*İnsanın dünyası baktığı penceredir*

*İnsanın dünyası baktığı penceredir*

Birol KESKİN 'den...
[email protected]

Fotoğraf: Malik KAYA…

Hayatı dönüştürmeye kalkışmadan önce, onu algılama biçimimizi gözden geçirmemiz gerekir. Zira insanın evreni, başına gelen olaylardan çok, bu olaylara atfettiği anlamlardan örülür. Tek bir pencereden, alışılagelmiş kalıplarla dışarıya baktığımızda hayal kırıklıkları katlanır; öfke büyür, umut daralır. Oysa dünya, sandığımız kadar tek boyutlu değildir. Ne insanın tekeline, ne de herhangi bir canlının malıdır. Bu gezegen; insanı, hayvanı, ağacı, toprağı ve bizim "cansız" dediğimiz doğasıyla ortak bir varlık alanıdır...

Paylaşmak ve bölüşmek, yaşamın en kadim ilkelerinden biridir. İnsan bu gerçeği idrak ettiğinde, kendisini sahip olarak değil, bu bütünün doğal bir unsuru olarak konumlamaya başlar. Belki gerçek olgunluk tam da burada filizlenir...

Algı farklılaştığında insan da evrilir. Olayların yüzeyine takılmak yerine, onların kök nedenlerine yönelmeyi öğrenir. Başkalarını alt etmekten çok, kendi sınırlarını aşmaya odaklanır. Çünkü hayatın dokusunu çözmeden geleceği sağlam temellere oturtmak zordur. Başarı da çoğu kez, doğru gören, doğru yorumlayan ve doğru davranan kişilerin gönüllü yoldaşı olur...

Ne var ki hayatın manzarası her zaman bu berraklıkta sunulmaz. Son yıllarda sıkça düşündüğüm bir mesele: İnsan, farkında olmadığı kör noktalarında hırsının tutsağına dönüşebiliyor. Oysa burada ince bir çizgi vardır: Hırs, başkalarının ışığını söndürme pahasına büyürken; azim, kendi meşalesini taşımaya cesaret etmektir. Cahillik çoğu zaman hırsı körükler; kişi kendi hudutlarını göremezse, kendisini olduğundan büyük hayal etmeye başlar. Çoğu zaman kalıplarımızı kırmaktan alıkoyan asıl engel ise cehalet değil, rahat alanımızı kaybetme korkusudur. Elbette bu kuralın istisnaları yok değil. Bilgili olup ihtirasına mağlup düşenler de vardır. Ancak bilgi, bilgelikle buluştuğunda, çoğunlukla ilk öğrettiği şey mütevazi olmaktır...

Belki de bu sebeple çağımızda, mevkinin, payenin ve görünürlüğün karakterden daha ağır bastığına sıkça şahitlik ediyoruz. Kimileri, amaçlarına varabilmek için gerçeği bükmekten, insanları yönlendirmekten, başkalarının alın terini hiç saymaktan kaçınmıyor. Oysa bunlar aklın değil, kişiliğin imtihan anlarıdır...

Kurnazlık ile zekâyı bir tutmamak gerekir. Kurnazlık kısa vadeli kazançlar sunabilir. Fakat güveni, itibarı ve saygıyı uzun soluklu kılan şey, sağlam kişiliktir. Kendini hakikaten yetiştirmiş bir insan, sürekli ispat arayışına girmez. Özüne güvenen, başkasını küçük göstererek büyüme gereksinimi duymaz. Çünkü bilir ki asıl yücelik, başkalarının omzuna basarak değil, kendi emeğiyle boy göstermektir...

Belki başarıyı yeniden tanımlamanın vakti geldi. Başarı, sadece bir kademeye erişmek değildir. Asıl mesele: O kademeye hangi yoldan ulaştığımızdır?

Çünkü insanı asıl büyüten, çıktığı basamak değil; o basamağa çıkarken yitirmediği vicdanıdır. Mevkiler gelip geçicidir, unvanlar değişir, alkışlar söner. Ama adalet duygusundan, insanlığından, iç sesinden ödün vermeyen kişi, nerede olursa olsun gerçek saygınlığını muhafaza eder...

Belki ilk elde değiştirmemiz gereken dünya değil; dünyaya araladığımız pencere olmalı. Zira algı dönüşür, düşünce evrilir; düşünce farklılaşınca eylem yeniden şekillenir, eylem değişince birey dönüşür. Birey dönüştükçe toplum da bu dalganın içinde yerini alır. Peki ya senin penceren bugün nereye açılıyor?

* Sendikacı yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber İnsan Olmak Akılla Başlar...
Benzer Haberler