“Öküz gibi güçlü olanlar”

“Öküz gibi güçlü olanlar”

Hasan ÇERÇİOĞLU yazdı...
[email protected]

Öküzlüğünü aşmamış sürü insanlar boynuzdan yana güçlü olanları kendilerine öncü seçer onları lider yapar parlamentoya gönderirler. İşte o öküzler parlamentoda güç gösterisi  yaparlar, önüne gelenleri boynuzlarıyla yerle bir eder, kiminin gözünü şişirir, kiminin kafasını gözünü yarar öküzlüklerini kanıtlarlar. Bunlar insanlığını kanıtlamamış öküzlerdir...

Doğa sürekli kendini aşar.Tohum aşılanır, daha verimli olur. Hayvan ıslah edilir, daha dayanıklı hâle gelir. İnsan, ilkel varoluşundan bugünkü karmaşık toplum düzenine kadar uzun bir yol kat eder. Fakat mesele şu: Tür ilerlerken zihniyet her zaman ilerlemez...

İnsanlık teknoloji üretir, şehirler kurar, parlamentolar inşa eder; fakat o binaların içine bazen hâlâ boyunduruktan kurtulamamış zihniyetler girer. Evrim bedenleri değiştirmiştir ama bazı ruhlar hâlâ sürü psikolojisinin karanlık çayırlarında dolaşır...

Anadolu köyünde öküz, emeğin ve gücün simgesidir. Tarlada işe koşulduğunda üretir, sabana bağlandığında toprağı berekete hazırlar. Onun gücü anlamlıdır çünkü yönlendirilmiştir. Fakat aynı güç başıboş kaldığında, önüne geleni deviren bir hoyratlığa dönüşür...

Sürü düzeninde sığırlar güçlerini dener, biri üstün gelir, düzen kurulur. Hafızaları vardır; kime yenildiklerini hatırlarlar. Doğa, güç gösterisini kısa tutar; düzeni kalıcı kılar...

Ama insan topluluklarında bazen tam tersi olur...

Bazı “tosuncuklar”, düşünce üretmeden, ilke geliştirmeden yalnızca omuz genişliğiyle öne çıkar. En gür sesi çıkaran, en sert bakışı atan, en kaba hamleyi yapan kişi birden “lider” ilan edilir. Sürü psikolojisi devreye girer: Güçlü görünenin arkasına dizilmek güvenli sanılır. Boyun eğmek, düşünmekten daha kolaydır...

Dildeki “öküz gibi güçlü” sözü zamanla bir övgü olmaktan çıkar, bir yönetim biçimine dönüşür. Güç, aklın yerine geçer. Nezaket zayıflık sayılır. Uzlaşma küçümsenir. Tartışma, yerini itişmeye bırakır...

Ve sonra o güçlüler parlamentolara girer...

Orada söz söylemek yerine homurdanırlar. Argüman üretmek yerine sataşırlar. Yasama kürsüsü bir düşünce alanı olmaktan çıkar, bir güç gösterisi meydanına döner. Boynuz metaforu gerçeğe yaklaşır: Birini sözle susturmak yetmez, itibarıyla da ezmek gerekir. Kiminin sesi kesilir, kiminin onuru zedelenir. Politik alan, medeni bir tartışma zemini olmaktan çıkıp ilkel bir üstünlük yarışına döner...

Doğada maymunlar, geyikler, keçiler liderlik için kavga eder. Üstün gelen sürünün başına geçer. Fakat insan toplumu doğa hâliyle yetinmemek için hukuk icat etmiştir, etik geliştirmiştir, kurumlar kurmuştur. Eğer bu kurumlar yalnızca güçlü olanın yumruğunu daha rahat savuracağı platformlara dönüşürse, o zaman inşa edilen medeniyet yalnızca boyanmış bir ahırdan ibaret kalır...

Asıl trajedi şudur: Öküz tarlada üretkendir, parlamentoda değil. İnsan ise parlamentoda üretmek zorundadır: fikir, yasa, çözüm. Eğer bunu yapmıyorsa, evrimsel mesafe kapanmış demektir...

Güç tek başına bir değer değildir. Akıl, hafıza ve sorumlulukla birleşmediğinde yalnızca gürültü üretir. Sürülerin lider seçme içgüdüsü anlaşılabilir; fakat bilinçli toplumların bunu alışkanlık hâline getirmesi, kendi iradesinden vazgeçmesi demektir...

İnsanlığın gerçek sınavı, en güçlü olanı seçmek değil; en ehil, en adil, en akıllı olanı seçebilmektir. Aksi hâlde şehirler büyür, binalar yükselir, ama zihniyet hâlâ çayırda boynuz tokuşturur...

Önceki Haber Milyonlarca emekli "Gabar petrolünü"beklemiyor!
Benzer Haberler
Rastgele Oku