*Elif GAMZE BOZO...
“Evet, ben, cılız, zayıf, eksik ve kusurluyum…” diye başlayan bu satırları okurken, aslında kimin eksik, kimin kusurlu olduğuna karar veren o görünmez iktidarı düşündüm...
Yüzyıllardır engelli bedenler; kimi zaman lanetlenmiş, kimi zaman acınacak görülmüş, kimi zaman korkulacak bir “öteki” olarak anlatılmış. Antik çağlardan masallara, edebiyattan gündelik dile kadar “ideal insan” tarif edilmiş; bu ideale uymayan bedenler ise hikâyenin dışında bırakılmış...
Peki kim belirledi bu “ideal” bedeni?
Kim söyledi güçlü olanın değerli, farklı olanın eksik olduğunu?
Sakatlığa Övgü, tam da bu soruları yüzümüze çarpan bir kitap...
“Sağlam beden” düşüncesinin yalnızca bedene ilişkin olmadığını; toplumsal, kültürel ve ekonomik bir iktidar biçimine dönüşebildiğini gösteriyor. Kapitalizmin üretken, güçlü, kusursuz ve sürekli performans gösterebilen bedeni yüceltirken; bu kalıba uymayanları nasıl “normalden sapma” olarak tanımladığını sorguluyor...
Ben ise bu satırları yalnızca bir okur olarak okumuyorum...
Engelli bir kadın olarak hayatım boyunca bedenimin başkalarının gözünden tarif edildiğine çok kez tanık oldum. Bazen “eksik”, bazen “zavallı”, bazen de tam tersine insanüstü bir güç atfedilerek “kahraman” ilan edilen bir beden…
Oysa ben ne acınmak ne de kahramanlaştırılmak istiyorum...
İnsan olarak görülmek istiyorum...
Kitabın en kıymetli taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor: Sakatlığa Övgü bir başarı hikâyesi anlatmıyor. Engelli insanın değerli olabilmek için engelleri aşmasını, olağanüstü başarılar göstermesini ya da topluma kendisini kanıtlamasını beklemiyor...
Çünkü insanın değeri; yürüyebilmesiyle, görebilmesiyle, duyabilmesiyle, bedeninin biçimiyle ya da ne kadar üretken olduğuyla ölçülemez...
Doğanın kendisi bile farklılıklarla var olurken neden insan bedeninde kusursuzluk arıyoruz?
Belki de değiştirilmesi gereken engelli bedenler değil; yüzyıllardır o bedenleri eksik, kusurlu ve “normal dışı” ilan eden bakışımızdır...
Kitaptaki şu cümle bu yüzden uzun süre benimle kalacak:
“Başkasına göre değil, kendime göre yaşadığım için ÖVGÜYE DEĞERİM…”
Ben de kendi bedenime, kendi farklılığıma ve kendi varoluşuma tam buradan bakıyorum...
Eksik olduğum için değil,
bir şeyleri “aştığım” için değil,
birilerine ilham verdiğim için hiç değil…
Sadece var olduğum için değerliyim...
Ve belki de gerçek hümanizm, “ideal insanı” sevmek değil; insanın bütün farklılıklarını eşit değerde görebilmektir.
*Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








