Mehmet SÖĞÜT yazdı...

Her canlı ayakta kalma ve üreme eğilimindedir. Bunları gerçekleştirebilmesi için beslenmeye ihtiyacı vardır. Öyle ki bir canlı başka bir canlıya muhtaçtır ki besin zinciri bunu mecbur kılar.  
Besin zinciri bağlamında canlılar üçe ayrılır: Üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar.  
Üretici canlılar bitkilerden oluşur. Güneşten ve topraktaki elementlerden aldıkları enerjiyle fotosentezi gerçekleştirip, bunu değişik süreçlerle organik maddelere çevirirler...

Tüketiciler, bitkilerin oluşturduğu organik maddelerle beslenir. Böylece hayatın devamı sağlanır.Her üç grubun da üremeye ihtiyacı vardır.  
Bir çiçek, biz yiyelim diye balözü üretmez; amacı bal arılarını ve böcekleri kendine çekmektir. Çünkü bu sayede polenlerini yayar ve neslini geleceğe taşır...
 
Çiçeklerin ayakta kalma taktikleri bununla da kalmaz; hedef kitleyi kendilerine çekebilmek için hoş kokular yayar, cezbedici renklere bürünürler.
Bizler ve hayvanlar da kendi türümüzün karşı cinsini etkileme yöntemlerine başvururuz. Üreme döneminde kuşlar bile bir mücadele içine girer. Harika ötüşlerinin yanında, zorlu bir güç gösterisi sergilerler...

Tüm canlıların işleyişleri birbirine benzer ki bazen bizden daha akıllıca davranırlar.Çiçekler genelde çift cinsiyetlidir ama onlar arılar, böcekler ve rüzgâr yoluyla başka çiçeklerle döllenmeyi tercih ederler. Çünkü kendi kendilerini döllediklerinde, sağlıksız nesillerin doğuşuna neden olurlar...

Biz Ortadoğu halkları ise hâlâ akraba evlilikleri yapmakta ve geriye engelli nesiller bırakmaktayız.
Tekrar besin zincirine gelelim. Diğer ikisini açıklamıştık, geriye ayrıştırıcı canlılar kalmıştı. Ayrıştırıcılar bazı bakteri ve mantarlardan oluşur. Biz canlıların kaçınılmaz bir sonu vardır; o da ölüm. İşte öldüğümüzde vücudumuzu ayrıştırarak çürütecek olan bu canlılardır...

Böylece müthiş bir döngü oluşmuş olur. Üretici canlılar olmasaydı, biz tüketiciler olmazdık.Tüketici ve üretici canlıların gövdelerini ayrıştırıcı canlılar çürütmeseydi, yine bu mükemmel döngü oluşmayacak ve yaşam mümkün olmayacaktı.  
Kısacası doğa sürekli bir döngü ve evrim içerisindedir.Türlerin devamı doğaya uyum sağlamakla mümkündür...

Ancak biz insanlar, genellikle bu döngüyü ve dengeyi sekteye uğratma yolundayız.
Atmosferde %0,03 oranında olması gereken karbondioksit oranını yükseltip yaşamımıza son noktayı koyma peşindeyiz sanki.Evet, Avrupa bu dengeyi sağlama uğraşı veriyor. Peki, biz Ortadoğulular ne yapıyoruz?

Yarattığımız tanrılar, dinler ve batıl inançlarla yok olma yarışındayız. Söz ettiğim bu yargılar birer ayrıştırıcı görevi görüyor ve biz bunun farkında bile değiliz. Birbirimizi kabul etmiyor, farklı gördüklerimizi düşman ilan ediyoruz. Yazık!

Hâlbuki farklılıkları kabul ederek, kendimizi acımasız bir eleştiri süzgecinden geçirerek bu yok olma mekanizmasından kurtulabiliriz...

Yok etme becerimiz yerine, yaratma becerilerimizi öne çıkarmalıyız..

Yoksa yok olup gideceğiz. Diğer halklar ırkçılığı ve dinciliği çoktan aştı...

Unutmayalım ki bilim ve teknoloji çağında yaşıyoruz…

* Şair ve Yazar...