Yazar Erdoğan Aydın 'ın "Yanlış İliklenen Düğme "adlı kitabı üzerine...

Yazar Erdoğan Aydın 'ın

*Ali İhsan GEZER yazdı...
Fotoğraf: İrfan Erdoğan...

Yazar Erdoğan Aydın, “YANLIŞ İLİKLENEN DÜĞME”  İsimli altı yüz seksen sayfalık bir araştırma kitabı yayınlamış bulunuyor...

Kitap okunup bitirildiğinde, yazarın bu kitaba başlarken kendisinin düğmeyi baştan yanlış iliklemiş olduğu görülüyor...

Bunca yoğun bir çaba ve emekle nereye varılmak istenmiştir? Atatürk’ün ne kadar diktatör olduğu;  çevresinde yer alan bazı kişilerin önünü nasıl kestiği; emperyalistlerle bağını tamamen koparamamış olduğu vb. sık sık tekrara düşülerek anlatılmaktadır...

Atatürk’e yönelik bu eleştiriler, “Neden yanı başında,  yeni kurulmuş olan sosyalist bir ülkeyle, Sovyetler Birliği ile değil de; kapitalist-emperyalist dünyayla bağ kurulduğu?” sorusu üzerine oturtulsaydı, taşlar yerli yerine oturtulmuş olacaktı...

Kanımca yazar, düğmeyi bu noktada yanlış ilikleyerek yola çıkmıştır. Birinci Dünya savaşından sonra peş peşe Rus ve Osmanlı imparatorlukları yıkılmıştır. Dönemin Dünya Jandarması İngiltere ve Fransa, Kurtuluş Savaşımızla Anadolu’dan tası tarağı toplayıp çekilmek zorunda kalmışlardır...

Sovyetler Birliği Kurtuluş Savaşımıza el uzatmış; para ve silah desteğinde bulunmuştur.
Dünyadaki koşullar, Sovyetler Birliği ile bağ kurup, sosyalist bir yapılanmaya yönelmek açısından uygun hale gelmiştir...

İşte bu noktada, bin dokuz yüz yirmi beş yılında İzmir İktisat Kongresini toplayan Atatürk, “Biz Karma Ekonomik bir Model”  izleyeceğiz diyerek, bir yandan KİT’leri kurmaya başlamış; diğer yandan Erol TOY’un İMPARATOR isimli kitabında anlattığı gibi; devlet eliyle kapitalist KOÇ’ları yaratmaya yönelmiştir. Elbet o günkü, emperyalistlerden tamamen kopamayarak yaptığı bu tercihin varıp dayandığı yer, bugünkü emperyalizme göbeğinden bağımlı, yeraltı ve yerüstü kaynakları talan edilmiş; yarı aç, yarı tok yaşayan ülkemiz olmuştur...

Yazarın döne döne vurgu yaptığı şey, Atatürk’ün “ortak aklı” kullanmaktan özenle kaçındığı; çevresinde palazlanan hiç kimseye fırsat vermediği ve bir biçimde böylesi unsurları ekarte ettiğidir.
Kuşkusuz bu, o dönemin pratik bir gerçeğidir. Ancak böylesi hacimli bir araştırmaya kalkan yazarın, Atatürk’ün bu mücadeleye girişirken çevresinde kimlerin olduğu ve Atatürk’le aynı perspektifte birleşmiş olup olmadıklarını da araştırmış olması gerekirdi...

Atatürk mücadeleye başladığında ülkede okur-yazarlık oranı %10 civarındadır. Sovyet Devriminde öne çıkan Plehanov, Martov, Troçki, Kamaniev, Zinoviev, Buharin,Kerenski gibi; kurulacak sistem üzerine çatır çatır tartışma yürütebileceği kimse yoktur çevresinde. Zaten asker kökenden gelen bir insandır ve emretmek üzerine şekillenmiştir kafa yapısı. El yordamıyla İlerlerken koşullar yönlendiricisi olmuştur...

Bu durum, baştan sosyalist bir perspektife sahip olmayan biri için anlaşılır bir durumdur.
Yazar Atatürk’ü böyle yerden yere vururken ne yapmak istemektedir? Aradan yüz yıl geçtikten sonra bu kadar hacimli bir irdeleme hangi ihtiyaçtan doğmuştur?

Saptanan yanlış tutumlar, günümüzde pratik bir adıma yol açacak değildir. Artık “ortak aklın” önemi ve toplumsal yaşamda özellikle kullanılması gereği genel kabul görmüştür. Hemen tüm kapitalist işletmelerde bile kullanılır olmuştur. Artık büyük işletmelerin çoğunda sık sık “beyin fırtınası” toplantıları yapılmaktadır...

Tamam, Atatürk bir burjuva cumhuriyeti kurmuştur ve onu diktatörce yönetmiştir. Günümüzde bunun haber değeri nedir?

Özetle, ben bunca hacimli kitabı okuduktan sonra bir tatminsizlik hissi yaşadım. NEDEN? Dedim. Hangi ihtiyaçtan hareketle kaleme alınmış olduğunu bir türlü adlandıramadım...
* Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Mustafa Yıldırımtürk'ün Kor Kitap'tan çıkan İzler kitabı...
Benzer Haberler
Rastgele Oku