Birol KESKİN'den...
[email protected]
“Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsa misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali”
(Yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu...)
İnsan bu dünyada ezilmemek ister...
Onuruyla yaşamak, başını eğmeden yürümek ister. Ama hayat her zaman buna izin vermez. Bazen insanı kırarlar, bazen bastırırlar, bazen de biçimine getirip ezerler. Üstelik bu ezilme her zaman açıkça olmaz; bazen kayıtsızlıkla, görmezden gelmeyle, yalnızlaştırarak gerçekleşir. Modern çağın incelikli baskıları, dijital linçler, sessiz sedasız Unutturmalar… İnsan farkına bile varmadan ezilir bazen...
İşte şair tam burada başka bir gerçeği hatırlatır.
Asıl marifet hiç ezilmemek değildir. Çünkü hayatın çarkı çoğu zaman insanı sınar, onu sıkıştırır, onu ezer. Marifet, ezildiğinde neye dönüştüğündür...
Kekik gibi ezildiğinde kokabilmek,Lavanta gibi, fesleğen gibi, ıtır gibi.Çünkü onlar ezildikçe güzel kokar; aynı zamanda hatırlatır, iz bırakır, unutturmaz. Koku bir tür dirençtir, bir tür ölümsüzlüktür. İnsanın başına gelen kötülüklerin onu çürütmesine değil, onu daha güzel bir ruha dönüştürmesine izin vermesidir...
Bu dizelerdeki “İsa misali, Yunus misali, Tonguç misali, Nâzım misali” sözleri boşuna değildir. Çünkü tarihte bazı insanlar zulüm gördüler, sürgün yaşadılar, dışlandılar, hapsedildiler; ama bütün bunlara rağmen içlerindeki insan sevgisini, umudu ve gerçek arayışını kaybetmediler. Üstelik sadece ezilip kokmakla kalmadılar, ezildikleri yeri dönüştürdüler...
İsa çarmıha gerilirken bile sevgiden söz etti, acıyı bir sevgi mesajına çevirdi.Yunus Emre yoksulluğun içinden insan sevgisini büyüttü, yokluğu irfana dönüştürdü.İsmail Hakkı Tonguç, Anadolu’nun yoksul köylerinde eğitimle ışık yaktı, imkânsızlıktan imkân yarattı.Nâzım Hikmet zindanlarda bile umudu ve insanı yazdı, duvarları şiirle aştı...
Onlar ezildiler. Ama koktular.
İnsanlığa umut bıraktılar.
Söz bıraktılar.
Vicdan bıraktılar...
Hayat seni kırabilir.
Hayat seni ezebilir.
Hayat seni yaralayabilir.
Ama sen yine de kekik gibi kokmayı başarabilirsen, işte o zaman gerçekten insan olursun...
Çünkü bazı insanlar ezildikçe susar, bazı insanlar ise ezildikçe insanlığa koku olur. Peki ya susanlar, kokamayanlar? Belki de onlar, kokuyu içlerinde taşıyan ama açığa çıkaramayanlardır. Ve bir gün, bir kekik dalının altında o kokuyu hatırlarlar. Çünkü koku aynı zamanda hatırlamaktır, uyanmaktır. Bu yazı, susanlar için de bir çağrı olsun: İçindeki kokuyu keşfet, ezilmenin seni karartmasına izin verme...
Bugün dijital çağda ezilmenin biçimi değişti belki ama özü aynı: linç kültürü, dijital yalnızlık, tüketim baskısı, kaygı… Yine de kekik olabilmek, içimizdeki insanlığı koruyabilmek hâlâ mümkün. Hem de her zamankinden daha gerekli...
Hayat seni kırabilir, ezebilir. Ama sen yine de kekik gibi kokmayı başarabilirsen, işte o zaman gerçekten insan olursun...
* Bu bir editöryal haberdir.







