pamukkale belediyeleri ile sürmeyeceğinin hiçbir garantisi yok…

Hukuk manivelasının bir kırbaç gibi muhaliflerin, gazetecilerin, insan hakları savunucularının, sendikacıların ve hak arayıcıların üzerinde acımasızca işletildiği ortamda korku ve geri çekilme iklimi kara bir bulut gibi halkın da üstüne çöküyor...

Toplum, sanat yapanlar, gazeteciler, aydınlar ve halk korku ve endişe içinde bütün hareket alanı daraltılıyor. Aykırı ve muhalif ses çıkaranları evleri sabah erken saatlerde basılıyor, durmaksızın hapishanelerin yolları süsleniyor...

Böyle bir ortamda OTOKONTROL denen acımasız kılıç devreye giriyor ve en çok haykırması gereken aydınlar, sanatçılar bu korku ikliminin çevresinde susarak daha da sessizliğe çörekleniyorlar. Bu da iktidar şiddetinden daha ağır bir vicdani şiddeti açığa çıkarıyor. Artık aydın ve sanatçı duruşunda sergilenemeyen kamu vicdanını şimdi mumla arıyoruz ne yazık ki. Bugün Kemal Yalçın’a Denizli’den gösterilen bu geri çekilmenin zemin etüdünü böyle yapabiliriz…

***
Kemal Yalçın gerekçesiz ve hukuksuz olarak ülkesine 11 aydır alınmıyor. Denizlili dostları ve aydınlar buna karşı bir farkındalık yaratma girişimi olarak Denizli kitap fuarında bir dizi etkinlik gerçekleştirdi. Ancak Denizlili aydın ve sanatçıların otokontrol mekanizması, yukarıda anlatılan basıncın gölgesinde kaldı. Denizli aydını, sanatçısı bir duruş sergileyemedi, korktu ve geri çekildi. İç dünyasında ve mahkum olduğu ulusal kimliğinin zirvesinde, toplumsal ve evrensel duyarlılığına yenildi. Birçok whatsap grubunda egosunu ifade etmek için çırpınan “sanatçı”, Kemal Yalçın adının gölgesinde bir anda ortadan kayboluverdi...

Tıpkı yerel siyaset kurumu gibi. Honaz’da açılan Mübadele Evi’ndeki Kemal Yalçın’ın Emanet Çeyiz kitabı ve onun ailesinin hikayesi iki toplum arasında onlarca kez en üst düzeyden ödüllendirilmesine karşın iktidar odakları, bir tek Gülizar Biçer Karaca dışında adını bile anmaktan imtina gösterdi...

Denizli sanat ve siyaset kurumu ülkede yaratılan bu basıncın paralel evreninde, reel iktidara büyük bir destek sundu. Kendi etik duruşuna, insanlığın evrensel değerlerine sahip çıkamadı. O derinliksiz konformizminin kollarında kendi yalnızlığına gömüldü...

***
Sanat alanı, o konformizmi kuşkusuz özgün ve evrensel değerleriyle yine de yok eder her daim. Tarih sayısız eser ve örneklerle doludur. Kemal Yalçın bu tarihe iz bırakan, yaşayan evrensel ama Denizlili bir aydın ve sanatçıdır. Sadece “Lili yazar” değil. Adı anılmaktan imtina gösterilse de o halkların nezdinde siyaset kurumunun ve onun ulusalcı-ırkçı saplantılarının fazlasıyla üzerindedir...

Ama zaman sanatta da siyasette de Avangart öncüleriyle başka bir mecranın yolunu açar her daim.Bu halkların ve kültürler arası zenginliğin çiçek ve sevgi bahçesidir...

İnsanlığın gerçek evrensel aydın ve sanatçıları özgür ve teslim olmayan mürekkepleriyle resmi tarihin şiddetine inat gerçek insanlık tarihini belgeleriyle ortaya koymaya her zaman sürdürecek elbette...

Kemal Yalçın başta olmak üzere, bizler de onlarla bir kendi topraklarında mülteci, mübadil, yadsınan olsak da dünya insanlığının mirası bu duruşla yaşayacak, halkları da kültürleriyle birlikte nefes almayı inatla sürdürecek...

*Hakan KEYSAN
TYS Denizli /Türkiye...