Özgür Özel’in "Türkiye İttifakı"

Özgür Özel’in

*Prof  Dr. Kemal İNAL yazdı...

Siyaset dünyasında “ittifak” deyince genellikle akla farklı politik partiler ve aktörler arasında kurulan, dahası sivil alandaki kuruluşları da informal olarak içeren birliktelikler, iç içe geçişler, koalisyonlar, işbirlikleri gelir. Yukarıdan inşa edilen, siyaset mühendisliğine konu olan, anlaşma maddeleriyle sabitleştirilip garantiye alınan, farklıların birlikteliğini amaçlayan ittifak, genellikle bir seçimi kazanmak, hükümet kurmak, mecliste çoğunluğu sağlamak veya parlamentoda belirli bir siyasal gündemi oluşturmak amacıyla kurulur...

İttifakta seyrek, eğreti ve esnek bir farklılıkların iç içe geçişi söz konusu olsa da, her taraf, kendi kimliğini mutlak bir sabite olarak kendi hanesinde tutmaya devam eder. İttifakta bir araya geliş, bir karışım yaratmaz. Taraflar yani tekiller, kendi parti programı, kimliği ve sembollerini korur, liderliğini sürdürür ve fakat bazı ödünler de vermek zorunda  kalabilirler. İttifak, verili haliyle, kısmi, dönemsel ve pragmatik amaçlara hizmet eder: seçim kazanma, mecliste çoğunluğu ele geçirme, ortak bir siyasal programa destek verme, güçlü rakiplere karşı ortak mücadele etme, seçim sisteminin getirdiği avantajlardan yararlanma...

***
Nitekim AKP, 2018’de siyasi partilerin seçim ittifakı yapmalarını sağlayabilmek için bir yasal düzenleme yapmıştı. Bu düzenlemeyle partiler, Yüksek Seçim Kurulu’na “ittifak protokolü”nü sunarak birden fazla partinin bir araya geldiği bir çatı oluşturmuşlardı. Böylece tek başına %10 (sonrasında %7’ye indirildi) oy alamayan partiler, TBMM’de birkaç vekille temsil imkânına kavuşmuştu. Bu tür ittifak anlayışının daha çok AKP’nin “Cumhur İttifakı”na yaradığını söylemeye gerek yok. Çünkü hükümetin kurduğu ittifak, seçim sistemini manipüle edebiliyordu, seçim öncesi propaganda çalışmalarında devlet imkânlarını sonuna değin kullanıyordu, rakiplerinin aleyhine olmak üzere devlet ve özel medyada pek çok yanlış haber ve veri yayınlayabiliyordu...

***
Özgür Özel, önce CHP’de, sonra da Yeni Parti’de, bu klasik pragmatist ittifak anlayışına, “Türkiye İttifakı” dediği yeni bir modelle meydan okumaya başladı. Öncelikle, Türkiye İttifakı,  teknik, geçici ve çıkarcı bir birleşme modeli değil. Aksine, kalıcı, sorun çözücü ve yapısal bir model; hedefi de, partileri “tavan”dan müdahaleyle bir araya getirmek değil, “aşağıda” toplumsal birlikteliği sağlamaktır. Farklı toplumsal grupların, ideolojik akımların, siyasi kimliklerin, emek gruplarının, sivil örgütlerin ve bölgesel çevrelerin “toplumsal taban”da bir araya getirilmesini hedefleyen bu model, siyaseti, çokbilenlerin teknik aklına değil, kitlelerin hareketli ve özneleştirici gücüne doğru yönlendirmektedir. Özgür Özel’in siyaseti sokağa dökerken yöneldiği asıl mecra, yurttaşın taleplerinin doğrudan ve fiilî icrasına imkân veren tüm yurt sathıdır. Bu yönüyle Ankara (merkez) dışına, taşra ve periferiye, yerel ve bölgesel alanlara doğru genişleyen bu siyasal anlayış, Türkiye’yi, bir seçim aygıtına muhatap kılan teknik akıldan ziyade, siyasetle toplumsallaştırıp asıl karar verici kılmaya çalışmaktadır...
***
Türkiye İttifakı, kutuplara ayrılmış bir ülkenin düşman hukuku uygulayan, rant üzerinden işleyen ve sadakatlerle ayakta kalan egemen siyaset anlayışına karşı “ortak gelecek” tasavvuru üzerinden yeni bir “uzlaşma kültürü” öneriyor. Bu kültür, siyaseten değil, toplumsal olarak, sokaktaki sıradan insanın müdahalesiyle inşa edilecek. Bölen değil birleştiren, parçalayan değil bütünleştiren, ayrıştıran değil kaynaştıran bu ittifak anlayışı, siyasal sorunu, halkı devreye sokarak çözmeyi düşünüyor. O yüzden Özgür Özel, yalnız yürümüyor. “Yürüyelim, arkadaşlar” ‘takılın peşime’ demek değil. İttifak yolda yürürken inşa edilmekte, adım attıkça büyümekte, yol aldıkça da güçlenmektedir. “Türkiye İttifakı” bir yürüyüş, yolda oluş ve hedefe varış birlikteliğidir...
***
2024 yerel seçimlerinde Türkiye İttifakı modeli denendi ve başarılı olduğu görüldü (İçinde kısmi, yani iki parti arasında yer alan “Kent Uzlaşısı” da vardı). CHP, bu seçimlerde ittifak için partilerle de görüştü, ancak daha çok da seçmenle ortaklaştı. Son zamanlarda Özel, “demokrat” kimliğini ortak payda yapıp farklı siyasal, ideolojik ve toplumsal grupları bu ittifak altında birleşmeye çağırdı. ANAP modeli denildi buna ama yanlış zira Özal, dört eğilimi (muhafazakâr, milliyetçi, liberal ve sosyal demokrat) partisinde iktidarı paylaşmak için bir araya getirmişti; gayet pragmatik, hatta oportünistti. Parti çıkarı, ülkenin menfaatlerini dikkate almamıştı. Özal, iktidarın nimetleri temelinde çıkarcı bir ortak yapı modeli kurduğu için partisi bir süre seçim kazanmış, ancak ülke sorunlarını çözemeden yozlaşmıştı...
***
Özel, Türkiye İttifakı’nı “demokrat” ortak paydası altında kurmaya çalışırken demokratlığı, pek çok farklı bileşeni (siyasi parti, bölgesel farklılık, etnik kimlik, dini mezhep, siyasi inanç, parti aidiyeti, sosyal kültür, bireysel eğilim vd.) ayrı ve ortak siyasal zeminde sadece demokrasiyi yeniden kurmak ve güçlendirmek için önermektedir. Demokrasinin demokratikleştirilmesi, hukukun adaletleştirilmesi, refahın ortaklaştırılması, kuvvetlerin ayrıştırılması, demokratlığın siyasal zihniyet olarak tüm ülke gündemini kapsamasıyla gerçekleşebilecek amaçlar olarak görülmektedir...  
***
Habermas, modern öncesi sabit ve mutlak kimlikler (gelenek, otantiklik, ataerkillik, otarşi, kimlik, aşiret vb.) yerine aklın kamusal alanda argümantatif kullanımıyla öznelerin, kendi belirlenmiş dar semantik evrenlerinden çıkarak yeni ve modern bir epistemik bilinç dönüşümüne uğramalarıyla bir “söylem etiği”nin oluşabileceğini ileri sürdü. Bunu da “iletişimsel akıl” sağlayacaktı: Akıl, daha/en iyi argümanı bir önerme olarak ortaya koyduğunda muhatabını ikna temelinde bir tartışmaya davet eder. Tartışma gerçekleşirse “ideal konuşma durumu” ortaya çıkar.  Bugün AKP iktidarı, en iyi argümanın kendi yukarıdan siyasi mühendisliğiyle ürettiği önermelere dayandığını pek çok icraatıyla ortaya koymuş durumda. Hakikatin tekelinin kendisinde olduğunu ileri sürmektedir. Konuşarak değil, dayatarak ilerlemektedir. Habermasçı ”ideal konuşma durumu” bu şekilde oluşmuyor haliyle zira devlet (yönetim) ve şirketler (ekonomi) birlikteliği olan “sistem”, yurttaşların “yaşam-alanı”nı sömürgeleştirmektedir. Yoksulluk, baskılar, geçim sıkıntısı, enflasyon, işsizlik, gelecekten umudu kesme vb. Hep bu sömürgeleştirmenin hem göstergesi hem de sonucu olarak vardır. İktidar, demokrasi taleplerini bastırabilmek için “değişmez yapı” kurmaya çalışıp durdu, kısmen de başarılı oldu bugüne değin. Ancak halk, sömürgeleştirmeye karşı artık direniyor...
***
Değişim hükmünü her zaman okur. Özgür Özel ve Yeni Parti, “kişisel çıkar” yerine “ortak aidiyet”e, “demokrat” ortak paydası üzerinden gerçekleşme imkânı tanıyarak kutuplaştırmanın insanları atomize edici mekanizmalarına karşı koymaya çalışıyor. Kuşkusuz Türkiye İttifakı, daha somut program, maddileşen söylem ve somut araçlarla güçlendirilmelidir. Şimdilik sınırsız gibi görünen veya sınırları belirsiz addedilen Türkiye İttifakı, yol yüründükçe menzile ulaşmayı kolaylaştıran somut araç, program ve güçlerle ete kemiğe bürünecektir. Zaten böylesi bir ittifakın programı masa başında yazılamaz. Pratikte deneyimlenen, yaşanan ve somutlaşan yaşantılar biriktikçe ittifak da kendi yönünü bulacak, hedefe varmayı kolaylaştıracaktır. Unutmamalı: Mutabakat kendiliğinden, sadece söylemle ve tek başına oluşmaz. Ancak mücadeleyle kendini var edebilir. Halkla ittifak yapan kazanır. Siyaset halkla yapıldığında, demokrasi anlam ve zemin kazanır...

*Öğretim görevlisi...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Sahadan Kopuk Hesaplar Ve Fındık Üreticisinin Çıkmazı...
Benzer Haberler