KENDİLİĞİNDEN POLİTİK BİR HEYKEL!!

KENDİLİĞİNDEN POLİTİK BİR HEYKEL!!

*Aydin ÇUBUKÇU yazdı...

Tophane'deki soylu, onurlu, alçakgönüllü ve güçlü "İşçi Heykeli"nin uğradığı saldırılar, işçi sınıfının gündelik yaşamında göğüslemek zorunda olduğu saldırılardan daha az değil...

Cumhuriyetin 50. Yılı dolayısıyla, İstanbul'un çeşitli semtlerine heykeller dikilmesi kararlaştırıldığında heykeltraş Muzaffer Ertoran, hergün önünden gelip geçtiği İşçi Bulma Kurumu'nun önünde bekleyen işçiler adına bir anıt dikmeyi düşünmüş...

"Orada sabahın erken saatlerinden, gecenin geç saatlerine kadar işçiler bekleşirdi. Çaresizdiler ama, bir inanç, bir umut taşıyorlardı." diyor, sanatçı. “Ben bu heykeli 10-15 gün içinde oraya diktim. Oradan dış ülkelere giden işçileri anmak ve bir şeyin başlangıcını tarihlemek düşüncesindeydim. Ve duygusaldım tamamen. Çaresiz değil, imkan verilmeyen kişiler olarak duruyorlardı. Onurlu görünüşlerinin nedeni de o. Cevherleri var, fakat imkanları kısıtlanmış. Nitekim, Almanya'da bir çoğu sermaye sahibi oldu. Demek ki imkan verilse, neler yaparlar.”

Ama sanatçının tasarımı ve düşüncesiyle, eserinin algılanışı her zaman birbirini tutmuyor. İşçi heykeli, Tophane'de yüz yıl önceki sınıf kardeşlerinin mücadelesinin bekçiliğini yapar, anılarını yeni işçi kuşaklarına taşır gibi duruyordu orada. Birileri, belki yalnızca onun eli balyozlu bir işçi heykeli olarak dimdik duruşundan rahatsız oldular. Birileri ondan, yüz yıl öncesinden uzanan bir ses duydular, geleceğe yönelik devrimci bir bildiri sezdiler belki...

Ertoran hiç öyle düşünmemiş olsa bile, yalnızca başı dik, güçlü ve alçakgönüllü oluşundan dehşete kapıldılar...

"Bu heykel yapıldığı zaman, çeşitli kesimlerden insanlar sorular sordular. Nedir bu, niçin yapıyorsunuz gibi. Bazıları daha da ileri gidip, onun bir komünist eser olduğunu bile düşündüler. Balyoz değil çekiç taşıdığını düşünüyorlar. Çekiçle balyozun farkını bile bilmiyorlar. Ben bunu cevaplarken, bu yalnızca bir Türk işçisidir, bir hamlenin başlangıcıdır, bir siyasi yönü olarak yapılmış bir heykel değildir dedim. "

Kimse" tarafsız, bir Türk işçisi heykeli yapmayacak mı bu memlekette? Tarafsız bir Türk işçisi heykeli yaptığınız zaman bile, birileri onun tarih ve toplumsal hareketlilik karşısında bir taraf tuttuğunu düşünecektir!

Heykelinin "siyasetle ilgisi olmadığını" düşünen sanatçı mı haklıdır, yoksa eli balyozlu bir işçinin tarafsız olamayacağına inanan gerici mi?

"Birisi bana, 'acaba bunu sağcılar yıkıyor olmasın, çünkü orada bir mescit var, onlar yapıyor olmasın?'dedi. Evet dememe imkan yok. Bunu tespit edecek olanlar yetkililerdir."
...

"Heykel daha yılını bulmadan, önce parmaklarını kırdılar. Sonra, sopayı kopardılar. Bunu gördüm gittim tamir ettim. Sonra balyozu kırdılar, bu sefer üzüldüm. Ve ilgilenmedim. Buna sahip çıkacak insanların neden bigane kaldıklarını anlamaya çalıştım. Bir süre bıraktım. Tuhaf bir şeydi. Kimse, buna reaksiyon göstermedi. Kendi haline bırakıldı, tahribata terkedildi adeta. Ve her zaman bir yeri kırılmaya devam etti. Son zamanlarda yüzünü katranla boyadılar."

Ertoran, ağır ağır işkenceyle öldürülen bir eski zaman kahramanının öyküsünü anlatıyor sanki...

"Bir ara, Beyoğlu kaymakamı aradı beni ve durumu sordu. Ben dedim, ilgilenirim, ama sizin de ilgilenmeniz gerekir. Korunmayacaksa, bunu devamlı yapamam. Kaymakam rica etti, gerekli malzemeyi gönderdiler, ve ben tekrar o heykeli yaptım. Bakınız on dokuz yıl oluyor, yeniden kırdılar, o heykeli bitiremediler. Zaman zaman beni merakla arayanlar oluyor. Derim ki, eğer bir gün gelir de, bir makina kavrar onu kökünden çeker alırsa, oh tükendi diyeceğim. Ama oradaki o anıyı yıkamayacaklar."

Evet o anıyı yıkamayacaklar! 1975'de, heykel ilk kez saldırıya uğradığında, Samiye Umul heykeltraşa gönderdiği bir şiiriyle duygularını, öfkesini şöyle anlatıyordu: Beni usta eller yapmıştı. / Ustalığı kırabilir misiniz? / Kırdığınız halkımdan / Daha güçlü olabilir misiniz?

Sıradan, tarafsız bir Türk işçisi tasarlamıştı Ertoran; o, birden bire kendisini elinde balyozuyla, Tophane'de, sınıf mücadelesinin içinde buldu kendini. Ona saldıranlar ve onu destekleyenler çıktı birden ortaya. Kimileri için o doğal bir komünistti! Görüldüğü yerde ezilmeliydi! Hem işçiydi çünkü, hem onurluydu, hem de elinde balyoz taşıyordu. Kimileri ise, kendi kurtuluşlarıyla, kendi umutlarıyla, kendi insanlıklarıyla onun simgelediği bütün bir sınıf tavrı arasında ilişki görüyordu. O, kendisini yaratan sanatçının düşüncelerinden bağımsız, toplumsal hayatın ortasında, ait olduğu sınıfın hayatını yaşamaya başlamıştı...

*Gazeteci Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Muhsin Bey’in vasiyeti...
Benzer Haberler