Başarı yangını söndürmek değil önlemektir!

Başarı yangını söndürmek değil önlemektir!

*Ali GÜLTEKİN...

Her yaz mevsiminde aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Günlerce süren orman yangınları, gökyüzünü kaplayan dumanlar, kül olan binlerce hektar orman, yaşamını yitiren canlılar ve “ciğerimiz yandı” sözleri…

Elbette yangın başladıktan sonra verilen mücadele önemlidir. İtfaiye ekipleri, orman işçileri, gönüllüler ve diğer kamu görevlileri büyük fedakârlık göstermektedir. Ancak bilimsel ormancılık anlayışı, yalnızca yangını söndürmeye değil, yangının çıkmasını önlemeye odaklanır.
Orman yangınlarıyla mücadelede dört temel ilke 
1- Önleme
2- Erken tespit
3- Hızlı müdahale 
4- Ekolojik rehabilitasyon...

Türkiye’nin de bu yaklaşımı esas alması, yangınlarla mücadelede kalıcı başarı sağlayacaktır.
Bir: Öncelikle ormanlar, yüksek risk taşıyan bölgelerde yıl boyunca bilimsel yöntemlerle izlenmelidir. Yapay zekâ destekli kamera sistemleri, insansız hava araçları, uydu görüntüleri, meteorolojik risk analizleri ve erken uyarı merkezleri birlikte çalışmalıdır. Yangın başladıktan sonra değil, başlamadan önce risk haritaları oluşturulmalı ve kritik bölgelerde sürekli denetim yapılmalıdır...

İki: Yangınla mücadelede görev alacak personelin seçiminde liyakat temel ölçüt olmalıdır. Eğitimli orman işçileri, yeterli sayıda uzman personel, modern hava ve kara araçları, koordineli haberleşme sistemleri ve düzenli tatbikatlar yangın yönetiminin vazgeçilmez unsurlarıdır. Afet yönetiminde başarı, kriz anında verilen talimatlardan çok, kriz öncesinde yapılan hazırlıklarla ölçülür...

Ormanların amaç dışı kullanımı önlenmeli
Ormanlar yalnızca yangınlarla değil; plansız yapılaşma, madencilik faaliyetleri ve doğal yaşam alanlarının parçalanmasıyla da zarar görmektedir. Bir ülke, ormanlarını korumak istiyorsa öncelikle onları ekonomik baskılar karşısında savunabilmelidir. Orman ekosistemleri kısa vadeli ekonomik kazançların değil, gelecek kuşakların ortak mirasıdır...

Orman köyleri de bu politikanın ayrılmaz parçasıdır. Orman köylülerinin ekonomik olarak güçlendirilmesi, sürdürülebilir ormancılık faaliyetlerinin desteklenmesi ve yangın gönüllüsü eğitimlerinin yaygınlaştırılması, yangınların önlenmesinde önemli katkılar sağlayacaktır. Ormanı en iyi tanıyan insanlar, onun çevresinde yaşayanlardır...

Toplumun çevre bilinci...

Orman yangınlarının önemli bir bölümü insan kaynaklı ihmal ve dikkatsizliklerden çıkmaktadır. Yol kenarına atılan bir sigara izmariti, piknik alanında tam söndürülmeyen ateş, gelişi güzel bırakılan cam şişeler, anız yakılması veya kontrolsüz şekilde yakılan bahçe atıkları büyük felaketlere dönüşebilmektedir...

Bunun yanında çevre kirliliği yalnızca yangın riski oluşturmaz; doğanın ekolojik dengesini de bozar. Plastik atıkların ormanlara bırakılması, dere yataklarının kirletilmesi, molozların doğal alanlara dökülmesi ve bilinçsiz tüketim alışkanlıkları doğaya verilen zararı her geçen gün artırmaktadır.
Çevreyi korumak sadece devletin görevi değildir.
Bu sorumluluk, evimizin önündeki çöpü toplamaktan, geri dönüşümü alışkanlık hâline getirmeye; suyu ve enerjiyi tasarruflu kullanmaktan, çocuklara doğa sevgisini öğretmeye kadar her bireyin günlük yaşamında başlamaktadır. Çünkü çevre bilinci okulda öğrenilen bir ders değil, yaşam biçimidir...

Ne yazık ki bazen gerçek ormanları koruyamayan toplumlar, şehirlerin girişlerine dikilen yapay ağaçlar veya dekoratif yeşil düzenlemelerle çevreci bir görüntü oluşturmaya çalışmaktadır. Oysa doğanın yerine hiçbir yapay unsur konulamaz. Gerçek çevrecilik, mevcut ormanları yaşatmak ve yeni ormanlar oluşturabilmektir...

Bilimsel mücadele...

Türkiye’nin orman politikası, “yangını söndürme” merkezli anlayıştan “yangını önleme” merkezli anlayışa dönüşmelidir. Bilim, teknoloji, liyakat, güçlü kurumsal yapı, orman köylüsünün desteklenmesi ve toplumun çevresel-ekolojik bilincinin yükseltilmesi birlikte ele alınmadıkça her yaz aynı acıları yaşamaya devam ederiz...

Sonuç olarak : Ormanlar yalnızca bugünün değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın da yaşam güvencesidir. Onları korumak, yalnızca çevre politikası değil; aynı zamanda bir medeniyet, gelecek ve insanlık meselesidir.
Hadi hayırlısı…

*Gazeteci Yazar...

NOT : Bu yazı Manisa meydan gazetesinden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Doğa ve Türkiye’deki iki insan türü...
Benzer Haberler

MUHAFAZAKÂR...

SAVAŞ VE SANAT...