Kendi Enkazına Yürümek...

Kendi Enkazına Yürümek...

*Birol KESKİN'den...
[email protected]

İnsan,60 yıl, 70 yıl, hadi bilemedin 90 yıl süren bir ömrün içine, sonsuzluk hevesini sığdırmaya çalışan tuhaf bir varlık. Bir sabah uyanıyor, dünyayı kendi mülkü sanıyor. Ayağının altındaki toprağın, bir gün onu yutacağını unutacak kadar kendinden emin. Hatta kibirli...

Oysa bizden çok önce de hayat vardı. Taşların konuştuğu, rüzgârın dua gibi estiği zamanlar… Göbekli Tepe’nin taşlarına dokunan eller bugün yok. Ama o taşlar hâlâ ayakta. Demek ki kalıcı olan insan değil. Ne hırsı, ne iktidarı, ne de sahip oldukları. Bir zamanlar o taş şehirlerde insanlar yürüdü. Aşık oldular, kavga ettiler, ibadet ettiler, çocuklarını büyüttüler. Hayatlarını çok ciddiye aldılar. Ve hepsi geçti. Sessizce. Ama bir gerçeği haykırarak: İnsan geçicidir...

Bugün biz, onların bıraktığı dünyanın üzerinde yaşıyoruz. Ama onlardan bir farkımız var: Onlar dünyaya dokundu, biz dünyayı aşındırıyoruz. Kesiyoruz. Yakıyoruz. Zehirliyoruz. Ve adına “Gelişme” diyoruz. Denizleri öldürürken, ormanları sustururken, toprağı boğarken.Hala ilerlediğimizi sanıyoruz. Oysa bu ilerleme değil. Bu, yavaşlatılmış bir yok oluş...

İnsan, sahip olmayı ait olmaktan üstün gördüğü an, kendi sonunu imzalar. Çünkü bu dünya sadece insana ait değil. Toprağın altında sessizce yaşayanlar var. Denizlerin derinliklerinde hiç bilmediğimiz hayatlar var. Ve biz, tanımadığımız bir düzenin içine hoyratça müdahale ediyoruz...

Belki de en büyük yanılgımız şu: Zamanın bize ait olduğunu sanıyoruz. Oysa zaman bizi taşır, biz zamanı değil. Bugün güçlü olan insan, yarın bir harabenin hatırası olacak. Bugün betonla kapladığımız yerler, yarın doğanın sabrıyla geri alınacak. Çünkü doğa acele etmez. Ama unutmaz da. Ve insan.Kendi aç gözlülüğünün içinde boğulurken bile, bunu “ilerleme” sanacak kadar kendine yabancılaşabilir...

Belki de mesele dünyayı kurtarmak değil. Belki de mesele, insanın kendini anlamasıdır. Çünkü insan kendini anlarsa, dünyaya zarar vermez. Ama anlamazsa.Kısa ömrüne rağmen, uzun bir yıkım bırakır arkasında. Ve en acısı da şudur: Bu yıkımı, bir başarı hikâyesi sanır...

Bu düzen, insana ait olmayan bir dünyayı, insanın sınırsız mülkü gibi pazarlayan bir düzen. Daha çok üret, daha çok tüket, daha çok sahip ol. Ama asla durup sorma: “Bunun bedelini kim ödüyor?” Cevap açık: Toprak ödüyor. Su ödüyor. Gelecek ödüyor. Ve en sonunda.İnsan, kendi kurduğu bu düzenin enkazı altında kalıyor...

Çünkü gerçek olan basittir: Doğayı sömüren bir düzen, eninde sonunda insanı da sömürür. Ve insan, ya bu gerçeği görüp değişecek.Ya da kendi yarattığı karanlığın içinde, kendi hikâyesinin sonunu yazacaktır.

* Sendikacı...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber BARINAK...
Benzer Haberler