Zeynep H. KILLI'nın yazısı...
Fotoğraf : İrfan Erdoğan…
Geçtiğimiz günlerde polis tarafından arandım.
Genç bir kadın, işvereni tarafından cinsel şiddete maruz kaldığını anlatmıştı. Yanına gittim. Onu dinledim. Birlikte bundan sonra ne yapılabileceğine baktık: Nereden yardım alabilir? Hangi adımları atabilir? Hakları nelerdir? Bundan sonra kendisini nasıl daha güvende hissedebilir?
Ama onun anlattıkları yalnızca o gün benimle kalmadı.Aklımda kaldı.Çünkü bazen bir insanın yaşadığı acı kadar, toplumun o acıya verdiği tepki de yaralayıcı olabiliyor.Daha sonra bir konuşmada şu cümleyi duydum : “Dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez.” Bu söz beni düşündürdü.Hatta daha doğrusu, rahatsız etti...
Çünkü bu cümlede sorumluluk, sınırını aşan kişiden alınıp mağdurun üzerine bırakılıyor. Sanki cinsel şiddetin nedeni bir kadının davranışıymış gibi...
Oysa hayır...
Bir kadının davranışı cinsel şiddetin nedeni değildir.
Bir kadın güler yüzlü olabilir. Bir erkekle konuşabilir. Onunla şakalaşabilir. Aynı ortamda bulunabilir. Birlikte bir yere gidebilir.Bunların hiçbiri cinsel ilişkiye veya cinsel temasa otomatik olarak rıza verdiği anlamına gelmez...
Bir insanın susması da rıza değildir...
Donup kalması da değildir...
Korkması, ne yapacağını bilememesi veya o anda “hayır” diyememesi de değildir...
Cinsel rıza, karşılıklı ve özgür bir iradeye dayanmalıdır...
Hollanda'da 1 Temmuz 2024'te yürürlüğe giren yeni Cinsel Suçlar Yasası da bu konuda açık bir toplumsal ve hukuki norm ortaya koyuyor: "Cinsel ilişki gönüllü ve eşitlik temelinde olmalı. Bir kişi, karşısındaki insanın istemediğine dair açık işaretleri bildiği veya bilmesi gerektiği halde cinsel temasa devam ederse, bu davranış cezai sorumluluk doğurabilir..." diyor...
Bu yalnızca bir yasa meselesi değil...
Bu, nasıl bir toplum olmak istediğimizle ilgili.
1,2 milyon insanın anlattığı gerçek.Bazen rakamlar soğuk görünür. Ama her rakamın arkasında bir insan vardır...
Hollanda İstatistik Kurumu'nun (CBS) verilerine göre 2024 yılında, 16 yaş ve üzerindeki insanların %8,1'i, yani yaklaşık 1,2 milyon kişi, son on iki ay içinde çevrimdışı cinsel tacize maruz kaldığını bildirdi...
Aynı araştırmaya göre %3,5, yani 520 binden fazla kadın, fiziksel cinsel şiddet yaşadığını söyledi.
Bunlar yalnızca istatistik değil.Bunlar hayatı değişen insanlar.Korkuya kapılan kadınlar.Ne olduğunu anlamlandırmaya çalışan gençler...
İşini kaybetmekten korktuğu için susan çalışanlar.
Kendisine inanılmayacağından çekinen insanlar.
Ve belki de hiç kimseye anlatamadıkları için istatistiklere bile giremeyenler...
İşyerinde güç dengesi eşit değildir.Özellikle işyerinde cinsel taciz ve şiddeti konuşurken güç ilişkisini görmezden gelemeyiz.Bir işveren yalnızca işveren değildir...
Çalışanın sözleşmesini, çalışma saatlerini, gelirini, değerlendirmesini ve hatta geleceğini etkileyebilir.
Özellikle genç ve deneyimsiz bir çalışan için işverenine “hayır” demek, yaşananları dile getirmek veya şikâyette bulunmak hiç kolay olmayabilir...
Nitekim Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü'nün araştırmasına göre, son on yıl içinde Hollanda'lı çalışanların %16'sı işyerinde cinsel taciz yaşadı. Kadınlar erkeklere göre yaklaşık iki kat daha fazla etkileniyor. Araştırma ayrıca mağdurların önemli bir bölümünün yaşadıklarını bildirmediğini gösteriyor; bunun nedenleri arasında işini kaybetme korkusu ve sonuçlarından çekinmek de bulunuyor...
Bu nedenle artık yalnızca şu soruyu sormamalıyız:
“Neden hiçbir şey söylemedi?”
Belki de daha doğru soru şudur:
“Neden kendini ‘hayır’ diyebilecek kadar güvende hissetmedi?”
Ve bundan da önemlisi:
“Neden onun sınırına saygı gösterilmedi?”
Mağdura değil, davranışa bakmalıyız
Toplum olarak kadınlara yıllardır aynı tavsiyeleri veriyoruz:
Gece yalnız çıkma.
O yere gitme.
Öyle giyinme.
Tanımadığın biriyle konuşma.
İçkini bırakıp gitme.
Fazla gülme.
Yanlış anlaşılacak davranışlarda bulunma...
Peki erkeklere ne söylüyoruz?
Karşındaki insanın sınırını gör.
Rıza yoksa dur.
Hayırın hayır olduğunu anla.
Sessizliği rıza olarak yorumlama.
Bir insanın bedeninin sana ait olmadığını bil.
İşte asıl değişmesi gereken budur...
Güvenli bir toplum yaratmak, kadınlara cinsel şiddetten kaçınmak için nasıl davranmaları gerektiğini öğretmek değildir...
Güvenli bir toplum yaratmak, herkesin başkasının sınırlarını tanımayı ve bu sınırlara saygı göstermeyi öğrenmesidir...
(Seksueel geweld begint niet bij het slachtoffer)
Cinsel şiddetin faili yalnızca “yabancı bir erkek” değildir.Yaşlı bir erkek genç bir kadını taciz edebilir.
Genç bir erkek sınırı aşabilir.Bir kadın fail olabilir.
Bir erkek veya erkek çocuk da mağdur olabilir...
Fail bir yabancı da olabilir, tanıdığımız biri de.
Çünkü cinsel şiddetin belirli bir yaşı, kökeni, geliri veya sosyal sınıfı yoktur...
Ama değişmeyen bir gerçek vardır...
Sorumluluk, sınırı aşan kişiye aittir. Mağdura değil.
Bu nedenle biri bize cinsel şiddete maruz kaldığını söylediğinde, ilk sorularımız şu olmamalı...
“Neden oraya gittin?”
“Neden öyle giyindin?”
“Neden onunla yalnız kaldın?”
“Neden ona böyle bir fırsat verdin?”
* Bu bir editöryal haberdir.








