Endüstrileşmiş Ahlaksızlık...

Endüstrileşmiş Ahlaksızlık...

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN yazdı...

Ahlaksızlık endüstrileşmiştir artık. Sadece genel yaygın bir durum değildir toplumumuzda. Modern toplum bilindiği gibi bir piyasa ve dolayısıyla rekabet toplumudur. Rekabet Thomas Hobbes’tan beri bildiğimiz üzere güçler çatışmasıdır. Rekabette güçlü olan kazanıyor, akıllı, dürüst, zeki ve ahlaklı olan değil. Diğer bir deyişle ahlaklılık erdem değildir rekabet ve güç ilişkilerinde. Ahlaksızlık en yüce erdemdir insanı insanlıktan çıkaran bu çürümüş insan ve toplum ilişkilerinde...

Ahlaksızlık erdemi iş hayatımızda, kurumlarda, sendikalarda, derneklerde partilerde en yaygın olarak karşılaşılan olgulardan birisidir. Yetenek, beceri, zeka, etkinlik ve nüfuz bakımından daha üstün olduğuna inanılan insanların “hakkından gelmek” için ahlaksızlar kötülüklerini örgütlü hale getirirler...

Bu nedenle onların oluşturduğu çevre için “örgütlü kötülük” denir. Örgütlü kötülük postmodern ilkeyle çalışır. Her duruma ve gereklere hemen uyar ve kendisini hep olduğundan farklı göstermeye çalışır. Örgütlü kötülük bugün öyle bir safhaya ulaşmıştır ki toplumumuzda; bundan artık endüstrileşmiş bir durum olarak bahsetmek gerekiyor...

Endüstrileşmiş derken, kötülüğün yalnızca yaygınlığına ve örgütlülüğüne dikkat çekmek istemiyorum, örgütlü ahlaksızlığın aynı zamanda artık bir gelir kaynağı ve ticaret nesnesi olduğunu da vurgulamak istiyorum. Kötülük artık pazarlanmak üzere değer üretiyor ve bunun için borsa kuruyor...

Örgütlü ahlaksızlığın bir cinsiyeti yoktur. Yerine göre erkeklik de kullanılıyor kadınlık da, sağcılık da kullanılıyor solculuk da, en “basit” kişilerden en yüksek ünvana ve mertebeye sahip kişi ve mevkiler de kullanılabilir örgütlü kötülük tarafından. Sıkça en masum ve en dürüst sandığımız kişiler çıkabiliyor kurulmuş bir tezgahın ardından...

Ahlaksızlığın örgütlü bir şekilde yaygın olduğu dünyada aklı nasıl koruyacağız, gerçeği nasıl bulup takip edeceğiz?

Bunun tek bir çaresi vardır. Şüpheci yaklaşım ve olgulara ve gerçek verilere dayanmak. Sözün bir kadri kıymeti kalmamıştır artık. 60 yaşında sözüm ona bir felsefe profesörünün bile yüzü kızarmadan yalan söyleyebildiği, dedikodu yapabildiği, çıkarı için gerekirse her şeyini ticaret nesnesi yapabildiği bir dünyada gerçek olgulara ve verilere dayanmak tek çaredir, çünkü “posttruth” dünya yalanın gerçek gibi gösterildiği dünyadır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber "Despot" ve "Tiran" kavramlarına dair...
Sonraki Haber ELEŞTİRİ VE TAHAMMÜLSÜZLÜK ÜZERİNE..
Benzer Haberler