68 Ruhu işte budur...

68 Ruhu işte budur...

*Atilla KESKİN yazdı...

Fotoğraf: İrfan Erdoğan…

Nedir 68 Ruhu, diye sorulur her zaman.
Evet, 68 bir özgürlük-kardeşlik-eşitlik-sosyalizm
çağrısıdır...

Evet, 68 taban demokrasisinin gerçekleştirildiği; alt- üst ilişkisinin olmadığı bir dönemdir. Çok yoğun olan kitlesel eylemlerde herkesin yeteneğini ortaya koyarak katıldığı sosyal olaylardır 68.
Kanımca 68 bunların çok ötesinde bir sosyal olaylar dizisiydi...

Vefalı,vicdan sahibi olmak gibi insani değerlerin en üst düzeyde olduğu bir tarihi süreçti.
Benim için 68'li olmak aşağıda anlatacağım anımdır...

Sene 1972, aylardan Nisan olmalı. Ülke tarihindeki en baskıcı, en zorba dönemlerinden birisini yaşıyor. Yaş ortalaması 22-23 olan deli fişek gençleriz, THKO davasından hepimize idam cezası verilmiş. Mamak Cezaevindeyiz...

"Görüşçün var" diyor gardiyan. Sadece birinci dereceden akrabalarımızla görüşme olanağımız var. Kim olabilir acaba. Akrabalarımdan geleceğini beklediğim kimse yok...

İnsanların birbirini zor gördüğü, kirli camların arkasında bekleyen görüşçümü zor seçiyorum. 
Mehmet bu görüşçüm. Bırak birinci derece olmayı, akraba bile değiliz...

“Merhaba, nasılsın?"dışında konuşmuyoruz. Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Mehmet de aynı durumda...

Afyon Lisesi'nde en iyi arkadaşımdı. Arkadaştan öte yediğimiz içtiğimiz ayrı olmayan iki kardeştik sanki. Tüm lise yaşantımız birlikte geçti. Birlikte ders çalıştık. Birlikte sinamaya gittik, birlikte ilk kez rakı ve sigara içtik. Aşklarımızı anlattık, bir kez bile elini tutamadığımız aşklarımızı...

Mehmet de, benim gibi Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ni kazanmıştı. Elbette üniversite'de dostluğumuz devam etti. Maddi-manevi her zaman Mehmet  yanımdaydı. Ama "örgütsel" çalışmalara katılmadı. Mezun oldu. Bir kaç arkadaşıyla birlikte  kendi inşaat şirketini kurduklarını duymuştum...

El-Fetih, Diyarbakır Zindanı, dağlar, sonunda Mamak cezaevi ve idam cezası... İlişkimiz kopmuştu Mehmet'le...

Şimdi görüş yerinde ağlamamak için kendini zor tutarak bana :"Nasılsın, bir ihtiyacın var mı?“ diye soruyordu...

Cezaevleri, Almanya... Yine koptu ilişkimiz. Sonunda telefonla ulaştım sevgili Mehmet'e. Ve yıllardır merak ettiğimi; görüşe nasıl geldiğini sordum...

"Size idam cezası verildiğini duyunca, seni muhakkak görmek istedim. Soyadı Keskin olan bir sahte kimlik hazırlayıp, görüşüne geldim.“
"Sevgili Mehmet,canım kardeşim yakalansaydın seni de cezaevine atarlardı. Üniversiteden de mezun olmuştun, tüm geleceğin karartılırdı.“
"Boş ve be Ato,“ dedi.
"Ya seni idam etselerdi, görüşüne gelmediğim için tüm yaşantım boyunca vicdanım yaralı olarak yaşardım.“

Otuz sene sonra Türkiye'ye gidişimde ilk aradığım Mehmet olmuştu.Rezil kanser hastalığının pençesinde son günlerini yaşıyordu. Kardeşi:
"Hep sorup duruyordun, sevgili arkadaşın ATO geldi tanıdın mı?“ dedi...

Zorla açtı gözlerini, konuşacak gücü yoktu. Gülümsemeye çalıştı sadece.Ben Almanya'ya döndükten sonra 10 Kasım'da vefat ettiğini öğrendim.Bu satırları 80 yaşımda yazıyorum. Bunca acılar çekmiş, gencecik ölümleri, ihanetleri görmüş bir insan olarak hâlâ dik durabiliyorsam bunun nedeni; sanırım geçmişte yukarda anlattığım insani değerlerin en güzellerini yaşamış olmamdır...

Ve 68'li olmak nedir? Diye soruyorsanız. Sevgili kardeşim Mehmet gibi olmaktır derim...''

*Atilla Keskin
Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Ankaralı gazetecilerin "Albay’ı" darbecilerin korkulu rüyası!
Benzer Haberler