*YÜCEL ÖZDEMİR...
[email protected]
Foto: Edgar STANGE…
2.1 milyon nüfusu, 1,7 milyon seçmeni olan Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül pazar günü yapılan parlamento seçimleri, sadece Almanya’da değil uluslararası alanda da yankı yarattı. 83 sandalyeli meclis için yapılan seçimleri bu denli önemli ve dikkat çekici hale getiren aşırı sağcı, ırkçı Almanya İçin Alternatif (AFD) partisinin tek başına hükümet kurma şansına çok yaklaşması. Üstelik iç istihbarattan sorumlu Eyalet Anayasayı Koruma Teşkilatı “kesinleşmiş aşırı sağ” olarak tanımlanmış ve yasaklanma tartışmaları gündemde olmasına karşın...
Eyalet Seçim Dairesi’nin açıkladığı seçim sonuçlarına göre, AFD oyların yüzde 43,8’ini alarak açık ara birinci oldu. Bu oran beş yıl önceki seçimlere kıyasla oy oranında 23’lük bir artışa denk geliyor. Eyalette 2002 yılından bu yana hep birinci olan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), açık ara farkla ikinci sıraya geriledi. Beş yıl öncesine göre yüzde 19,9 oy kaybederek ancak yüzde 17,2 oy alabilen CDU’nın ağır yenilgisinin 20 Eylül’de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de yapılacak eyalet seçimlerinde de etkisinin devam etmesi bekleniyor. Bu tablo AFD’nin yükselişiyle CDU’nun ağır yenilgisi arasında doğrudan bir bağlantının olduğunu gösteriyor. Geçici seçim sonuçlarına göre Sol Parti yüzde 2,4 oy kaybıyla yüzde 8,6, SPD yüzde 9,3, Yeşiller 8,9 ve BSW yüzde 5,3 oy aldı...
AFD’nin Saksonya-Anhalt’ta elde ettiği başarının nedenleri, ülke politikasındaki etkisi ve gelecek açısından güç dengelerindeki değişimi şu şekilde sıralamak mümkün...
1- AFD neden ve nasıl güç kazandı: AFD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2015’ten bu yana girilen yükseliş sürecinin zirvesi olma özelliği taşıyor. 2017’de ilk kez Federal Parlamentoya giren AFD, ardından 16 eyalet meclisinde de temsil edilmeye başlandı. İlk olarak 2024’te Thüringen eyaletindeki seçimlerden sandıktan birinci parti olarak çıktı. Ancak hükümeti kurmak için diğer partilerden destek görmedi. Şubat 2025’teki erken seçimlerde ise AFD, ülke genelindeki oy oranını yüzde 10,4’ten yüzde 20,8’e çıkararak anamuhalefet koltuğuna oturdu. Etkisi Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerindeki seçimlerde de hissedilecek...
2- Hangi konuları kullanarak kazanıyor: Irkçı ve milliyetçi bir parti olan AFD’nin kullandığı konuların başında göçmen ve mülteci düşmanlığı geliyor. Ülke genelinde ve eyalette artan işsizlik ve yoksulluğun sorumlusu olarak göçmenleri göstererek sınırdışı edilmelerini istiyor. Seçim öncesinde yayınladığı 10 maddelik ilk 100 gündeki hükümet programının başına “Remigration”u (Tersine Göç) koydu. Bunun yanı sıra Alman ailelerin, çocukların desteklenmesi, Alman değerlerinin korunması da kullanılan konuların başında yer alıyor. Bunlara ek olarak iki Almanya’nın birleşmesinden sonra pek çok alanda kendisini ülkenin parçası olarak görmeyen Doğu Almanya’nın temsilcisi olarak gösteriyor. Koronavirus ile başlayan belirsizlik, Rusya-Ukrayna savaşıyla artan enerji fiyatları da AFD’nin kullandığı konuların başında geliyor. Savaşa karşı çıkan parti görünümü veren AFD, Almanya’nın askeri harcamaları arttırmasına, silah üretimine doğrudan karşı çıkmıyor. Keza Almanya’nın NATO üyeliğine de karşı değil. AB’ye ise eleştirel bakıyor...
3- Protesto partisi özelliği: Artan ekonomik sosyal sorunlara bağlı olarak, geçmişte ve günümüzde hükümet olan, başta Hristiyan Demokrat Parti (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) olmak üzere düzen partilere tepki gösteren kitleler için AFD, uzun süredir bir “protesto partisi” haline geldi ve bu halen devam ediyor. Saksonya-Anhalt’taki seçimlere katılım oranındaki artış da bunun ifadesi. Beş yıl önce seçimlere katılım oranı yüzde 60,3 iken bu kez yüzde 77,8’e yükseldi. Yaklaşık yüzde 10’luk artış AFD’nin oylarındaki artışta büyük bir rol oynadı...
4- Göçmen ve mülteci düşmanlığı: Düzen partileri, bir süredir AFD’ye karşı meclislerde çoğunluğu elde etmek için “Geçilmez Duvar” (Brandmauer) taktiği öne sürüyordu. Göçmenler ve mülteci düşmanlığında AFD’nin sert sağcı söylemlerini benimseyerek uygulan bu partiler, AFD’nin elindeki “göçmenler ve mülteciler kozunu” aldıklarında bu partinin zayıflayacağını umuyordu. Ancak, Saksonya-Anhalt seçimlerinde bunun yanlış bir politika olduğu görüldü. AFD’nin söylemleriyle mücadele edilmedikçe, demagojileri boşa çıkarılmadıkça konuyu suistimal ederek oya dönüştürmeye devam edeceği görüldü. Göç ve mülteci düşmanlığında AFD ile yarışa giren partilerin dönüşü kolay görünmüyor...
5- AFD hangi kesimlerden oy alıyor, hangi sınıflara dayanıyor: Seçim sonuçları üzerinde yapılan analizlerde, AFD’nin oy artışıyla ekonomik sosyal sorunlar arasında doğrundan bir bağlantının olduğu net olarak görülüyor. ARD televizyonunda meslek grupları üzerinden yapılan analize bakıldığında AFD’nin yüzde 59 ile işçilerden en fazla oy alan parti olduğu görülüyor. Bu oran beş yıl öncesinde yüzde 44 idi. Keza “Ekonomik durumum kötü” diyenlerin yüzde 65’i AFD’yi seçti. Yüksek enerji fiyatları, rekabet ve savaştan etkilenen özel girişimcilerin (Selbständige) de yüzde 52’si AFD’yi seçti. Bütün bunlar bölgenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve kimlik sorunlarının seçim sonuçları üzerinde etkili olduğunu gösteriyor...
6- AFD’li bir hükümet mi, siyasi belirsizlik mi?: Önümüzdeki dönem Almanya’da yanıtı en çok aranan soruların başında bu geliyor. Zira her seçim, yerleşik düzen partilerinin kolay bir şekilde koalisyon hükümetleri kurmalarını zorlaştırıyor. 83 sandalyeli Saksonta-Anhalt parlamentosundaki dağılım bunun ifadesi: AFD 39, CDU 15, SPD 8, Yeşiller 8, Sol Parti 8 ve BSW 5. Salt çoğunluk olan 42 sandalyeyi kazanamayan AFD ile hangi partinin koalisyon kuracağı ya da dışarıdan destek vereceği belirsiz. Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), AFD ile bazı konularda birlikte hareket etmeyi dışlamıyor. Bu nedenle, diğer partiler AFD’nin koalisyon görüşmelerini redderken, BSW kabul etti. 6 Ekim’de yapılması planlanan başbakan seçiminde BSW üçüncü turda çekimser kalacağını açıkladı. Bu durumda diğer partilerden bir milletvekilinin çekimser ya da AFD’nin adayı Ulrich Siegmund’da destek vermesi durumunda, başkanlık yolu açılmış olacak. Son beş yıldır koalisyon hükümetinin büyük ortağı olan CDU, hem AFD hem de Sol Parti ile ortaklığa karşı. Dolayısıyla matematiksel olarak CDU öncülüğünde salt çoğunluğu sağlayan bir koalisyonun kurulması da zor. Bunun yerine AFD dışındaki partilerin desteğiyle “uzmanlar hükümeti”nin kurulması da seçenekler arasında...
7- Alman sermayesi içindeki tartışma ve eğilimler: Dünyanın, Avrupa’nın ve Almanya’nın içinden geçtiği ekonomik sorunlar, rekabet ve paylaşım mücadelesindeki sertleşmeye bakılırsa milliyetçilik ve ırkçılık kısa sürede gerileyebilecek gibi görünmüyor. Zira sermayenin, tekellerin dayattığı programlar her bakımdan neoliberal ve militarist özellikler taşıyor. Başbakan Merz’in seçimlerden hemen sonra halkın tepkisine rağmen “reformlardan vazgeçmeyeceğiz” seklindeki açıklaması da bunun ifadesi. Özellikle orta ölçekli, ulusal pazardan beslenen sermaye kesimleri AFD’nin normalleştirilerek sistemin parçası haline getirilmesini istiyor. Küresel pazarlardan beslenen tekeller ise, AFD’nin normalleştirilmesinin ihracat ve dış yatırımlar üzerinden olumsuz etkiler yaratacağını savunuyor. Bu nedenle henüz kesinleşmiş bir eğilim bulunmuyor...
8- Aşırı sağ nasıl zayıflatılabilir? Bu soruya yanıtın yeni bir toplumsal mücadeleden geçtiği açık. Sosyal hakların budanmasına, ayrımcılığa, yoksulluğa, işsizliğe, silahlanmaya, savaşa karşı geniş kesimlere güven veren bir mücadele hattı genişlediğinde, bugün aşırı sağı “çözüm adresi” olarak gören, protesto amacıyla oy verenler kazanılabilir. Sosyal saldırı programlarına karşı başlayan ve 26 Eylül’de 15 kentte merkezi gösterilere dönüşecek mücadelenin güçlendirilmesi, sürdürülmesi, ırkçılık karşıtı antifaşist yeni siyasi mecraların da güç toplamasına hizmet edecektir. Almanya’daki en büyük göçmenler grubu olan Türkiye kökenlilerin de bu süreçte yer almaları büyük bir önem taşıyor...
NOT : Bu yazı Yeni Hayat Gazetesi'nden alınmıştır...
*Gazeteci Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








