Sevgili Gülsen TUNCER'e...

Sevgili Gülsen TUNCER'e...

*Gülsüm CENGİZ Gülsen TUNCER'in ardından yazdı...

Ah hemşire! Böyle gitmek var mıydı? Çok üzgünüm. 1978'den bu yana acıları da güzellikleri de paylaştık, ne çok yol yürüdük seninle...Adımlarımız bizi hep dostluğa götürdü. Bunca uzak kaldıktan sonra seni böyle yitirmek, uğurlamaya bile gelememek bana acı geliyor. Seni yazdığım yazıyla ve yıllar önce sana adadığım şiirimle uğurluyorum. Huzurla uyu güzel arkadaşım...

“İNSANA ÇIKAR BÜTÜN YOLLAR”; ARKADAŞIM GÜLSEN TUNCER...

TÖB-DER İstanbul Şubes'nde kurduğumuz kitaplık için yeni çıkan kitapları almak üzere Cağaloğlu Tasvire Han'daki Konuk Yayınlarına gittiğim günlerden biriydi. Kapıdan girince Doğan Görsev'in bir konuğu olduğunu gördüm. Elindeki çiçek buketiyle yayınevini ziyarete gelen konuğunu, “Tiyatro sanatçısı Gülsen Tuncer” diye tanıttı Doğan bey her zamanki nezaketiyle. Sonra da beni ona tanıttı. İlk kez o zaman karşılaştığım Gülsen Tuncer'le ikinci görüşmemiz, Bakırköy Halkevindeki etkinlik sonrası gittiğimiz yemek sırasında gerçekleşti. Bu kez Süleyman Üstün tanıttı beni ona. Etkinliğe okuduğu şiirlerle katılan Gülsen Tuncer ile o gün birbirimizi daha yakından tanıma olanağı bulduk. Sonrasında pek çok etkinlikte hep kesişti yolumuz...
…..
Çocuk korosuyla etkinliklere katılmaya başlayınca Gülsen Tuncer ile daha sık kesişmeye başladı yolumuz. İlerici Kadınlar Derneğinin düzenlediği ilk 8 Mart etkinliklerinde, demokratik kuruluşların düzenlediği 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerinde. Sunuculuğunu Gülsen Tuncer'in üstlendiği 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerinden birinde sahne amiri görevi verildi bana. Ayrıca konuşmacılara çiçek buketlerini koromuzdaki çocuklar sunacaktı. O etkinlikte yurt dışından gelen konuklar da vardı. Biri de Sovyetler Birliği'nden gelen Konstantin Simonof'tu. Yapıtlarını beğeniyle okuduğum Konstantin Simonof, “Bekle Beni Geleceğim” adlı şiirini okurken onu heyecanla dinledim. Şiir bitince çiçeğini verdi koromuzdan bir çocuk...

Çalışma sırasında çok titiz olan Gülsen Tuncer'le bu etkinlikler sırasında daha da yakınlaşıp arkadaş olduk. Sonra 12 Eylüllü günler geldi. Osmanbey'de Grolier-Bilgilik adlı bir yayın kuruluşunda çalışmaya başladım. Bir tatil günü onunla Maçka Parkı'nda buluştuk. 12 Eylül'ün getirdiği baskı ve acıları, arkadaşlarımızın durumunu konuştuk. Konuşmaya öyle dalmıştık ki saatlerin nasıl geçtiğini anlamadık ikimiz de...

Bir süre sonra arayıp güzel bir haber verdi bana. Film yönetmeni Engin Ayça ile evleniyordu ve Beyoğlu'ndaki bir meyhanede verdikleri kutlama yemeğine bizi de çağırıyordu. Kutlama yemeğine, 12 Eylül'den sonra evlendiğim Hüseyin Akyüz'le birlikte, Büyükada'daki annemi görmeye gittiğimde topladığımız bir kucak mimozayla gittik. Kar yağıyordu. Bizi neşeyle karşıladı. Daha sonra “O karlı kış gününde kapıdan bir kucak mimozayla girdiğinizi görünce öyle sevindim ki,” diye anlattı hep o günü...

Sonra evlilik armağanını alıp evlendikten sonra taşındığı Etiler'deki evlerinin kapısını çaldık. Daha sonra sık sık kapısını çaldığım o evde beni hep güleryüzle karşıladı. Şiir kitaplarım yayınlandıktan sonra daha sık görüşmeye başladık. Pek çok etkinlikte yan yana gelip şiir okuduk, birlikte kadın sorunlarıyla ilgili panel ve etkinliklere katıldık. 
Ümraniye Belediyesinin düzenlediği Kemal Özer, Gülsen Tuncer, Meral Dalaman ve Gülsüm Cengiz (Akyüz)'in katıldığı şiir akşamı ilk etkinliklerden biriydi. 1990'da Sevdamız Çiçeklenir Zulada adlı ikinci şiir kitabım yayınlanınca, cezaevlerindeki tutsaklar için “İki Kadın İki Ses” şiir etkinliğini düzenledik. Etkinliğimiz oldukça ilgi çekti ve cezaevlerinden de mesajlar geldi...

Gülsen Tuncer'le, eşi yönetmen Engin Ayça'nın çektiği filmlerin heyecanını paylaştık. 1987'de çektiği Bez Bebek'ten sonra, 1991'de çekilen Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu filmi oldukça ses getirmişti. Filmin ilk gösterimini onlarla birlikte izlemek nasıl da sevindirmişti beni...

Gülsen Tuncer tek kişilik oyun ya da okuma tiyatrosu etkinliklerine katılmak için sık sık yurt dışına çıkıyordu. 1993'te Almanya'ya giderken şiir kitaplarımı istedi benden. Asım Bezirci'nin yanı sıra beni ve şiirlerimi Avrupa ülkelerinde etkinlik gösteren Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonundaki dostlarla o tanıştırdı. Bir yıl sonra Sivas kıyımının yıldönümünde Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya ve İngiltere'de düzenlenen etkinliklere birlikte katıldık. 9 yaşındaki kızım Aslı ile birlikte katıldığımız 45 gün süren etkinlikler sırasında onu ve Refika Bezirci'yi daha yakından tanıdım. Gülsen Tuncer ve Mehmet Esatoğlu, Yandım Ateşlerde ve Ben, Giordano Bruno adlı iki şiirimden birlikte oluşturdukları sahne gösterisini etkinlik sürecinde gittiğimiz ülke ve kentlerde sahnelediler...

Sonra daha pek çok etkinlikte buluştu adımlarımız, pek çok yeni dostla varsıllaştı yaşamımız. 1995 yılının ilk aylarında beni arayan eğitimci yazar İlhan Gülek, başkanlığını yürüttüğü Troya Kültür Derneğinin seçimsiz, okur jürisine dayalı ödüllerinden söz ederek 1995 Troya Şiir Ödülü'nün bana verileceğini bildirdi. Okur jürisine dayalı bu ödülü sevinçle karşıladım. İlhan Gülek, ödül törenini halk türkülerinden, danslarından oluşan bir gösteriyle kutladıklarını söyleyerek sunucu konusunda bir önerim olup olmadığımı sorunca hemen Gülsen Tuncer'i önerdim ona ve tanıştırdım onları. Büyük bir heyecan ve çalışkanlıkla etkinliğin sunuculuğunu üstlenen Gülsen Tuncer, o günden sonra ödül töreni de yapılan etkinliklerin değişmez sunucusu oldu hep. O sahnede ödül alıp verirken pek çok dostla bir arada olduk...

Evrensel Kültür Merkezinin, EMEP'in kuruluş etkinliklerinde, Almanya ve Avrupa'daki Demokratik İşçi Derneklerinin düzenlediği pek çok etkinlikte birlikte kültürü, sanatı ve mücadeleyi paylaştık. Gülsen Tuncer 1996'da, DİDF’li arkadaşların isteği üzerine metnini benim yazdığım “Bu Bitmemiş Bir Şiirdir” adlı sahne oyununun yönetimini üstlenerek DİDF üyesi işçi ve öğrencilerle birlikte Köln'de ve Londra'da düzenlenen etkinliklerde sahneledi oyunumu. Benzer bir çalışma, 2000 yılında yazdığım “Yürüyoruz Adımları Adımlara Katarak” başlığını taşıyan sahne oyunumla, yine Gülsen Tuncer'in yönetiminde Berlin'de oluşturulan tiyatro grubu tarafından gerçekleştirildi...

Gülsen Tuncer benim için yalnız bir mücadele arkadaşı ve sanatçı arkadaşım değil, yaşamımın güç bir döneminden geçtiğim, kızımı tek başıma büyütmeye çalıştığım yıllarda benim için bir kız kardeş oldu. Galata Kulesi'nin yanındaki evlerine taşındıklarında sık sık çaldım o evin de kapısını. Bizim Kuzguncuk'taki evimizde de buluştuk. Yalnız sorunlarımızı değil, evindeki yılbaşı ya da doğum günü kutlamalarında sevinçleri de paylaştık onunla. Bu kutlamalardan birinde bana verdiği yeni yıl armağanına iliştirdiği not içimi nasıl da ısıtıyor hâlâ...

“Sevgili kardeşim, senin varlığın benim için büyük bir zenginlik. Yeni yılın sana en iyi ve en güzel, en değerli şeylerle gelmesini dilediğimi söylemem gerekli mi bilmem!” Kâğıdın üstünde Gülsen ve yanında “Seni çok seviyorum” yazıyor...

Son yıllarda, salgın sürecinde İstanbul'dan ayrıldığımız için onunla yüz yüze görüşemedik. Ancak zaman zaman telefonlaşarak sürdürdük arkadaşlığımızı. Onu yitirmenin acısına, uzaklarda olduğum için onu uğurlayamamanın acısı da eklendi. Oo yüzden onu,1997'de yayınlanan Akdeniz'in Rengi Mavi adlı 4. şiir kitabımda yer alan ve ona adadığım şiirimle uğurlayacağım...

İNSANA ÇIKAR BÜTÜN YOLLAR...

"Sevgili Gülsen Tuncer’e...
Hangi zor günlerden gelip 
hangi zor günlere gittiğimizi, 
ne yaşadığımızı geçmişte 
geleceğin ne hazırladığını bize 
kim bilebilir?
Sınanmış bir dostluğun değerini
Kim bilebilir
Hiç yaşamamışsa?

Acıların tutsağıdır bazen insan 
yaşamak bir sınavdır o zaman. 
Yalnızlığı duyumsatır geceler 
gündüzler umarsızlığı taşır.
Ayıp değildir ağlamak 
içini dökmek bir insana,
yine de içe akıtılır gözyaşları, 
kilit vurulur dudaklara
-Sus,
sus kimse bilmesin, ne yaşadığını,
dostun da var düşmanın da- 
ve yüreğimizde kanayan yara
gülüş olup açar yüzümüzde...

İnsana çıkar bütün yollar 
kapalı değildir hep kapılar, 
yine de unutma,
yalnız dostlarla paylaşılır acılar.
Sesindeki titreyişi 
gülüşündeki hüznü
bir tek dostun duyumsar. 
Uzanıp sımsıkı tutar elini 
ve fısıldar kulağına direnci.
-Tutun yaşama bütün gücünle 
umudunu yitirme.
Bir yürek olduğunu bil yanıbaşında
acını, sevincini paylaşacak 
bir dost,
hep yanında olacak-"

* Eğitimci Şair ve Yazar...
Ekim 1994

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Niyazi Bey’in düğün listesi...
Sonraki Haber Orta Anadolu Müzikali...
Benzer Haberler