Mahir ÇAYAN tartışması üzerine: "Kesintisiz Devrim" teorisi ve pratiği-1
Bu kapsamda ilk eleştiri, 1978’de Parti Bayrağı dergisinde gerçekleşmiştir. Bu yazının da ana hatlarıyla kaynağı Parti Bayrağı ve yine ona dayanarak 1992’de yayımlanmış olan “Küçük Burjuva Devrimciliğinin Eleştirisi”[1] adlı broşürdür. Mahir Çayan’ı hatırlarken, bunlar da unutulmamalıdır...
*AYDIN ÇUBUKÇU...
Mahir Çayan, teorisi ve pratiği ile 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren yükselen dünya devrimci dalgasının fırtınası içinde, geleneksel örgüt ve mücadele anlayışlarına, bunların klasik Marksist-Leninist yorumlarına kuşkuyla yaklaşan devrimci grup ve kişiler içinde en “sol” itirazları yönelten devrimcilerden birisiydi...
Aynı dönemde dünyanın farklı köşelerinde; ABD, Avrupa, Japonya’da ortaya çıkan silahlı gruplar arasında, onunki kadar sistemli, kapsamlı ve etkisi yıllar boyunca süren bir teoriyi geliştirebilen grup olmamıştı. Ana çizgileri bakımından, bu hareketlerin tümü Küba devriminin biçimsel özelliklerini “yeni bir devrim ve mücadele çizgisi” olarak değerlendiriyor, kendilerince “Ortodoks Marksizm”in yeni koşullar karşısında yetersiz kaldığı tespitiyle “yeni” bir devrim stratejisi aramaya ve uygulamaya girişiyordu. Bunların hemen hepsi eylemlerini açıklayan ve propagandasını yapan bildirilerle yetinirken, Mahir Çayan, deyim yerindeyse, “solculuğun kitabını yazdı!”
Mahir Çayan silahlı devrim fikrine tutkuyla bağlı, parlamentarist ve barışçı mücadele biçimlerine kökten düşman, “ekonomik ve demokratik” mücadelelere silahlı mücadeleye hizmet ettikleri ölçüde değer veren ödünsüz bir devrimciydi ve “Kesintisiz Devrim I, II, III” adlı temel eserini yazdığında sadece 25 yaşındaydı...
Kişisel olarak, yaşıtları arasında en ateşli yazılı ve sözlü tartışmaların yıldızıydı. Kitle hareketi içinde de silahsız ya da silahlı çatışmalarda da cesur, atak ve zeki bir militan olarak öne çıkmıştı. Zamanındaki “eski tüfek ağabeyler” karşısında aklına ve kendi eğilimlerine uymayan her görüşe şiddetle karşı çıkmış, tamamen özgün bir devrim teorisi yaratmaya giriştiğinde kendisine yöneltilen her eleştiriyi en sert biçimde cevaplamıştı...
Maltepe Cezaevi’nden firar ettikten sonra başlatılan “sürek avı”nın başlıca hedefi olmuş, o koşullarda yazmaya ve tartışmaya devam etmiş, kendi devrim teorisinin gerektirdiği eylemler planlayıp uygulamaya çalışmıştı. Ancak gittikçe daralan vahşi çember, onun için şehirleri artık barınılamaz hale getirdiğinde, Karadeniz şeridinde kır gerillasını başlatma fikrine yönelmiş, bu arada Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının önlenmesini başlıca ve ilk görev olarak görmüştü. Aralarında THKO’nun çok önemli iki militanının da bulunduğu grupla birlikte bu amaçla giriştiği eylem sonucu Kızıldere köyünde kuşatıldı ve ağır silahların ateşi altında 9 yoldaşıyla birlikte kahramanca öldü...
Bu yaşam, mücadele ve ölüm çizgisi, onun görüşlerini, adeta açık eleştirel değerlendirilmeden uzak tutulan bir tabu haline getirmiştir. Mahir Çayan’dan sonra THKP-C örgütü içinden gelenler pek çok farklı örgüt ve fraksiyon halinde bölünmüş, kendi çizgilerini oluştururken kısmen ve örtülü bir eleştiriyi alçak sesle denemiş, ancak bütün temel kavramlarını ele alan ve her yönüyle Marksizm-Leninizm’e dayanan bir Mahir Çayan eleştirisi bu çevrelerden gelmemiştir...
Bu yıl yayımlanan “Mahir Çayan Kitabı -Toplu Yazılar ve Üzerine Yazılar” adlı kitap, onun teorisi ve temel kavramları üzerine yeniden düşünmek, araştırmak ve eleştirmek isteyenler için tam bir kaynak değeri taşıyor. Ne var ki, bir “Mahir Çayan Kitabı” onun teorik mirasına yönelik Marksist-Leninist açıdan yapılmış eleştiriyi de içermeliydi. Kitapta yer alan değerlendirmeler genellikle onun inkâr edilemez ve her zaman hatırlanması gereken devrimci özelliklerini tekrarlarken, hatalarına ve Marksizm-Leninizm’e açıkça aykırı tezlerine değinmemiştir. Özellikle günümüz okuru bakımından bu önemli bir eksikliktir...
Bu kapsamda ilk eleştiri, 1978’de Parti Bayrağı dergisinde gerçekleşmiştir. Bu yazının da ana hatlarıyla kaynağı Parti Bayrağı ve yine ona dayanarak 1992’de yayımlanmış olan “Küçük Burjuva Devrimciliğinin Eleştirisi”[1] adlı broşürdür. Mahir Çayan’ı hatırlarken, bunlar da unutulmamalıdır...
Mahir’in Yaşadığı Dünya ve Onu Yorumlaması...
60'lı yılların ikinci yarısında başlayan dönem, " devrimci dönem" olarak adlandırılmayı hak edecek özellikler gösteriyordu...
Emperyalizmle sömürge ve yarı sömürge ülke halkları arasındaki çelişmenin belirlediği bu süreçte, emperyalist ülkelerde de işçi sınıfının, öğrencilerin, ezilen ırk ve milliyetlerin mücadelesi, yaygın ve güçlü bir devrimci atmosfer yaratmıştı. Sömürge sisteminin kalıntılarına ve yeni emperyalist hegemonyaya karşı başlamış bulunan kurtuluş savaşlarına yeni kurtuluş savaşları ekleniyor ve bunların siyasal ve ideolojik görünüşlerinde önemli değişiklikler oluyordu. Afrika'da Gine Bissau, Angola, Zimbabwe, Kongo, Zaire, Eritre ve Mozambik'te, Güneydoğu Asya'da Laos, Tayland ve Birmanya'da başlayan ve gelişen ulusal kurtuluş savaşlarına paralel olarak Latin Amerika'da da gerilla mücadelesi gelişiyor ve bunların tümü kendilerini Marksist hareketler olarak tanımlıyordu. Hemen hepsi, “Marksizmin özel ve yeni bir yorumu” olarak tanımladıkları farklı yol arayışları içindeydi...
Bu tabloyu siyasal sonuçları bakımından tamamlayan Küba Devrimi, Castro ve Che gibi iki devrimci önderi de “moral unsurlar” simgesi olarak mücadeleye kazandırdı. Küba Devrimi, gerilla savaşı için silaha sarılmaya eğilimli kimi gruplar açısından seçtikleri mücadele biçimine dayanak olarak değerlendirildi...
Türkiye’de de durum aynıydı. Küba Devrimi ve Vietnam'da Ho Şi Minh önderliğindeki halk savaşı güçlü birer ilham kaynağıydı. Gerilla ve halk savaşı, devrimci mücadele çizgisiyle “pasifist, parlamentarist” çizgiler arasında kesin bir ayrım kıstası haline geldi. Dev-Genç’in düzenlediği gösterilerde Che’nin ortaya attığı “iki-üç daha fazla Vietnam” sloganı duyulur oldu...
Bu sırada Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının önce İş Bankası Emek şubesinden bir miktar paraya el konulması eylemini gerçekleştirmeleri, ardından Amerikan askerlerine yönelik eylemler ve THKO’nun adıyla sanıyla ilan edilmesi, Mahir ve arkadaşlarının da hesap ettiklerinden daha önce harekete geçmelerinin yolunu açtı...
Deniz ve arkadaşlarının Ocak 1971’de açıkça harekete geçmelerinin ardından, Mahir Çayan 1971 Nisan'ında Kesintisiz Devrim I adlı broşürü yayımladı. Bu kitaptaki görüşler, Mahir Çayan’ın yaklaşık iki yıllık bir sürede farklı “oportünist” çevrelerin görüşlerine karşı oluşturduğu eleştirilerin ulaştığı son nokta oldu. Bu süreçte önce TİP, Sadun Aren ve Behice Boran yönetimi, Doğu Perinçek çevresi ve nihayet Mihri Belli, neresinden bakılırsa bakılsın ekseninde silahlı devrim fikrinin bulunduğu yeni bir “Marksizm” anlayışı temelinde hedefe konulmuştu. Denilebilir ki Mahir Çayan, başından beri mücadelenin başka biçimlerini kategorik olarak reddeden bir yol benimsemişti ve bütün eleştirilerinin özünü belirleyen de buydu...
Sonuçta ulaştığı “devrim teorisi”, reformist ve revizyonist politikalardan köklü bir kopuşu temsil etme iddiasındadır. Düzene karşı her türlü düzen içi araçlarla mücadele yolunu reddederek, “devrimci savaş” yöntemleri ve araçları geliştirmeye yönelmiştir. Mahir Çayan, bu yöneliminin “emperyalizmin 3. Bunalım dönemi” için geliştirilmiş bir Marksizm-Leninizm yorumu olduğu iddiasını her fırsatta tekrarlamıştır. Belgelerde ve Mahir Çayan’ın yazılarında “Partimizin çizgisi Marksizm-Leninizm’in dünyanın ve Türkiye'nin şartlarına uygulanması sonucunda ortaya çıkmış olan uluslararası devrimci hareketin çizgisidir” açıklamasına sıkça yer verilmiştir...
Mahir Çayan, özelikle Lenin'in, “emperyalizm ve proleter devrimleri çağı” olarak nitelediği çağın temel özellikleri hakkındaki tezlerini ve bu tezlere bağlı olarak inşa ettiği devrim ve parti teorilerini “gözden geçirirken” şu görüşten yola çıkıyordu:
“Oportünizm, her yerde her zaman Bilimsel Sosyalizmi tahrifte iki metoda başvurur: Ya zaman ve mekân kavramlarını dikkate almadan, Marksizm ustalarının başka tarih ve şartlar için ileri sürdükleri ve yaşanılan dönemde eskimiş tezlere dört elle sarılır ve bu tezleri kendi şemasına dayanak yapmaya çalışır. Veya Marksizm Leninizm’in her şart altında geçerli tezlerini 'zaman ve mekân değişmiştir, o yüzden geçerli değildir' diyerek Marksizm’i revize eder.”[2]
Mahir Çayan, Lenin'in örgüt teorisini, mücadele biçimleri hakkındaki görüşlerini ve emperyalizm teorisinin başlıca tezlerini tartışmaya bu tespitten yola çıkarak başladı. Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in görüşlerini, kendince yorumladığı, yaşanan dünya koşulları bakımından geçerli olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırdı, birbirinin karşısına koydu. Bazı saptama ve çözümlemeleri, kendi teorisinin kanıtı olacak şekilde asıl içeriklerinden kopardı ve bozdu...
Vahim Bir Yanlış Anlama ve Sonuçları: Dünya Savaşı ve Devrim İlişkisi...
Bunlardan özellikle biri, Mahir Çayan'ın, bütün sisteminin temeline koyduğu, örgüt ve mücadele anlayışını dayandırdığı aslında olmayan bir “Marksist-Leninist tez”dir...
Mahir Çayan, Marksist-Leninist devrim ve parti teorilerinin ancak bir dünya savaşının gerçekleşmesi halinde ve savaşın sonucu olarak doğabilecek bir devrim öngörüsüne dayandığını ileri sürüyordu...
Ona göre, Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Mao, “devrimin önkoşulu dünya savaşıdır” tezini savunmuşlardı. Gene ona göre, Marx'ın, Engels'in ve Lenin'in ortaklaşa savundukları bu görüş, geçmiş zamanlar için doğruydu! Ustaların beklentileri doğru çıkmıştı ve her büyük savaşın ardından büyük devrimler patlamıştı. Ama artık, bir dünya savaşı imkânsız hale gelmişti. “II. Evren savaşından sonra, kapitalizm yeni bir bunalım dönemine girmiştir. Bu dönemde, emperyalistler arası zıtlığın savaşa yol açması imkânsızdır.”
Dolayısıyla, ona göre bir dünya savaşı beklentisine göre kurulmuş bulunan Marksist-Leninist devrim teorisi, Leninist parti teorisi ve “klasik mücadele anlayışları” artık geçersiz hale gelmiştir!
Ayrıntılara girmeden önce açıkça belirtelim ki, böyle bir Marksist “tez” yoktur. Adları sayılan devrimci önderlerin hiçbiri, dünya savaşını devrimin önkoşulu olarak görmemişlerdir...
Mahir Çayan, bu görüşünü kanıtlamak için Marx’tan Lenin’den alakasız ve kendince “düzeltilmiş” alıntılar yapmıştır...
“Marx, Fransa’daki (1848-50 arası) sınıf mücadelesinin genişleyebilmesi ve Avrupa devrimine (dünya devrimi 'anlamında) varılabilmesi için, bütün Avrupa uluslarını karşı karşıya getirecek bir dünya savaşının mevcudiyetini şart koşmaktadır. Birinci dünya savaşının, dünyanın ilk büyük proleter devrimine yol açması gerçeğine bakarak, Marx'ın bu düşüncesinin gerçekten de büyük bir kehanet, ama bilimsel bir kehanet olmadığını söylemek imkansızdır.”
Marx’ın farklı anlamda kullandığı “dünya savaşı” kavramını Mahir Çayan, birinci ve ikinci emperyalist savaşları tanımlamak için kullanılan kavramla özdeşleştirme hatasına düşmüştür....
Bu paragrafı, eserin bütününü göz önünde tutarak özetlersek, Marx’ın şunları söylediğini görürüz: Fransa'da sınıf mücadelesi, Avrupa'nın bazı ülkelerindeki ulusal kurtuluş mücadelelerini de (Macaristan, Polonya, İtalya’da ulusal birlik ve bağımsızlık mücadeleleri kastediliyor; kitabın diğer bölümlerinde açıklanmaktadır bunlar) hızlandırarak, Avrupa çapında genişleyen bir sınıf savaşına yol açacaktır. Bu savaş, Mahir Çayan'ın yorumladığının aksine, kapitalist devletlerin birbiri ile savaştıkları günümüzdeki anlamıyla bir dünya savaşı değil, ezilen ulusların ve proletaryanın kapitalist-feodal devletlere karşı bir savaşı olacaktır. “Bu iş ancak, dünya savaşı yoluyla proletarya dünya pazarına hâkim olan halkın ön safına, İngiltere'nin ön safına geçtiği zaman başarılmaya başlanacaktır.”
Kitabın yalnızca bir bölümünü üstelik kendi düşüncelerini doğrulayacak pasajlar bulmak için okuduğundan Çayan’ın gözden kaçırdığı gerçek anlam bundan ibarettir. Bir kez daha belirtelim ki, Marx proleter devriminin önkoşulu olarak dünya savaşını değil, proleter devriminin sonucu olarak ortaya çıkacak devrimci bir dünya savaşından, proletaryanın burjuvaziye karşı yürüteceği dünya savaşından söz etmektedir...
Nitekim Marx, önceki bölümlerde, bu anlayışı daha açık bir şekilde, eğer kitabın tümü dikkate alınırsa anlaşılabilecek bir açıklıkla anlatmaktadır: “Yeni Fransız devrimi kendi milli toprağını derhal terk edip Avrupa alanını fethetmek zorunda kalacaktır. On Dokuzuncu Yüzyıl sosyal devriminin üzerinde gerçekleşebileceği tek alan budur.”
Mahir Çayan’ın, okuduğunu anlayamayan birisi olduğu asla düşünülemez. Ancak o kendi teorisine Marx’tan bir dayanak arayarak okuduğu için, bu iki “dünya savaşı” kavramı arasındaki farkı görmemeyi tercih etmiştir...
Mahir Çayan’ın elindeki kitabın tamamını dikkatle okumadığının bir diğer işareti, aynı yerde, Marx'ın “devrimin merkezi” hakkında yaptığı tespiti gözden kaçırmış olmasıdır. Marx, değişik dönemlerde, ekonomik ve sosyal gelişmenin ve sınıf mücadelesinin boyutlarına bakarak, değişen koşullar altında, Avrupa'da devrimin nerede başlayabileceğine ilişkin öngörülerde bulunmuştur. Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya değişen koşullarda, dünyanın belli bir konjonktüründe, sınıf çelişkilerinin en fazla keskinleştiği, devrimci kaynaşmaların en yoğun olduğu, devrimci odaklar olarak öne çıkmışlar ve farklı zamanlarda Marx tarafından devrime en yakın ülkeler olarak nitelendirilmişlerdir. Marx, devrimin gelişme koşulları hakkındaki teorisi ile, somut durum arasındaki ilişkiyi, daima faal bir üyesi olarak çalıştığı dünya komünist hareketinin politikalarını düzenlemek ve yönlendirmek amacıyla ele almış ve sınıf mücadelesinin yakın ve uzak hedeflerini yorumlamak ve program düzeyinde ifade etmek için kendisine ve komünist harekete bir temel sunmuştur. Mahir Çayan, broşürünün bu bölümünde, “… Tabii Marx'ın kehanetinin önce devrimin İngiltere’de olacağı ve proleter devriminin bütün Avrupa’daki ülkelere yayılacağına ilişkin kısmının gerçekleşmediği bilinen bir gerçektir. Fakat, burada önemli olan kapitalist ülkelerarası bir dünya savaşının proleter devrimine yol açacağının kahince gözlenmesidir” demektedir...
Marx’a atfettiği birinci kehanet tamamen bir yanlış anlamaya, eksik okumaya ve okuduklarını kendi düşüncelerini kanıtlamak üzere değiştirmeye dayanırken Çayan’ın “gerçekleşmeyen kehanet” sözleri de yine Marx'ın yanlış ve eksik okunmuş olmasından kaynaklanmıştır. Marx’ın, üzerinde konuşulan eseri yazıldığında, Fransız proletaryası henüz 1871 Komün yenilgisini yaşamamıştı ve o dönemde, Marx, İngiltere’yi değil, Fransa’yı devrimin merkezi, Fransız proletaryasını da devrimin müstakbel önderi olarak görüyordu...
Mahir Çayan, kendi tezini doğrulamak için okumasaydı İngiltere’nin burada ne amaçla anıldığını açıkça görebilirdi. Ama okumamıştır! Kendisini, dönemin koşulları içinde, muhaliflerini acele bastırmak, susturmak ihtiyacıyla ifade ettiği söylenebilir...
Mahir Çayan, “devrimin ancak dünya savaşının sonucu olabileceği” düşüncesinin Marksizm-Leninizm’in temel önermelerinden biri olduğunu kanıtlamak için, yalnız Marx'ı değil, Lenin’i de tahrif etmiştir. Örneğin, Lenin, Engels’in savaşın muhtemel iki sonucu olacağını söylediği bir yazısını ele alarak, dünya çapında kapitalist devletler arasındaki bir savaşın her ülkede iç savaş olanaklarını doğurabileceğini, devrim için asıl iç savaşın zorunlu olduğunu anlatmaktadır...
Ama bunun yanı sıra Lenin, savaşın devrim aleyhine koşullar yaratabileceğini de söylemektedir...
“… Savaş, kazandığımız birçok mevzileri bizden kopartıp alabilir …”, “Savaş, belki de bizi geçici olarak geriye itebilir, kazandığımız birçok mevzileri bizden kopartıp alabilir…” Engels’in sözlerini aktardıktan sonra kendisi ekliyor: “Gelişmeler gerçekten de bu çizgi boyunca oldu ve hatta daha da ileri giderek beterin beteri ile karşıtlaştık…”
Bütün bu sözler içinden bir olasılık belirten cümleleri seçerek “devrim için savaş önkoşuldur” sonucunu çıkarabilmek için epeyce gayret sarfetmek gerekir! Ve gene, eğer Mahir Çayan, “Sosyalizm ve Savaş” başlığı altında derlenen Lenin makalelerinin tümünü göz önünde tutsaydı, kuşkusuz, Lenin'in, “savaşın devrimci bir ortam yaratacağını ileri sürerek savaşı destekleyenleri” nasıl şiddetle eleştirdiğini de görebilirdi...
Savaşların, sınıf çelişkilerini keskinleştirdiği, yoksulluğu, kıtlığı olağanüstü boyutlara çıkardığı, devlet ve ekonomi sistemlerinde çöküntüler yarattığı, bu yüzden de halk muhalefetini devrimci tarzda geliştirdiği, bütün Marksistlerin işaret ettiği bir özelliktir. Ama hiçbir Marksist, özellikle de bizzat teorinin kurucuları “devrimin temeli, vazgeçilmez koşulu dünya savaşıdır; örgütlenmemizi ve teorimizi buna göre kurduk” biçiminde anlaşılabilecek bir söz etmemişlerdir. Bu, tamamen Mahir Çayan'ın teorisini kabul ettirmek için yaptığı bir yakıştırmadır...
Bununla birlikte, devrimle savaş arasında bir bağ bulunduğu; bütün Marksistlerin ortak tespitidir. Ama bu bağın niteliği nedir? Bu, bir nedensellik bağıntısı mıdır? 1871 Paris Komünü, Prusya-Fransa savaşıyla belirginlik kazanan, had safhaya ulaşan ve keskinleşen sınıf çatışmasının ürünüydü. Ama “Fransa-Prusya savaşının sonucu” değildi. 1905 Rus Devrimi, Rus-Japon savaşının Rusya aleyhine geliştiği bir zamanda patladı. Ama yalnızca işçi sınıfını barikatlara sürükleyen Rusya'daki kapitalizmin derin çelişkilerini, dev dalgalar halinde ayaklanan köylülüğün karşı karşıya kaldığı zulüm ve sömürünün nesnel toprak ve sermaye ilişkilerinden kaynaklandığını görmeyenler, 1905 Devriminin Rus-Japon savaşının dolaysız ve nedensel sonucu olduğunu söyleyebilir. Diğer yandan, Marksist-Leninistler, daima, emperyalist savaşların her ülkenin proletarya hareketini bastırmak ve saptırmak ve proletaryanın ve halkın muhalefetini egemen burjuvazinin kanalına akıtmak için geniş imkânlar yarattığını da söylemişlerdir. Savaşa karşı çıkmanın ilke edinildiği bir siyasi ve ideolojik sistemin, savaşlara devrimlerin nedeni olarak bakamayacağı açıktır. Aksi taktirde, savaşa karşı çıkmak bir yana, Marksistler savaş kışkırtıcılığı yapmalıydılar!
Bu konuda son olarak Lenin'in ünlü sözünü hatırlayalım: “Savaşı önlemenin tek yolu devrimdir!Ya devrim savaşı önler ya da savaş devrime yol açar!”
Eğer Lenin, Çayan’ın bize gösterdiği gibi bir Marksist olsaydı, nedenleri sonuçlarla önlemeye kalkışan bir mantık yoksunu durumuna düşmez miydi?
Savaşlar ve devrimler, kapitalizmin iç çelişkilerinin ürünüdürler. Her ikisi de aynı topraktan, kapitalizmin krizinden doğarlar. Bir devrimin önkoşulu olarak sayılan bütün olgular, kapitalizmin doğasından kaynaklanırlar. Onun bir başka sonucu olan savaştan değil...
Sonuç olarak, Marksist-Leninist literatürde savaş ve devrim ilişkisinin dolaysız bir neden sonuç ilişkisi olarak ele alındığı, örgüt ve mücadele biçimleri hakkındaki Bolşevik “klasik” anlayışın bu ilişkiye dayandırıldığı şeklindeki Mahir Çayan görüşü, tamamen geçersizdir...
*Gazeteci Yazar...
NOT : Bu yazı Teori ve Eylem Dergisinden alınmıştır...
Bu bir editöryal haberdir.
Yorumlar