Demokrasi bu işin neresinde?

Demokrasi bu işin neresinde?

Sultan ÖZER...
[email protected]

Her gün bir operasyona, bir gözaltına, bir tutuklamaya uyanıyoruz. Sabahın kör karanlığında girilen evler, daha ne olduğu bile belli olmadan, ‘Suçu sabit olana kadar herkes masumdur” karinesi hiçe sayılarak yapılan ‘Suçlular yakalandı’ kampanyaları, propagandaları…

Şimdilerde toplumda endişeyle konuşulan ise “Bu ortamda herkes bir gün cezaevini tadacak” ifadesi…

Belediye başkanları, belediye yöneticileri, seçilmişler, akademisyenler, gazeteciler, komedyenler, çevresine sahip çıkanlar, sosyal medya fenomenleri…

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen serbest bırakılmayan siyasetçiler, seçilmişler, gezi tutukluları ve daha niceleri!

Anayasa’nın “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlıklı 25. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” diyor. 26. madde de bu daha da genişletilerek, “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlığı altında şöyle düzenleniyor: “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Ancak bu özgürlüklerin, “Milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, cumhuriyetin temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” gibi gerekçelerle sınırlanabileceği, yine bunun da keyfi değil, madde 13’te belirtildiği gibi kanunla yapılabileceği, bu sınırlamaların “Demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı” ifade ediliyor...

Anayasa’nın 90. maddesinde de “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” hükmünü içeriyor. Yani “AİHM kararları Anayasa’dan da önce gelir” diyor. Ama gelin görün ki ne Anayasa ne de AİHM kararları uygulanıyor. Başta Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Osman Kavala olmak üzere birçok isim, “Serbest bırakılmalı” kararlarına rağmen içeride tutulmaya devam ediliyor...

***

Bırakın Anayasa’da öngörülen düşünceyi açıklama hürriyetini kullanmayı, NATO öncesi operasyonlarda olduğu gibi, “eylem yapabilirler” iddiasıyla sadece Ankara’da 200’ün üzerinde kişi evleri basılarak gözaltına alınıp tutuklandı. İnsanlar, “Eylem yapabileceği potansiyeli var” diye boş yere bir ayı aşkın hapiste tutuldu, aralarında yıllardır SES yöneticiliği de yapan, mücadeleciliğiyle tanıdığımız Aslıhan Özden ve kızı Şevin Özden’in de bulunduğu 130’un üzerinde NATO tutuklusu ise halen cezaevinde…

Komedyen Deniz Göktaş, hiçbir maddi kazanç beklemeden YouTube’a yüklediği ve 14 milyonun izlediği gösterisinde “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamalarıyla cezaevinde. Sonradan “dini değerleri aşağılama” ‘suçu’ da eklendi tutukluluk gerekçesine. Deniz Göktaş halen kendi deyimi ile “Öğlen saatinde bile güneşi yakalayabilmek için köşe bucak kovaladığı” kuyu tipi hapishanede…

17-25 Aralık operasyonları sırasında konuşma tapeleri ortaya çıkan eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, “bakara makara…” diye dalga geçtiği sözleri nedense “dini değerleri aşağılama” sayılmadı. Bırakın yargılanmasını, Çekya (Prag) Büyükelçiliği ile ödüllendirildi, şimdi ise Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı Danışma Kurulu üyeliği yapıyor...

Her gün bir belediye başkanı bir siyasetçi, bir çevreci, bir sanatçı, bir komedyen, bir medya fenomeni ya da bir gazeteci gözaltına alınıp tutuklanıyor. Bu gözaltı ve tutuklamaya gerekçe bulmak da kolay. Bir gün “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, bir gün “dini değerleri aşağılama”, bir gün “cumhurbaşkanına hakaret” ya da yalanlayamadıkları haberler için “Yalan bilgiyi yayma” gibi gerekçeler ya da hepsi birden sıralanabiliyor…

***

Bir yandan yukarıda küçük bir fotoğrafını çizdiğimiz ülkede yaşanan karanlık tablo, bir yanda yaratılmaya çalışılan “Kürt sorunu bitecek, ülkeye demokrasi gelecek” havası… Üstelik bu yasanın Mecliste imzaya açıldığı saatlerde bile süren operasyonlar, gözaltılar…

Yasa teklifinin içeriği ve nasıl değerlendirildiğine ilişkin gazetemizde haberler, makaleler yer alıyor… Ama gözden kaçmaması gereken en önemli noktalardan biri “teyit ve tespit” mekanizması… PKK’nin silah bıraktığının MİT tarafından tespit edilmesi, bunun teyidinin yapılması ve bu konuda MGK kararının da Resmî Gazete’de yayımlanması… Yani sözün özü Cumhurbaşkanının kararına bırakılması… Cumhurbaşkanının bugün “olur” demediği hiçbir kararın alınmadığı, uygulanmadığı düşünülünce…

NOT : Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Fındıkta Alın Terinin Karşılığı Bu Olmamalıydı...
Sonraki Haber HÜKÜMDARI ALKIŞLAMAK...
Benzer Haberler