*Hasan ÇERÇİOĞLU yazdı...
[email protected]
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nın 50. Olağan Genel Kurulu, 11–12 Nisan 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Kongrede 49. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Suna’nın uzun konuşmasının ardından çalışma raporu okundu; başta Meslekte Birlik Grubu’ndan İstanbul delegeleri olmak üzere birçok üye rapor üzerine söz aldı...
Ben,meslekte 50.Yılını doldurmuş bir mühendis olarak bu kongrede hizmet plaketi alan üyelerden biriyim.1976 yılından bu yana odanın bir parçasıyım.Yarım asrı bulan bu süreçte neredeyse tüm etkinliklerde yer aldım, her kongreye katıldım. Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki, Meslekte Birlik Grubu’nun söyleminde ve yaklaşımında kayda değer bir değişim göremedim. Yıllardır tekrar edilen sözler, aynı kalıplar içinde dönüp duruyor.
“Oda siyaset yapıyor, mesleki sorunlarla ilgilenmiyor” eleştirisi dün de vardı, bugün de aynı şekilde dile getiriliyor. Oysa ben, bu söylemlere karşı daha güçlü, daha somut yanıtların verilmesini beklerdim...
Örneğin şöyle sorulabilirdi:
Biz mühendisiz; hesap bilen, ölçen, tartan insanlarız. O halde açıklansın: Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 1915 Çanakkale Köprüsü, Avrasya Tüneli, Kuzey Marmara Otoyolu, İzmir Otoyolu ve İstanbul Havalimanı gibi dev projelerin gerçek maliyeti nedir? Bu projelerde mühendislik hizmetlerinin karşılığı nasıl belirlenmiştir? Hak edişler ve kesin hesaplar şeffaf biçimde tutulmuş mudur?
Ne yazık ki bu sorular sorulmadı. Bunun yerine uzun ama içi boş konuşmalar yapıldı; esas meselelerin etrafından dolanıldı...
Kongrede yaşadığım kişisel durum ise ayrı bir düşündürücü örnektir. Delegeliğim belirsiz bir hale getirildi. Genel kurulda seçilmiş olmama rağmen, seçim sırasında delegeliğimin iptal edildiğini öğrendim. Ardından bana geçersiz bir kart verildi ve oy kullanmam engellendi. Gerekçe yoktu, açıklama yoktu. Adeta görünmez bir “suç” isnadıyla dışlandım.Oysa söz hakkı bulabilseydim, şu konuşmayı yapmak isterdim:
MÜHENDİS OLARAK ÖFKEMİZ VAR...
Bugün burada yalnızca mühendisliği değil, insanlığın geleceğini konuşmak zorundayız. Çünkü mühendislik, insanlığın elindeki en güçlü araçlardan biridir. Ama bu güç yalnızca betonla, çelikle, köprülerle ya da kablolarla sınırlı değildir. Mühendislik; aklın, vicdanın ve hayalin kesiştiği yerdir...
Geleceğin mühendisliği, sadece teknoloji üretmekle kalmamalı; insana ve doğaya değer katmalıdır.
Bizler, 1980 öncesinde, küçük oda kurullarında bu ülkenin tam bağımsızlığını tartışıyorduk. Deprem gerçeğini, enerji politikalarını, bilimi ve teknolojiyi konuşuyorduk. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızın yabancılara devredilmesine karşı çıkıyorduk. Dün Vietnam bombalanırken nasıl karşı çıktıysak, bugün de Ortadoğu’nun yıkımına ve kaynaklarının yağmalanmasına aynı kararlılıkla karşı çıkıyoruz.
İşte öfkemiz bundandır...
Biz mühendisiz. Hesap sorarız. Gerçeği ararız.
Ama bugün ne görüyoruz?
Milyarlarca dolarlık projeler var; hesabı yok.
Köprüler, otoyollar, havalimanları var; şeffaflık yok.
Bilim var ama değeri yok...
Soruyoruz:
Bu projelerin gerçek maliyeti nedir?
Kim neyi, hangi hak edişle aldı?
Bu ülkenin kaynakları kimlere, hangi koşullarla verildi?
Cevap yok...
Sessizlik var. Biz buna sessiz kalmayız.
Çünkü mühendislik sadece beton dökmek değildir.
Mühendislik; akıldır, vicdandır, sorumluluktur.
Bu coğrafyada iki gerçek var: deprem ve sömürü.
Depreme karşı bilim gerekir, sömürüye karşı duruş...
Bizim öfkemiz;
bilimin yerine hurafenin konulmasına,
bağımlılığın kader gibi sunulmasına,
emeğin ve aklın değersizleştirilmesinedir.
Ve bir kez daha söylüyoruz:
Bağımlı bir ülke, bağımsız mühendis yetiştiremez.
Biz susmayacağız. İşte öfkemiz bunlaradır...
Yıllar önce enerji kaynaklarımızın sınırlı olduğunu biliyorduk. Petrol ve kömürün tükenebilir olduğunu söyledik. Güneşi, rüzgârı, denizi işaret ettik. Eğer o gün bu uyarılar ciddiye alınsaydı, bugün yaşadığımız enerji krizleri bu denli derin olmayacaktı...
O gün söyledik, bugün de söylüyoruz:
Enerjide bağımlı olan bir ülke, gerçek anlamda bağımsız olamaz.
Çünkü bu topraklar, tükenmez bir enerji potansiyeline sahiptir...
Bugün dünya; yapay zekâdan uzay teknolojilerine kadar baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Ancak biz, aklın ve bilimin yolundan uzaklaştırılarak, hurafelerin ve dogmaların gölgesine itiliyoruz. Bilimin yerine inanç kisvesi altında sunulan akıl dışı yaklaşımlar geçiriliyor.İşte öfkemiz bunadır...
*MÜHENDİS...
* Bu bir editöryal haberdir.








