Muhsin Bey’in vasiyeti...

Muhsin Bey’in vasiyeti...

*Veli BAYRAK yazdı...
[email protected]

Çocukluğumu bilen Muhsin Bey bir süre önce, sanki cebinde milyon dolarlık bir holdingin hisseleri varmış gibi son derece ciddi ve gizemli bir yüz ifadesiyle kapımı çaldı. Buyur ettim içeriye. Kendisiyle çay içip sohbet ettik. Çayından derin bir yudum aldıktan sonra arkasına yaslandı ve bana, “Bu işi ancak sen yaparsın. Senden vasiyetimi yazmanı istiyorum,” dedi. Şaşkınlığımı gizleyemeyip cebindeki tükenmez kaleme bakarken kıramadım adamı o söyledi, ben yazdım. Onun da iznini alarak bu tarihi belgeyi sizlerle paylaşıyorum. İyi okumalar:

"Ben, aşağıda adı ve soyadı bulunan ve hayatı boyunca zengin olmayı bir türlü becerememiş, ancak fakirliği konusunda istikrarlı olmuş ben; aklım başımda, cebim boşken ve üzerimde kayda değer hiçbir mal bulunmazken bu vasiyetnameyi düzenliyorum. Haydi bakalım, hayırlara vesile olsun..."

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki sakın ola ardımdan kavga etmeyin. Çünkü paylaşacağınız hiçbir şeyim yok. Evim kiraydı zaten. Arabam hiç olmadı. Arsa desen yok. Altın desen, çeyrek olsun, düğünlerde bile takamadım. Bu nedenle mallarımın tamamını, hayatım boyunca benimle birlikte yaşayan ve bütün yokluklarıma sabır gösteren karıma bırakıyorum. Kendisine ayrıca benden kalan borçları ödememe hakkı da veriyorum. Çünkü bazı miraslar kabul edilmez. Benim mirasım da kabul edilecek gibi değil zaten...

Çocuklarıma gelince. Onlara verecek bir servetim yok. Ama babalarından kalan bazı değerli şeyler var. Yaklaşık yetmiş yıl süren hayat tecrübesi, bir o kadar ömür törpüsü, yüzlerce hayal kırıklığı, uzunca bir “keşke”, bir miktar “iyi ki yapmamışım” ve son kullanma tarihi çoktan geçmiş umut. Bunları aralarında eşit olarak pay etsinler. Ayrıca kendilerine yıllarca söylediğim, “Bir gün her şey düzelecek.” cümlesini de bırakıyorum. Ama onu kullanırken dikkatli olsunlar. Ben çok kullandım, bir işe yaramadı. Kız kısmına biraz ayrıcalık tanıyorum. Düşe kalka hastaneye giderken kolumdan tutan biri olmadığı için yere sert bastığım ayak izlerimi kızımın çocuklarına, yani torunlarıma bırakıyorum. İleride böyle şeyler kızımın başına gelmesin diye...

Akrabalarıma ise sadece beni arayıp sormadıkları günlerin hatırasını bırakıyorum.  Amcaoğluyla birkaç kez selfie çektirmiştim. Onları alıp münasip... Her neyse! Herkes kendi payına düşeni alıp düğün, cenaze ve bayramlarda tepe tepe kullansınlar...

Komşularımı da unutmadım. Hayatım boyunca bana, “Bir şeye ihtiyacın olursa söyle.” dediniz. O zamanlar vardı ama artık bir şeye ihtiyacım yok. Bu nedenle size, içeride olduğunuz hâlde açmadığınız kapı zilinin sesini ve bayramlarda gelmediğiniz hâlde, “Geldik, evde yoktun.” dediğiniz günlerin yalanını bırakıyorum. Ananızın ak sütü gibi güle güle kullanın. Bu arada muhabbet kuşumu gökyüzüne bırakıyorum. Kafesini ise sık sık karısını döven 9 numara Kasap Nuri’ye. Sığmaz ama ancak kafeslere layık biridir...

Bana borcu olanlar hiç zahmet edip getirmesin. Zaten yıllardır getirmediniz. Ben de artık alacağımı ahirete devrediyorum. Benden alacağı olanlara gelince! Hakkınızı helal edin. Ödeyemedim. Ama emin olun, ben de kendime çok şey borçluydum ve onları da ödeyemedim...

Son olarak. Benim en büyük servetim, birileriyle aynı sofraya oturup masada ne kadar az şey olduğunu unutabildiğim zamanlardı. Bir tencere yemeğin başında on nüfusun doyduğu, çayın yanına iki bisküvinin yetip bir zeytini üç kez ısırarak yediği, cebimizde para olmadığı hâlde gülmeye bir şekilde devam ettiğimiz zamanlar. Onları kimseye bırakmıyorum. Onlar benim ve benimle gelecek. Zaten hayatta yanımda taşıyabildiğim tek zenginlik de buydu.

İmza : Hayatı boyunca “Bir gün düzelir.” diye bekleyip, o günü göremeyen adam...

*Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Sanatçı Payesi Ismarlama Listelerle Verilmez! Gölge Etmeyin...
Benzer Haberler