Hüsniye KILLI'nın yazısı...
Fotoğraf : Meta AL...
İnsan, bazen yıllarca savunduğu düşüncelerin içindeki çelişkileri ancak zamanla görebiliyor. Ben de geçmişime baktığımda, böyle bir yüzleşmenin içindeyim...
Yaşamım boyunca devrimci ve sosyalist düşünceye bağlı kaldım. Gençlik yıllarımda toplumu değiştirmeyi, devrim yapmayı ve sömürüye son vermeyi öncelikli mücadelem olarak görüyordum...
İnsan hakları ihlallerinin, kadınların eşitlik mücadelesinin ve cinsel yönelimlere yönelik ayrımcılığın çözümünü bile devrim sonrasına bırakabileceğimizi düşünüyordum...
Bugün geriye dönüp baktığımda, bu yaklaşımın savunduğum değerlerle çeliştiğini görüyorum. Bir yandan özgürlük ve eşitliği savunurken, diğer yandan eşcinseller ve lezbiyenlerle ilgili röportaj taleplerini zaman zaman geri çeviriyordum. Herkes için özgürlük istediğimi düşünüyordum ama ayrımcılığa uğrayan bazı insanların sesine yeterince kulak vermiyordum...
Belki de içinde yetiştiğim feodal ve geleneksel düşünce kalıplarının etkisini hâlâ taşıyordum. Devrimci düşünceyi benimsemiş olmak, insanın bütün önyargılarından kurtulduğu anlamına gelmiyordu...
Bunu anlamam ise zaman aldı.Hollanda’da yaşamak da bu sorgulama sürecinde önemli bir rol oynadı. İnsan haklarına, anayasal özgürlüklere ve eşitliğe verilen önemi görmek, kendi düşüncelerimi yeniden değerlendirmeme yardımcı oldu. Yıllar içinde aldığım sosyal bilimler eğitimiyle feminizm, cinsellik ve toplumsal cinsiyet üzerine öğrendiklerim de bakış açımı değiştirdi...
Cinsel yönelimin basitçe bir tercih olmadığını, eşcinselliğin bir hastalık değil, insan cinselliğinin doğal çeşitliliklerinden biri olduğunu kavradım.
Böylece geçmişte geri çevirdiğim röportaj taleplerine ve kendi tutumuma başka gözlerle bakmaya başladım...
Bugün geçmişimi inkâr etmiyor, kendimi haklı çıkarmaya çalışmıyorum. Nerede yanıldığımı kabul ediyorum; çünkü öğrenmek kadar, öğrendiklerimizin ışığında kendimizi sorgulamak da önemli...
Artık insan hakları ve özgürlük mücadelesinin devrim sonrasına ertelenemeyeceğini düşünüyorum...
Kadınların eşitliği, LGBTİ+ bireylerin hakları ve ayrımcılığa karşı mücadele, toplumsal dönüşümün ayrılmaz parçalarıdır. İnsanların kimlikleri nedeniyle dışlandığı bir toplumda eşitlikten söz etmek yeterli değildir...
Bugün insanlara cinsel yönelimleri ya da cinsiyet kimlikleri üzerinden değil, insan oldukları için değer veriyorum. Herkesin kendi kimliğiyle, ayrımcılığa uğramadan ve özgürce yaşayabilmesini savunuyorum...
Geçmişteki tutumumu değiştirmiş olmaktan utanmıyorum. Asıl önemli olan, yanıldığını fark ettiğinde bunu kabul edebilmek ve değişmeye cesaret etmektir. Çünkü devrim yalnızca toplumsal düzeni değiştirmek değil, insanın kendi içindeki kalıpları da sorgulayıp aşmasıdır...
* Bu bir editöryal haberdir.








