*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]
Diyarbakır'ın bir dağ köyünde görev yapan genç bir öğretmen, bir gün öğrencilerine basit bir soru yöneltti:
"On kasada toplam 200 kilogram çilek varsa, bir kasada kaç kilogram çilek vardır?"
Sınıf sessizliğe bürünür...
Öğretmen, çocukların hesap yaptığını düşündü. Bir süre bekledi. Sonra arka sıralardan çekingen bir el kalktı...
"Öğretmenim... Çilek nedir?"
Öğretmen önce şaşırdı. Ardından çocukların yüzlerine baktı. O an anladı ki çözülemeyen problem matematik değildi. Asıl eksik olan, çocukların hayatlarında hiç görmedikleri, hiç tatmadıkları bir meyve üzerinden soru çözmeye çalışmalarıydı...
O gün matematik dersi sona erdi. Ama öğretmenin zihninde bambaşka bir ders başlamıştı...
Araştırdı, üreticilere ulaştı, destek istedi. Günler sonra Bursa'dan çilek fideleri geldi. Öğretmen, fideleri öğrencilerine dağıttı...
"Bunları evlerinize götürün" dedi. "Toprağa dikin, emek verin, sulayın. Mevsimi geldiğinde de bana getirin."
Çocuklar büyük bir heyecanla fideleri toprakla buluşturdu. Günler geçti, aylar geçti. Kışın dondurucu soğuğunda o küçük fideleri evlerinin en sıcak köşelerine, sobanın etrafına taşıdılar; bahar geldiğinde can suyu verirken üzerlerine titrediler. Çilek sadece toprakta değil, çocukların avuçlarında büyüdü. Sabırla beklediler...
Nihayet ilk çilekler olgunlaştı.Hasat günü geldiğinde herkes elinde kendi yetiştirdiği çileklerle okula geldi...
Öğretmen gülümseyerek sordu:
"Yediniz mi çilekleri?"
Çocuklar hep bir ağızdan cevap verdi:
"Hayır öğretmenim. Ne kadar çok getirirsek o kadar iyi not alacağımızı düşündük."
Öğretmenin yüzünde hüzünle karışık bir tebessüm belirdi...
"Şimdi onları yiyin."
Belki de o gün o çocuklar ilk kez çileğin tadına baktılar. Ama aslında tattıkları yalnızca bir meyve değildi. Emeğin, üretmenin, sabretmenin ve öğrenmenin mutluluğuydu...
Aradan yıllar geçti.Bir zamanlar çileğin ne olduğunu bilmeyen çocukların yaşadığı o Diyarbakır köyünde artık çilek yetişiyor. Tarlalarda üretiliyor, pazarlarda satılıyor, ailelere gelir sağlıyor...
Bir matematik sorusu, bir köyün kaderini değiştiren bir hikâyeye dönüştü...
Belki de bu hikâyenin kahramanı çilek değildir.
Kahraman; bir öğretmenin, çocukların göremediği bir geleceği görebilmesidir...
Çünkü insan yalnızca bildiğini hayal edebilir. Hiç görmediği bir şeyi merak edemez, hiç tanımadığı bir dünyanın peşinden gidemez...
İyi öğretmenler yalnızca bilgi vermez; hayal kurdurur. Ufuk açar. Bir çocuğun dünyasına yeni bir pencere açar...
Belki de bu yüzden kalkınma fabrikalarda değil, önce sınıflarda başlar. Bir ülkenin geleceği, yalnızca yatırımlarla değil; çocukların zihnine ekilen merak, cesaret ve umut tohumlarıyla inşa edilir...
O gün Diyarbakır'ın o mütevazı köyünde toprağa ekilen yalnızca çilek fideleri değildi.Toprağa umut ekildi...
Ve umut, doğru ellerde en bereketli üründür...
Kıssadan hisse: Bir öğretmenin anlattığı ders unutulabilir.Ama bir öğretmenin açtığı ufuk, nesiller boyunca yaşamaya devam eder....
*Sendikacı yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








