*Nebat BÜKREK Japonya'dan yazdı...
Fotoğraf : Nebat BÜKREK...
Japonya'dan döneli birkaç gün oldu ama zihnimi hala bırakmayan bir şey var: Orada gördüğüm o inanılmaz sorumluluk duygusu, aslında sandığım kadar masum bir şey değilmiş...
Anlatayım. 2015 yılında İzmit Körfez Köprüsü'nün yapımında görev alan Japon mühendis Kishi Ryoichi, kablolardan biri koptuğu için hayatına son vermişti. Alışkın olmadığımız bir sorumluluk duygusuydu. Japonya'da gezerken bu olayı tekrar tekrar düşündüm ve fark ettim ki tek bir olaydan bir kültürü okumaya çalışmak haksızlık.Bizde kamusal başarısızlıklar —okul saldırıları, yangınlar, depremler, kazalar, skandallar— sonrasında sorumluluk genellikle kurumlar arasında pas verilerek geçiştirilir; istifa kültürü yoktur. Peki ya tam tersi olursa? Bir toplum sorumluluğu bu kadar ağırdan alırsa, bedeli ne olur?
Japonya'da gezdikçe bu sorunun cevabının hiç de basit olmadığını gördüm. Orada gördüğüm "onur" kelimesiyle açıklanabilecek kadar yüzeysel bir şey değildi. Tokugawa döneminden Meiji Restorasyonu'na, 250 yıllık izolasyondan savaş sonrası şirket kültürüne kadar uzanan, nesiller boyu yeniden üretilmiş bir hiyerarşi, uyum ve grup aidiyeti mimarisiydi bu...
Ama gezip gördükçe şunu da anladım: Güçlü bir onur ve sorumluluk duygusu, insanın sömürülmediği ya da ezilmediği anlamına gelmiyor. Aynı mekanizma hem düzeni hem de baskıyı üretebiliyor. Bir yanda görev bilinci her şeyi tıkır tıkır işletiyor; öte yanda başarısızlık kişisel bir utanca dönüşünce insan bunun altında eziliyor. Japonya'yı sadece "işini ciddiye alan bir toplum" diye özetlemek bu yüzden bana eksik geldi. Asıl sorulması gereken şuydu: İnsanlar bu görevleri gerçekten özgür iradeleriyle mi üstleniyor, yoksa dışlanma korkusu mu onları bu kadar disipline sokuyor?
Bu çelişkiyi en çok çalışma hayatında ve kadının toplumsal konumunda hissettim. Yoğun çalışma kültürü ülkeyi ekonomik olarak zirveye taşımış olsa da, insanı yalnızlaştırmış ve örgütlü mücadeleyi neredeyse yok etmiş. Aynı şekilde, bunca teknolojik ve ekonomik gelişmişliğe rağmen kadınların üst yönetimde hâlâ ciddi biçimde temsil edilmediğini görmek beni şaşırttı. Demek ki "gelişmişlik" ile "eşitlik" otomatik olarak el ele gitmiyormuş...
Bu yüzden Japonya bende iki karşıt duygu bıraktı. Bir yanda temizlik, küçük ayrıntıya gösterilen o inanılmaz özen ve sürekli iyileştirme takıntısına duyduğum saygı. Öte yanda ise insanı yalnızca üretken bir birim gibi gören, başarısızlığı kişisel bir kusura indirgeyen, insanı yalnızlaştıran ve kadına geleneksel rolü dayatmaya devam eden bir sistemin taşıdığı risk...
Gezi boyunca aklımdan hiç çıkmayan bir düşünce oldu: Onur, sorumlulukla birlikte düşünülmeli; sorumluluk da insan hakları ve bireysel özgürlükle birlikte ele alınmalı. Sadece kurallara uyan bir toplum yetmiyor asıl önemli olan insanların neden uyduğunu sormak. Çünkü sorumluluk düşünme özgürlüğünü yok ettiği anda itaate dönüşüyor; disiplin insanı tükettiği anda baskı aracına dönüşüyor; onur da başarısızlığı hayatı sonlandıracak kadar ağır bir utanca çevirdiği anda tehlikeli bir toplumsal cendereye dönüşüyor...
Yani Japonya'dan getirdiğim izlenim sadece "onurlu bir toplum" değil, çok daha katmanlı bir şey: insanı 1'den 100'e taşıyabilecek kadar güçlü bir sorumluluk duygusu, bireyin sorgulama ve itiraz hakkıyla dengelenmediğinde, aynı insanı sistemin karşısında yapayalnız bırakacak kadar ağır bir yüke dönüşebiliyor. Mesele insanı daha fazla üretmeye zorlamak değil; üretirken, sorumluluk alırken, hatta hata yaparken bile insan kalabileceği bir düzen kurabilmek...
Gezimin bana bıraktığı en hüzünlü gözlemlerden biri de bambaşka bir yerdeydi, itiraf edeyim: Japonya'daki enflasyonun yarattığı fiyat avantajı, oraya giden bizden pek çok kişide tuhaf bir alışveriş çılgınlığına dönüşmüştü. Tapınakların, mahallelerin, o incelikli gündelik kültürün arasında dolaşırken bazı gezginlerin tek derdinin valiz dolusu ucuz alışveriş yapmak olduğunu görmek içimi burktu. Sanki bunca katmanlı, düşündürücü bir kültürün karşısına geçip sadece "indirim" poşeti görmüştük...
*Eğitimci Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








