*Veli BAYRAK yazdı...
[email protected]
Bozkırın insanı, neşesini, hüznünü, sevincini içine atmasını da bilir, dışa vurmasını da. Türküsünü de söyler, halayını da çeker, ağlamasını da bilir, gülmesini de. Bazen yanındakinin dizine vurarak dışa vurur anlatmak istediğini, bazen eşarbını yüzüne çekip gizler gülümsemesini...
Dün akşam sahnede izlediğim Orta Anadolu Müzikalinde, Orta Anadolu’nun kendine özgü dünyası; yöresel ağızdan bozlaklara, türkülerden oyun havalarına, akrabalık ilişkilerinden ince mizaha uzanan güçlü bir bütünlük içinde hayat buldu. Öyle ki, biraz önce misketin ritmine kendini kaptırıp ayağa kalkan seyirciler, birkaç dakika sonra söylenen bir türküyle sessizce gözyaşlarına teslim olabiliyordu.Yaklaşık bin kişilik salonun tamamını içine alan bu hikâye, bozkırın hem gülümseten hem de yüreğe dokunan tarafını aynı sahnede buluşturmayı başardı. Çünkü bozkırın hikâyesi yalnızca türkülerden, oyun havalarından ya da bozlaklardan ibaret değil. Onun içinde kahkaha da var, hüzün de var, aile sıcaklığı, dayanışma, biraz külhanbeylik, biraz da hayatın içinden gelen o kendine özgü mizah...
Oyunun yazarı ve yönetmeni sevgili hocam Şirin Aktemur. Birçok ortak dostumuz var kendisiyle. Ne zaman oyundan, türkülerden, sahnelerden, tiyatrodan bahsetsek, bir şekilde söz dönüp dolaşıp kendisine gelir. Oyundan önce kısa bir görüşme yaptık. Aslına bakılırsa müzikal deyince bu ülkede akla gösterişli ve şaşaalı mekânlar, popüler kültürün o ulaşılması zor isimleri gelir. Oysa Şirin Hocam, bu ve yaptığı diğer işlerde öylesine güzel işliyor ki bu konuları, gerçekten de Anadolu bozkırının ve bütün coğrafyanın kavruk, ezilen, çalışkan, dürüst ve namuslu insanlarını, bu gösterişsiz ama bütün bir memleketi kucaklayan düşleriyle buluşturmayı beceriyor...
Orta Anadolu Müzikalinin başrol oyuncularından biri sevgili İnanç Konukçu. Tiyatro ve sinemada kendisinin birçok başarılı işleri var ama insanlar onu genel olarak Behzat Ç. isimli dizide Hayalet lakaplı Sabri olarak tanıyor. Öncelikle söylemem gerekir ki müthiş bir karakter ve müthiş bir performans...
İnanç Konukçu’nun sahnedeki en büyük başarısı, Orta Anadolu insanını birkaç tanıdık kelimeye, “la bebe, lan oğlum, mal mısın!” kolaycılığına ya da ezberlenmiş bir şive taklidine sıkıştırmaması. Konuşurken sesinin içinden gelen gırtlak tınısı, kelimelerin söyleniş biçimi, cümlenin kuruluşu ve tonlamasıyla gerçekten o coğrafyanın insanını sahneye taşıyor. Şiveyi “oynamıyor”, adeta o dilin içinde yaşıyor. Bu yüzden söylediği en sıradan cümle bile seyircinin kulağına tanıdık, sahici ve fazlasıyla doğal geliyor...
Ama İnanç Konukçu’yu bu oyunda asıl farklılaştıran şey, karakterin bütün duygularını seyircinin gözünün önünde gerçekten yaşaması. Gülerken yalnızca gülmüyor, ağlarken yalnızca ağlamıyor. Bazen kahkahasının içinde gözyaşları birikiyor. O gözyaşlarını silerken bir yandan gülmeye devam ediyor, bazen kendi dizine, bazen yanında oturanın dizine vuruyor. Anadolu insanının günlük hayatta farkına bile varmadan yaptığı küçük hareketleri sahneye taşıması, oyunculuğunun ne kadar ayrıntılı ve gözlemci olduğunu gösteriyor. İşte tam da bu yüzden, izlediğiniz şeyin bir “oyunculuk” olduğunu unutup karşınızda gerçekten o karakterin insanı varmış hissine kapılıyorsunuz...
Üstelik sahne ile salon arasındaki görünmez mesafeyi de ortadan kaldırıyor. Oyuna birkaç dakika geç kalıp nefes nefese yerini bulmaya çalışan seyirciyi bile hikâyenin dışında bırakmıyor. “Hoş gelmişsiniz efendim, artık kaçırdığınız bölümleri yanınızdakilerden öğrenebilirsiniz” diyerek hem salonu kahkahaya boğuyor hem de seyirciyi oyunun içine yeniden dahil ediyor. Bu, ezberlenmiş bir replikten çok daha fazlası. Anı yakalamak, karşısındakini görmek ve anın içinden mizah çıkarabilmek, sahne hâkimiyetinin başka bir biçimi...
İnanç Konukçu’yu sahnede izlerken insanın aklına şu geliyor. Bazı oyuncular karaktere girer, bazılarıysa karakterin hayatına girer. Konukçu, bu oyunda ikisini de başarıyla gerçekleştiriyor...
Müzikalin hem oyuncularından hem de solisti sevgili kardeşim Tolga Kaya. Tolga Kaya için, tıpkı sevgili İnanç Konukçu’da söylediğim gibi, “İnsanlar onu sahnelerden tanır” diyeceğim ama sevgili Tolga, asıl itibarıyla çok yönlü bir isim. Ses var, şive var, oyunculuk var, sahne hâkimiyeti desen çok az sanatçıda olabilecek seviyede. Seyirciyle iletişimi ve doğaçlaması harika. Üstelik yalnızca belli bir yöreye ait türküleri ve şarkıları değil, bütün yörenin gırtlağına hâkim...
Ama bu noktada şunu belirtmeden edemeyeceğim. Ben, Feyzullah Çınar, Ali Kızıltuğ, Müslüm Sünbül, İsmail Nar, Mahzuni Şerif, Hasan Erdoğan gibi daha nice değerli halk ozanının içinde doğmuş, büyümüş ve onlardan feyz almış biri olarak, yıllar önce “Oğluma Öldüğümü Söylemeyin” isimli kitabımda Feyzullah Çınar için, “Tanrı Feyzullah Çınar’ı Pir Sultan Abdal türkülerini söylesin diye yaratmış olmalı.” diye bir cümle kurmuştum. Ben de şimdi bu isimlerin içinde doğmuş, büyümüş ve onlardan feyz almış biri olarak söylüyorum ki, “Tanrı Tolga Kaya’yı müzikallerde oynasın diye yaratmış olmalı.” Bir insan bu kadar mı yakışır? Bu kadar mı doldurur sahneyi?
Üstelik Tolga’nın sahnedeki gücü yalnızca sesinden gelmiyor. O sesin nereye gideceğini, hangi türkünün hangi gırtlakla söyleneceğini, nerede yükselip nerede kırılacağını biliyor. Bir bozlakta sesini kavurup insanın içine işleyen yanını çıkarırken, birkaç dakika sonra bir oyun havasında bambaşka bir renge geçebiliyor. İnce ses, kalın ses, uzun hava, türkü, oyun havası. Sanki sesinin içinde Anadolu’nun farklı coğrafyalarına açılan ayrı ayrı kapılar var...
Belki de bunun sebebi, türküye yalnızca bir müzik türü olarak bakmaması. Tolga’nın söylediği türküde sözün, hikâyenin ve türkünün ait olduğu insanın bir karşılığı var. O yüzden sesi sadece kulağa gelmiyor; bir yere, bir zamana ve bir hatıraya dokunuyor. Kimi zaman bir bozlağın uzun ve yanık nefesinde, kimi zaman hareketli bir oyun havasının coşkusunda aynı sahne insanını görebiliyorsunuz. Dolayısıyla dün ben Tolga Kaya’nın sesinden Neşet Ertaş’ı da dinledim, Hacı Taşan’ı da Muharrem Ustayı’da Çekiç Ali’yi de...
Bir de oyunculuğu var tabi. Söylediği türküyle oynadığı karakter birbirinden ayrılmıyor. Bedenini, yüzünü, sesini ve mizahını aynı anda kullanabiliyor. Seyirciyle kurduğu ilişki ise bunun üzerine ayrı bir şey ekliyor. Sahnedeki insan yalnızca karşısında oturan yüzlerce kişiye bir şey anlatmıyor, onları kendi hikâyesinin içine çekiyor. Bazen bir bakışıyla, bazen bir cümlesiyle, bazen de tamamen o anda doğan bir doğaçlamayla salonun havasını değiştirebiliyor...
Oyundan önce buluşup sohbet ettiğimizde, karşımda yine benim yıllardır bildiğim Tolga vardı. Fakat sahneye çıktığında gördüğüm Tolga, bunun çok daha büyümüş, çoğalmış hâliydi. Belki akrabalığımız nedeniyle onu yakından tanıyorum ama tam da bu yüzden sahnedeki yeteneğini söylerken ölçüyü kaçırmamaya ayrıca dikkat ediyorum. Çünkü insanın yakınına dair söylediği övgünün bir karşılığı olması gerekir. Benim bu yazıda anlatmaya çalıştığım şey de tam olarak bu. Sahneye çıktığında, “benim kuzenim” dediğim insanı değil, neden sahneye bu kadar yakıştığını hayranlıkla izlediğim bir sanatçıyı görüyorum...
Ve galiba “sahneyi doldurmak” tam da böyle bir şey. Sahneye çıktığınızda yalnızca kapladığınız alan değil, salonda bıraktığınız iz önemlidir. Tolga Kaya bunu sesiyle, oyunculuğuyla, mizahıyla, doğaçlamasıyla ve en önemlisi türküye olan hâkimiyetiyle fazlasıyla yapıyor. Daha solistliğinin asıl hikâyesine, o kavruk ve güçlü sesin bu müzikalde neler yaptığına hiç girmedim bile. Çünkü Tolga Kaya’yı yalnızca “iyi türkü söyleyen bir solist” diye anlatmak, doğrusu ona da bu oyuna da haksızlık olur..
Son nokta mı? Tıpkı oyunda olduğu gibi Orta Anadolu şivesiyle söyleyeyim, duygusal insanlarız, gardaş. Gülerken bile hüzünlenecek şeyler buluruz kendimize. Tolga’nın babası Müslüm Dayım ile benim annem, dayı ve hala çocuklarıdır. Her ikisi de çok evvel ve çok zamansız gittiler aramızdan. Oyunu izlerken bir ara dedim ki kendi kendime, “Ah, bir de dayım olacaktı ki burada… Müslüm Dayım.”
Kim bilir sevgili Tolga, oyunda sevgili İnanç Konukçu’nun söylediği gibi, belki de dün akşam seni bir yerlerden izlemiştir.
* Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








