*Birol KESKİN yazdı…
[email protected]
Başlık: Venezuela: Küresel Güney'in Kırılganlığının Aynası ve Tek Taraflı Müdahalenin Tarihsel Mirası...
Alt Başlık: Tarihten Günümüze Hibrit Müdahale, Yerel Başarısızlık ve Sistemsel Eleştiri...
Giriş: Bir Ayna Olarak Venezuela...
Venezuela,21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı insani kriz, hiper enflasyon, siyasi kutuplaşma ve uluslararası izolasyon ile dünya gündeminde trajik bir yer edindi. Ancak onu sadece "başarısız bir devlet" veya sırf "yolsuz bir rejim" olarak okumak, daha derin ve rahatsız edici bir gerçeği perdeliyor: Venezuela, ABD'nin Latin Amerika'daki yüzyılı aşkın müdahaleci geleneğinin en güncel ve sofistike tezahürüdür...
Bu makale, Venezuela'nın, "hukukun ve utancın" uluslararası ilişkilerde etkin bir sınır oluşturmaktan çıktığı modern bir sistemde, Küresel Güney ülkelerinin karşılaşabileceği muhtemel senaryoları yansıtan bir ayna olduğu argümanını savunacaktır. Bu analiz, hem dış müdahalenin yapısal rolünü hem de Maduro rejiminin yönetim hataları, derin yolsuzluk ve otoriterleşme gibi yerel dinamiklerin iç krizdeki kritik payını kabul ederek, dengeli bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır...
1. Bölüm: Tarihsel Kökler - "Arka Bahçe" Doktrininden Soğuk Savaş Proksilerine
ABD'nin Latin Amerika'ya tek taraflı müdahalesi bir 20.yüzyıl icadı değildir. Bu süreklilik, bugünkü araçların köklerini anlamak için hayatidir...
· Monroe Doktrini (1823) ve "Açık Yazgı": "Amerika Amerika'lılarındır" söylemi, başlangıçta Avrupa emperyalizmine karşı bir savunma gibi görünse de, zamanla ABD hegemonyasının ve müdahale hakkının bölgesel bir gerekçesine dönüştü...
· "Büyük Sokak Politikası" ve Askeri Müdahaleler: Theodore Roosevelt'in felsefesi, ABD'nin Küba, Panama, Nikaragua, Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'nde askeri güçle doğrudan müdahalesini meşrulaştırdı. Bu dönem, bölgenin kaynakları ve stratejik geçitleri üzerinde kontrol kurma arzusunun açık ifadesiydi...
· Soğuk Savaş ve İstikrarsızlaştırma Operasyonları: Karşılaştırmalı Bir Analiz İçin Zemin: Anti-komünizm, müdahale için kusursuz bir kılıf oldu. 1954 Guatemala darbesi, 1973 Şili darbesi ve Nikaragua'daki Kontra savaşı, ABD'nin demokratik süreçleri bile, jeopolitik çıkarları ve ekonomik liberalizme ters düştüğünde sabote etmeye hazır olduğunu gösterdi. Bu vakalar, uluslararası hukukun (BM Şartı) çoğu zaman, güçlünün çıkarlarına hizmet eden seçici bir araçtan ibaret kaldığının tarihsel kanıtlarıdır. Venezuela'ya yönelik modern müdahale, bu geleneğin doğrudan mirasçısıdır...
II. Bölüm: 21. Yüzyılın Hibrit Müdahalesi - Venezuela Vakası...
Venezuela,Soğuk Savaş sonrası dönemde müdahale biçimlerinin nasıl evrildiğinin bir laboratuvarıdır. Klasik askeri işgal yerine, çok katmanlı ve "hibrit" bir strateji devreye girmiştir:
1. Ekonomik Savaş ve "Akıllı Yaptırımlar": İnsani Bedeliyle Bir Analiz: ABD yönetimlerinin (Obama'dan Trump'a, Biden'a) art arda uyguladığı kapsamlı sektörel ve finansal yaptırımlar, Venezuela'nın petrol gelirlerine erişimini felç etti. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin ve Center for Economic and Policy Research (CEPR) gibi kurumların raporları, yaptırımların 2017-2018 döneminde on binlerce ölüme katkıda bulunduğunu, temel ilaç ve gıda ithalatını imkansızlaştırdığını ortaya koymaktadır. Bu, rejimi hedef alırken en ağır bedeli sıradan vatandaşların ödediği, uluslararası hukukta şüpheli yeri olan bir "kolektif cezalandırma" stratejisidir...
2. Siyasi ve Diplomatik İzolasyon: "Geçici Başkan" Juan Guaidó'yu 50'den fazla ülkenin tanıması, diplomatik meşruiyetin nasıl koordine bir şekilde manipüle edilebileğinin emsalsiz bir örneğiydi. Bu hamle, seçilmiş bir hükümeti devirmek için geleneksel olmayan bir diplomatik yol açtı...
3. Bilgi Savaşı ve Meşruiyetin Aşınması: Ana akım batı medyasında tek taraflı bir anlatının hakim olması, rejimi mutlak bir "kötü" olarak çizerken, yaptırımların yıkıcı insani maliyeti ve ülkenin karmaşık iç dinamikleri sıklıkla ikinci planda kaldı veya görünmez kılındı. Bu, uluslararası kamuoyunu şekillendirmek ve müdahaleyi meşrulaştırmak için kullanılan kritik bir araçtı...
III. Bölüm: Yerel Başarısızlık ve Dış Müdahalenin İç İçe Geçmiş Dinamiği.Venezuela analizi,yerel faktörlerin inkâr edilemez rolünü görmezden gelemez. Makalenin tezini dengelemek için şu noktalar kritiktir:
· Petrole Bağımlılığın Yönetilemeyişi: Chávez ve Maduro rejimlerinin, petrol gelirlerindeki dalgalanmalara karşı ekonomiyi çeşitlendirememesi, üretim sektörünü çökertmesi ve yönetimsizlikleri, krizin temel iç nedenleridir...
· Otoriterleşme ve Demokratik Erozyon: Yargı bağımsızlığının ortadan kalkması, muhalefetin baskılanması ve tartışmalı seçim süreçleri, rejimin meşruiyetini içeriden aşındırmış ve dış müdahale söylemlerine zemin hazırlamıştır...
· Yaygın Yolsuzluk: Petrol gelirlerinin aktığı devlet kurumlarındaki sistematik yolsuzluk, kamu kaynaklarını tüketmiş ve devletin hizmet kapasitesini felç etmiştir.Bu iç çürüme, dış müdahalenin hem gerekçesini hem de etkinliğini artıran bir zemin hazırlamıştır. İki faktör birbirini besleyerek krizin derinleşmesine yol açmıştır...
IV. Bölüm: Hukukun ve Utanç Duvarının Yıkılışı
"Uluslararası hukukun ve utancın sınır duvarı teşkil etmemesi"tespiti burada somutlaşır:
· Hukukun Araçsallaştırılması: Uluslararası hukuk, müdahaleyi meşrulaştırmak için seçici olarak kullanılır ("insan hakları", "demokrasiyi restore etme"), ancak aynı hukukun temel ilkeleri (egemenlik, içişlerine karışmama, kolektif cezalandırma yasağı) müdahale eden güç için esnetilebilir görünmektedir.
· "Utanç" Duygusunun Yokluğu ve Geçmiş İbretler: Irak'ta kitle imha silahları iddiasının çökmesi veya Libya'da "koruma sorumluluğunun" (R2P) bir rejim değişikliğine ve devletsizliğe dönüşmesi gibi geçmiş skandallardan sonra bile, benzer müdahale retoriği ve araçları utanç duyulmadan tekrarlanabilmektedir. Bu, güçlü devletlerin eylemlerinin sistematik bir hesap verilemezlik içinde gerçekleştiğini gösterir...
V. Bölüm: Küresel Güney için Ne Anlama Geliyor? İbret Tablosu ve Alternatif Tepkiler
Venezuela'nın aynasında Küresel Güney şunları görebilir:
· Jeopolitik Hizalama ve Egemen Seçimlerin Bedeli: Hegemonik gücün stratejik çıkarlarına aykırı politikalar izleyen herhangi bir ülke, benzer bir "hibrit müdahale" kaderiyle karşılaşma riski taşır. Bu, bir "itaat ya da istikrarsızlaştırıl" ikilemi dayatır...
· "Hibrit Müdahale"nin Küreselleşmesi: Venezuela modeli (kapsamlı yaptırımlar, siber operasyonlar, dezenformasyon, diplomatik baskı), askeri güce başvurmadan bir ülkeyi çökertmek için küresel bir araç takımı haline gelmiştir...
· Çok Kutupluluğun Sınırları ve Küresel Güney'in Tepkisi: Venezuela, Rusya, Çin ve İran'dan destek alsa da, bu destek Batı'nın ekonomik ve finansal baskısını dengelemeye yetmedi. Ancak, Küresel Güney'in tepkisi tek sesli olmamıştır. CARICOM (Karayip Topluluğu) ülkeleri genellikle diyaloğu ve dış müdahaleye karşı çıkmayı tercih etmiş, Afrika Birliği'nde ise farklı yaklaşımlar görülmüştür. Meksika ve Uruguay gibi ülkeler, Montevideo Mekanizması gibi inisiyatiflerle bölgesel, barışçıl ve müdahaleci olmayan çözümler arayışında öncülük etmiştir. Bu, Küresel Güney içinde alternatif diplomasi alanlarının varlığını gösterir...
Sonuç: Aynadan Yansıyan Gelecek ve Sistemsel Sorgulama.Venezuella sadece kendi iç sorunlarının ürünü de değildir,sadece dış müdahalenin kurbanı da değildir. O, bu iki gücün kesişiminde şekillenen, uluslararası sistemin adaletsiz ve eşitsiz yapısının bir mikrokozmosudur. Tarihsel süreklilik, ABD'nin Venezuela politikasının, eski bir oyunun yeni ve daha incelikli araçlarla (askeri olmayan, ama daha az yıkıcı olmayan) oynanması olduğunu gösterir...
Küresel Güney için ibret şudur:
1. Uluslararası hukukun koruyuculuğu, güç dengeleri karşısında kırılgandır.
2. Egemenlik, sadece siyasi bir ilke değil, ekonomik çeşitlilik, teknolojik kapasite ve kurumsal sağlamlıkla desteklenmesi gereken bir varoluş mücadelesidir.
3. İç yönetişim başarısızlıkları, dış müdahale için tehlikeli bir zemin açar...
Venezuella'nın aynası, güç merkezli bir dünyada, hukukun ve ahlaki kaygıların, jeopolitik çıkarlar karşısında ne kadar hızla aşınabildiğinin sert ve net bir yansımasıdır. Bu aynaya bakmak, sadece bir ülkenin trajedisini anlamak değil, temelinde egemen eşitlik mi yoksa gücün hiyerarşisi mi olduğu sorusunu sormadan edemeyeceğimiz küresel düzenin kendisini radikal bir biçimde sorgulamaktır.
*Sendikacı
* Bu bir editöryal haberdir.








