Tatvan’ın Rüzgârında Bir Festival...

Tatvan’ın Rüzgârında Bir Festival...

*Mehmet SÖĞÜT yazıyor...

Fotoğraf:Kırkla haber…  

Yayıncım, gazeteci-yazar Bedri Adanır festivale çağırdığında, Tatvan hakkında fazla bir bilgim yoktu. Sadece Van Gölü’nün kıyısında olduğunu biliyordum. Gitmeden önce kendisini aradım. Gölün kıyısında, ormanlık bir yer olduğunu söyledi.
Ormanın ve suyun olduğu her yer güzeldir.
Otobüs biletini alırken hafif kaygılıydım. Toplamda on saatten fazla sürecek bir yolculuktu. Daha Elbistan sınırlarından çıkmadan kimlik kontrolü yapıldı. Tuhafıma gitti. Otuz iki yıldan fazladır İsviçre’de ikamet ediyordum; bir gün kimliğime bakmamışlardı. Tabii, Türkiye’nin rutin işlerini biliyordum...

Van otobüsü Malatya’dan Elazığ’a doğru yol alıyordu. Şoför, hiçbir açıklama yapmadan Malatya çıkışında yarım saat bekledi. Alışık değildim bu duruma; yine de sesimi çıkarmadım. Bir yolcu bindikten sonra hareket etti...

Elazığ’dan geçerken ilgimi çekebilecek bir şey göremedim. Bingöl ise beni şaşırttı; her yanı ormanlıktı. Muş Ovası’nı da merak ediyordum. Şarkılarda çokça adı geçiyordu. Bir de Yılmaz Odabaşı’nın şu dizeleri beynimde çınlıyordu:
“Burası Muş’tur, yolu yokuştur / Tanklar gide gele dümdüz olmuştur.”

Muş Ovası git git bitmiyor. Karanlık çöküyor artık. Etrafımı göremiyorum...

Gece saat 23.00’e doğru Tatvan’da iniyoruz. Bedri Adanır’ı arıyorum. Telefonu otel görevlisine veriyorum. Bunun üzerine otel odasının anahtarını alıp valizimizi yerleştiriyoruz. Bedri’nin tarifi üzerine festival alanına iniyoruz.Serin bir rüzgâr efil efil esiyor. Hâlâ ortalık kalabalık. Kürtçe ezgiler kulağıma dökülüyor. Bakıyorum, sahnede Tara Mamadova var. Göle bakıyorum sonra.
İnsanlara kitap stantlarının olduğu bölgeyi soruyorum. Kimse bilmiyor…

Konser alanına yakın bir yerde polisler zırhlı araçlarla bekliyorlar. Gidip onlara soruyorum. Nasıl olsa bir günün içinde üç kez kimlik kontrolüne tâbi olmuştum. En fazla yine kimliğimi sorarlardı.
Öyle olmuyor.Polislerden biri yeri tarif ediyor.
Stand alanına girmeden Bedri’yi görüyorum. Birlikte, otele yakın bir çay evinde oturuyoruz. Önümüzden yayıncı Hüseyin Gündüz ile yazar Roni var geçiyorlar. Çağırıyoruz onları. Hüseyin şakalarını patlatıyor...

Sabah ilk işim otel penceresinden dağa bakmak oluyor. Dağ yemyeşil…

Kahvaltıdan sonra dışarı çıkıyoruz. Göl boyunca uzanan bir yürüyüş yolu var. Bir de Luvi Yayınları’nın bazı yazarları gelecek. Kimler mi? Yaşar Arslan, Mehmet Karakuş…

Yazar Yaşar Arslan’ın kardeşleriyle yıllara dayanan bir dostluğumuz var.Göle sıfır bir çay bahçesinde oturuyoruz. Tatvan’ı çok beğeniyorum. Şirin, küçük bir şehir. Yayınevlerinin stant açtıkları yere doğrudan güneş vurduğu için öğleden sonra ancak stantların başına gidebiliyoruz...

Yaşar ile Mehmet Karakuş’u görür görmez ısınıyorum. Yaşar Arslan’ın mizahi anlayışı özellikle dikkatimi çekiyor. “Mehmet, benim kitabım şişko onun için daha pahalı,” diyor. Mehmet Karakuş ise daha ciddi biri...

Kitaplara ilgi olmadığını görünce soluğu Kamkar’ın konserinde alıyorum. Müziklerindeki ahenk beni adeta uçuruyor...

İkinci gün arkadaşlar bizi Ahlat’a doğru götürüyorlar. Selçuklulara ait mezarları geçiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarayını görüyoruz. Deyim yerindeyse, tam bir cezaevini andırıyor.
Kızkayası denen bir yerde duruyoruz. Plaj tıklım tıklım. Ortalık ise çöple dolu. Kadınlar elbiseleriyle güneşin altında oturuyorlar. Erkekler ise suda keyif çatıyorlar. Tuhafıma gidiyor. Yanımdaki Diyarbakır'lı arkadaşın da tuhafına gitmiş olmalı ki.Sert bir şekilde eleştiriyoruz...

Tuvalet leş gibiydi. Orada kalmak istemiyoruz.
Adilcevaz’a doğru yol alıyoruz. Lüks bir restoranda kahve ve su içiyoruz. Yazar Mehmet Karakuş da bizimle. Bilgisi, birikimi ve efendiliği dikkatimi çekiyor...

Saat 17.00’ye doğru Tatvan’ın temizliği ve yeşilliği içinde yeniden nefes alıyoruz.Yine standa gidiyoruz. Koma Amed’in sesi kulaklarımıza doluyor. Diyarbakır’dan kadim dostum Gökhan Biçer gelmiş. Hasretle birbirimize sarılıyoruz. Geçen sonbahardan bu yana görüşmemiştik.
Tatvan Belediyesi’ne teşekkür ediyorum. Organizasyonu, kanımca, harikaydı. Yalnız keşke insanları da okumaya teşvik etseler.
Tatvan’ı ve insanlarını unutmayacağım...

*Şair ve yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Deniz GÖKTAŞ : "İyi haber,Tahliye oldum.Kötü haber: Tutuklandım..."
Sonraki Haber Bir Başka Vedat TÜRKALİ...
Benzer Haberler