Salah Yaylası!

Salah Yaylası!

Veli BAYRAK...
[email protected]

Sanki bu memlekette yayla, anıt, türbe ve benzeri isimler sadece anlamlı ve tarihe ışık tutan olay ve kişilerden etkilenilerek veriliyormuş gibi, Trabzonsporlu futbolcu Muhammed Salah’ın bir yaylada gezmesi, bir taşın üzerine oturup fotoğraf çektirmesi ve ardından da oranın insanlar tarafından “Salah Yaylası” olarak ilan edilmesini fazla anlamsız buluyoruz! Hele “Oldu olacak türbe yapın” diyenleri gördükçe, insan ister istemez dönüp geçmişe bakma gereksinimi duyuyor!

Öyle ya, biz şimdi bir rüzgârla doğan “Salah Yaylası” ismini eleştiriyorsak, geçmişten bugüne taşınan “Boklu Ali Baba”, “Öksürük Dede”, “Dümbelekçi Hüseyin Dede” veya “Kikirik Dede” gibi tuhaf isimli türbe ve yatırları, onların absürt hikâyelerini nereye koyacağız? Kaldı ki Karadeniz insanı tez canlıdır, bugün üç gol attı diye gider o yaylaya futbolcunun ismini verir, yarın üst üste goller kaçırdı diye de hırsını alamayıp o tabelayı yerinden söker!

Bir taşın üzerine Muhammed Salah oturursa “Salah Yaylası” fazla abartılı bulunuyor ama yüzyıllardır kullanılan bazı isimlerin hikâyesini araştırdığınızda karşınıza “Bir rivayete göre.”, “Eskiler böyle dermiş.”, “Şurada yaşamış bir zat varmış” gibi sonu gelmeyen ihtimaller çıkabiliyor. Belki de ilk önce kendimize, “Bu ismin gerçekten bir hikâyesi var mı, yoksa biz hikâyeyi sonradan mı yazdık?” diye sormalıyız. Mesela geçmişte Samsun’da bir tepenin “Öksürüktepe” diye anıldığı anlatılıyor. Sebebi ise öksürüğü olan insanların şifa bulmak amacıyla buraya gitmesiymiş. Şimdi bugünün mantığıyla düşünün. İnsanlar neden oraya gidiyordu? Öksürmeye. Peki neden adı Öksürüktepe olmuş? Çünkü öksürenler oraya gidiyordu. Peki bu ne kadar mantıklı da Salah Yaylası o kadar mantıksız?!

Sakın gelişen çağdan, teknolojiden, kitaptan, gazeteden, kültürden bahsetmeyin. Bu ülkede “Hamile kadınların yolda yürümesi terbiyesizliktir” diyen bilim insanlarıyla, “Kirvem ölürse karısı bana düşer mi?” diye inanıp güvendiği hocaya soru soran insanlar var!

Gaziantep’teki “Şehreküstü” adının, eski semtine küsen bir ailenin başka bir yere taşınması ve eski yerine bir daha uğramamasıyla ilişkilendirildiği bir rivayet var. Şimdi bugünün belediyecilik anlamıyla düşünürseniz o aile tekrar semtine dönerse o semtin adı ne olacak? Şehrebarıştı mı?

Kuşkusuz “Her taşa bir isim verilsin!” diyen yok! Tam tersine, bugün şaşırdığımız şeyin geçmişten gelen bir alışkanlık olduğunu ve eğer sorgulanacaksa bu anlayışla birlikte ele alınması gerektiğini söylüyorum. Çünkü bazen bugün bize son derece ciddi, kadim ve anlamlı gelen şeylerin başlangıç noktasında son derece sıradan, hatta trajikomik olaylar bulunabiliyor...

Bir başka örnekte ise Sivas’ta “Tek Mezar” olarak bilinen ve çevre düzenlemesi belediye tarafından yapılan bir mezardan söz ediliyor.Yerel anlatımlarda bunun 19. yüzyılda yaşamış kimsesiz bir yoğurtçuya ait olduğu aktarılıyor. Fakat mezar hakkında farklı rivayetler de bulunuyor ve insanların buraya dilek dilemeye gittiği belirtiliyor. Yani ortada bir mezar var. Adı, Tek Mezar. Hikâyesi, rivayete göre. Ziyaret sebebi ise dilek amaçlı!

Ve biz hâlâ dünyanın parası verilerek getirilen, asıl amacının turizm ve tanıtım olduğu daha ilk günden duyurulan Trabzonsporlu Salah’ın bir taşa oturmasını ve insanların oraya “Salah Yaylası” ismi verilmesini tartışıyoruz! Ne yapalım şimdi, aslı astarı aranırsa Üsküdar'da yatan dervişe atfedilen “Boklu Ali Baba Türbesi” ismi, zatı muhteremin temizliğinden ötürü verilmedi herhalde. Bugün “Salah Yaylası”, yarın “Tavada Salah” ertesi gün “Salah havası, Salah çorbası, Hamsili Salah” idare edip gideceğiz işte!

*Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Eğitimi piyasalaştıran Saray düzeni okul saldırılarının sorumlusudur!
Benzer Haberler