Ormanlar yanarken...

Ormanlar yanarken...

Adnan ÖZYALÇINER yazdı...

Biliyordu...

Atinalı Timon’un arkadaşları, her zaman ona zenginliği (parası) için gelmişlerdi; dostluğu için değil. Atinalı Timon dostluğun parayla satın alınamayacağını bilmiyor muydu?

Yaz geldiğinde...

Bir yer vardır gecelerin kısaldığı, karanlığın sürmediği bir yer. Sabahların sabahı kovaladığı aydınlık. Adı bilinen: Özgürlük. Bir gün yaz geldiğinde...

Yoklukta...

Bir sokağa giriyorsun, duvarlar kesiyor önünü. Çıkılmaz. Birinden çıkıyorsun, kat kat yükselen duvarlarla kapanmış her yan. Gök görünmüyor, güneşi göstermiyor. Cadde, cadde yok...

Yok olan yaşamdır...

Ormanlar, zeytinlikler yok oldu/oluyor. Tutuklamalara bir yenisi ekleniyor her gün. Doğa da insan da yok oluyor. Yaşamdır yok olan...

İnsanca...

Özgürlük gelecek. Hem kalabalıkla, hem tek başına. Bölüşülmesi için ekmeğin, yaşanması için yaşamın. İnsanca...

Kesik...

Her akarsu gece demez, gündüz demez ulaşır kendi yerine. Kesmedikçe önünü. Köprülerle geçilse de su...

Ormanlar yanarken...

Sönmüyor/söndürülmüyor yüreklerimizi yakan yangınlar. Ormanlarımız cayır cayır yanıyorken...

Beklemede...

Elimi uzatamam, kapandı kapılar. Değdiremeden elimi eline. Açılır diyorlar. Bekleyeceksin o zaman...

Bir daha...

Penceredeyim bakıyorum sana. Sokaktasın sen de, bakıyorsun bana. Ellerimiz ellerimize, değecekmişçesine bir daha...

NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır…

Sonraki Haber Babil’den günümüze: Yükleniciler ve sorumluluk...
Benzer Haberler
Rastgele Oku