*VEHBİ TEZCAN yazdı...
Fotoğraf: Evrensel Gazetesi...
Karadeniz denince akla gelen ilk şey dik dağlar, masmavi bir deniz ve elbette yeşilin içinden süzülen fındık bahçeleridir. Ancak o bahçelerde yetişen fındık, sadece bir meyve ya da sıradan bir tarım ürünü değildir. O fındık, bir ailenin bir yıllık geçim kapısı, bir çocuğun okul masrafı, bir evin kışlık erzağı ve hepsinden önemlisi nasırlı ellerin günlerce sürdürdüğü helal alın teridir...
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte o dik yamaçlara tırmanmak, belinize bağladığınız sepetlerle saatlerce çamurun ve sıcağın altında eğilerek fındık toplamak dışarıdan bakıldığı kadar kolay bir iş değildir. Harman yerine taşınan çuvallar, günlerce güneşte kurutulan ürünler ve o çekilen çileler işin sadece görünen kısmıdır. Bir de bu işin görünmeyen, her geçen gün ağırlaşan devasa bir cebi yakan boyutu vardır...
Geçen yıl alınan bir çuval gübrenin, tarlaya atılan ilacın, bahçede çalışan işçinin yevmiyesinin ve harmana giren patozun fiyatı bu yıl katlanarak üreticinin karşısına dikildi. Çiftçi daha bahçeye adımını atmadan, ürünün kilogram başı gerçek maliyeti 350 lira sınırını zaten aşmıştı. Hal böyleyken, üreticinin bu sezon başını dik tutabilmesi, borcunu ödeyip evine ekmek götürebilmesi için beklediği tek bir şey vardı: Emeğinin karşılığını veren, maliyetin üzerine makul bir kâr ekleyen adil bir taban fiyat. Bu rakam da sahadaki tüm hesaplara göre en az 450 lira olmalıydı...
Ne yazık ki açıklanan 250 ve 255 liralık alım fiyatları, Karadeniz insanında derin bir hayal kırıklığı yarattı. İnsanın aklı da vicdanı da almıyor; maliyetin 350 lirayı bulduğu bir yerde açıklanan fiyat maliyetin bile çok altında kalıyorsa, bu üretici borcunu nasıl ödeyecek, önümüzdeki yıl bahçesine nasıl girecektir? Bu durum sadece çiftçiyi mağdur etmekle kalmıyor, küresel piyasalarda kendi ürünümüzün değerini kendi ellerimizle düşürmek anlamına geliyor...
Üreticimiz her zaman devletinin yanında durdu ve zor günde taşın altına elini koydu. Ancak bugün gelinen noktada üretici de arkasında dağ gibi duran bir iradeyi hissetmek, emeğinin küresel kartellerin insafına terk edilmediğini görmek istiyor. Dünya üretiminin neredeyse tamamını elinde tutan bir ülkenin kendi ürününün fiyatını belirlerken kendi çiftçisinin sesine kulak vermesi bir tercih değil, ulusal bir sorumluluktur...
Fındık bu ülkenin milli servetidir ve milli servetine sahip çıkmak, onu yetiştiren nasırlı ellere hak ettiği değeri vermekten geçer. Yazık ki açıklanan bu rakamlarla fındık üreticisi bir kez daha bahçeye küstürülmüş, alın teri helal bir kazanca dönüşememiştir...
*Yazar ve Türk Sanat Müziği korosu yönetmeni...
* Bu bir editöryal haberdir.








