Babil’den günümüze: Yükleniciler ve sorumluluk...

Babil’den günümüze: Yükleniciler ve sorumluluk...

Enver ŞAT...
[email protected]

Tarih, sadece geçmişte olanları anlatmaz; bazen gelecekte neleri yanlış yapacağımızın da sert bir aynasıdır. Bugün, modern dünyanın gelişmiş hukuk sistemlerine sahibiz deniyor. Ancak konu can güvenliği ve yapı sorumluluğu olduğunda, 3 bin 800 yıl öncesinin Mezopotamya’sındaki o "netlik" karşısında durup düşünmemiz gerekiyor...

İnsanlık tarihinin ilk yazılı yasalarından biri olan Hammurabi Kanunları, bugün bize "vahşi" gelebilecek kadar sert hükümler içerir. Ancak bu sertliğin temelinde yatan fikir, modern dünyanın en büyük eksiğidir: Mutlak Sorumluluk...

Babil’de bir yüklenici (müteahhit), inşa ettiği evin yıkılması sonucu ev sahibi ölürse canıyla bedel öderdi. "Zemin gevşekti", "malzeme yetersizdi" gibi bahanelerin arkasına sığınamazdı. Bir duvarın devrilmesi bile, o duvarın inşaatçının kendi imkânlarıyla en sağlam şekilde yeniden yapılmasını zorunlu kılıyordu. Suçun şahsiliği ilkesiyle çelişse de bu kanunlar, bir binayı inşa etmenin sadece teknik bir iş değil, bir yaşam teminatı olduğunu söylüyordu...

Gelelim milattan sonra 2026 yılına… 6 Şubat depreminin üzerinden geçen zamanda, Türkiye’de 53 bin 537 ölü, 107 bin 204 yaralı, 297 kayıp, Suriye’de ise 8 bin 476 ölü, 14 bin 803 yaralı...

Toplumsal hafızamızdaki yara hala taze...

Peki, bu kadar insan deprem yüzünden mi öldü? Uzmanlar yıllardır aynı gerçeği haykırıyor: "Deprem değil, bina öldürür." Bizdeki sorun ise Babil’den bu yana geçen binlerce yıla rağmen sorumluluk zincirini kuramamış olmamızdır. Zemin etüdü disiplinine uyulmaması, denetimin kamusal bir görevden ziyade piyasa koşullarına terk edilmesi ve meslek odalarının teknik gücünün budanması, bugün yaşadığımız "felaketin" yapı taşlarını oluşturdu...

Metinde geçen Hammurabi’nin yargıçlarla ilgili maddesi, belki de bugünkü yargı sistemimizin en çok ihtiyaç duyduğu "öz denetim" modelidir. Yasaya göre; verdiği hükümde kendi hatası tespit edilen bir yargıç, verdiği cezanın 12 katını ödemekle kalmaz, kürsüsünden bir daha dönmemek üzere indirilir...

Bugün depremzedeler, ihmali olan müteahhitleri sokakta yakalayıp yargıya teslim etmeye çalışıyorsa; burada hukukun ve denetimin caydırıcılığını sorgulamak zorundayız. Hukuk, sadece suçluya değil, suça yol açan sürece de sirayet etmelidir...

Depremler binlerce yıldır bu toprakların bir gerçeği. Ancak şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken geçmişin eksiklerini günümüze taşımamalıyız. Modern ve akıllı kentler, liyakatli mühendisler ve sorumluluk sahibi denetçilerle mümkündür...

Hammurabi’nin kısasa kısas yöntemini bugün savunmuyoruz; ancak "ödül gibi cezalar" devrinin de artık kapanması gerekiyor. Bir yapıyı inşa etmek, insanların hayatını emanet almaktır. Bu emanete ihanetin bedeli, bürokratik boşluklarda kaybolan "takdir-i ilahi" söylemleri olamaz...

3 bin 800 yıl önceki o taş siteler bize bir şey hatırlatıyor: Adalet, sadece verilen bir karar değil; bir insanın evine girdiğinde hissettiği huzurdur...

NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

Önceki Haber Ormanlar yanarken...
Benzer Haberler

Ormanlar yanarken...

Rastgele Oku