Sultan ÖZER...
[email protected]
Emekli maaşlarına “artış” geldi güya, milletvekilleri zahmet edip bunun için Mecliste “Ter döktüler.” En düşük emekli maaşının 20 bin lira olduğuyla övündü iktidar vekilleri, itiraz edip az bulanlara küfredenler bile oldu: “Canım siz de şükretmeyi bilmiyorsunuz”, “Burası İsviçre mi” diyeninden, “Milletvekili maaşı ile geçinemiyorum, size vereyim geçinin bakalım” diyerek alay edenine kadar…
Siyaset artık vatandaşın en az güvendiği, hatta hiç güvenmediği bir alan haline geldi. Öyle ya “fırıldak”ların, “dönme dolap”ların, “Dün dündür, bugün bugündür” söylemlerinin cirit attığı, dün söylediğini bugün yutanların, seçildiği partiyi çıkarı için terk edip, seçilirken küfrettiği partiye geçenlerin arenası haline gelmiş bir siyasete vatandaş niye güvensin…
Bu köşede daha önce yer verdiğimiz siyasi etik yasası çıkmış olsaydı belki bir nebze güven sağlanabilirdi. Hoş, Anayasa’yı tanımayan ama karşısındakileri bertaraf etmek için “Anayasa’yı çiğniyor” diye içeri attıran, yok etmeye çalışan bir iktidar siyasi etik yasasını çıkarır mı, çıkarılırsa bile uygular mı?
Yetmişli yıllarda okuyanlar bilir, okullarda sık sık bit kontrolü yapılırdı, özellikle ilkokullarda… Tabii o zaman bugünkü gibi lastik eldivenler de yok, öğretmenler ellerindeki sopayla öğrencilerin kafasını karıştırır, bit var mı yok mu kontrol ederdi. Öğrencilerin yaşadıkları travma ayrı bir yazı konusu ama burada değinmek istediğim, o dönemler saçlarda sirke, yavşak oluşur, sonra bu bite dönüşürdü. Anneler gazyağı ile sık dişli tarağı eline alır, özellikle kız çocuklarının saçlarındaki yavşakları, sirkeleri temizler ki, büyüyüp bit olmasınlar...
Günümüzde siyaset o kadar ‘bitlendi’ ki, bununla ne siyasi etik yasası ne de başka yasa başa çıkabilir. Bu bir sistem sorunu çünkü…
***
TBMM’ye her dönem 600 milletvekili seçiliyor. Seçim dönemlerinde ellerine dosyalarını alanlar, içini parayla dolduranlar, seçildiklerinde ‘iş yapabileceği’ elbette iktidar veya iktidar adayı partilerin yolunu tutuyorlar. Milletvekilliği derslerde hâlâ “halkın temsilcisi” olarak ifade edilse de herkes biliyor ki, vekillik parti liderlerine, daha çok da kimin çok parası olduğuna bağlı. Milletvekili aday adaylarından istenen başvuru ücretleri bile bir zenginlik istiyor. Siyasete girmek, milletvekili olmak isteyen herkes önce kabarık cüzdanını açmak zorunda...
2023 genel seçimlerinde partilerin adaylardan talep ettiği miktarlar iktidar ya da iktidara yakın partilere göre değişir şekilde 10 bin ila 30 bin lira arasındaydı. Belki MHP istisna, 3 bin lira istedi. Adaylığı paraya endekslemeyen partiler de vardı ama şu bir gerçek ki “Paran varsa milletvekili olabilirsin” gerçeği değişmiyor!
Nâzım’ın Ölüme Dair şiirinde dediği gibi, “Hiç duymadınızmıydı kardeşim,/herhangi bir şahın bir gemi ambarında/bir kömür küfesiyle öldüğünü?…” Ölümün bile adil olmadığı bu sistemde, hiç duydunuz mu sıradan bir işçinin, emekçinin ya da kesilmesin diye ağacına sarılan köylü teyzenin milletvekili seçildiğini… (İstisnaları var, ama istisnalar kaideyi bozmuyor.)
Böyle olunca da elbette çıkıp, “20 bin lira emekli maaşıyla bir ay nasıl geçinilir?” diye soranlara, maaşlarına itiraz edenlere “Şükret”, “Burası İsviçre değil” diyebiliyorlar...
Bunları diyenler belki hayatında kira ödememiş, mutfak alışverişini fiyat etiketine bakmadan yapmış, çocuğunun servis ücretini dert etmemiş, çocukları okula gönderirken beslenme verememenin ezikliğini hissetmemişler…
***
Sosyal medyada emeklilerle röportajlar dolaşıyor. Biri Halk TV logolu… Yarıyıl tatilinde torununa bakmak zorunda kalan bir büyükanne… Elindeki torbadan evde hazırladıkları sandviçi ve suyu çıkarıp gösteriyor. Dışarıdan alamamanın ezikliği ile… “Ben de isterdim...” diyor susuyor, boğazı düğümleniyor, gözleri dolu dolu… “Sultanahmet’e gittik 220 lira köfte ekmek… Bugün alamayacağım” diyor ağlayarak. Bu duygunun ne demek olduğunu bilir mi o koltuklarda yayıla yayıla oturanlar…
Bir başka anne pazar yerinden sesleniyor, “İster inanın ister inanmayın çıldırmaya az kaldı. Allah çıldırtmasın, baştakilere Allah vicdan, merhamet versin…” diye...
Vicdanları var mı?
Olsa milyonları açlık ve yoksulluğa mahkum bırakırlar mı?
***
Son sözü, “Gabar’dan çıkarılan petrol ile refahın artacağını, emeklilere refah payı yansıtılacağını” söyleyen AKP Grup Başkan Vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’na Nasreddin Hoca söyleyecek:
Nasreddin Hoca bir adamdan borç alıyor. Ama uzun süre borcunu veremiyor. Adam gelip gidip borcunu istiyor. Yine borcunu istediği bir gün Nasreddin Hoca borcunu nasıl ödeyeceğini anlatıyor, “Şu yola diken diktim. Onlar büyüyecek. Buradan koyun sürüleri her gelip geçtiğinde yünleri dikenlere takılacak… Ben o yünleri toplayacağım. Sonra hanım o yünleri eğirip ip yapacak, ben pazarda satacağım. Oradan kazandığım parayla da senin borcunu ödeyeceğim…”
Adam bu sözler üzerine gülmeye başlamış...
Nasreddin Hoca bunun üzerine lafı yapıştırmış, “Ee, bak, peşin parayı görünce nasıl da gülüyorsun.”
Belki Akbaşoğlu da milyonlarca emeklinin gülmesini bekliyor, ama kendisiyle dalga geçilmesine müsaade etmeyen emekliler sokaklarda, alanlarda sesini yükseltiyor, ilk seçimde de tavrını sandıkta göstermeye hazırlanıyor....
NOT : Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır…








