BARIŞIN SAĞLIK HALİ...

BARIŞIN SAĞLIK HALİ...

Şebnem Korur FİNCANCI...
[email protected]

Fotoğraf : Bianet…

Mecliste silahların bırakılmasını düzenleyecek çerçeve yasa konuşuluyor. Barıştan, toplumsal bütünleşmeden, ortak bir gelecekten söz ediliyor. Gündelik hayatımızda ise seçilmişlerin yerine kayyımlar atanıyor; düşüncesini açıklayanlar soruşturmalarla, gazeteciler davalarla, hak arayanlar polis şiddetiyle karşılaşıyor. Hapishanelerde ağır hastalar tedaviye erişemiyor, KHK’lerin yarattığı hukuksuzluk hâlâ giderilmiyor. Toplum barışı beklerken demokratik hayatın alanı genişlemiyor, tersine daralmayı sürdürüyor...

Barışın yalnızca silahların bırakılması ve silahlı örgüt mensuplarının hukuki durumunun düzenlenmesi olmadığı hepimizin malumu. İnsanların korkmadan konuşabildiği, kendi dilinde sağlık hizmeti alabildiği, seçtiği yöneticiler tarafından yönetildiği, geçmişte yaşanan ağır ihlallerin hakikatine ve adaletine ulaşabildiği yeni bir toplumsal hayatın kurulması olmazsa olmaz...

Silahların susması kuşkusuz yaşamsaldır. Kırk yılı aşan çatışmanın sona ermesine yönelik her gerçek adım yeni ölümleri önleyeceği için değerlidir. Ancak barış, on iki maddelik bir düzenlemeye sığdırılabilecek teknik bir işlem değildir. Çerçeve yasa bir kapı açabilir; o kapının toplumsal barışa mı, yoksa çatışmasızlığın devlet tarafından yönetildiği yeni bir döneme mi açılacağını demokratikleşme adımları belirleyecektir...

Türk Tabipleri Birliğinin geçtiğimiz günlerde yayımladığı “Sağlık İçin Barış ve Demokrasi Çalıştayı Kitabı” tam bu noktada önemli bir ölçüt öneriyor: Bir ülkede barışın kurulup kurulmadığını yalnızca silah seslerinin kesilmesinden değil, insanların bedensel, ruhsal ve toplumsal iyilik halinden anlayabiliriz. Barış hastanede, hapishanede, belediyede ve insanların gündelik hayatında karşılık bulmuyorsa henüz toplumsallaşmamış demektir...

Sağlık barışın turnusolüdür. Savaş insanları yerinden eder, yoksulluğu derinleştirir, sağlık hizmetine erişimi zorlaştırır; kuşaklar boyunca aktarılan korku, yas ve güvensizlik yaratır. Kürtçe konuşan bir kadın hastanede yakınmalarını kendi dilinde anlatabilecek mi? Hasta mahpuslar kelepçeli muayene dayatılmadan tedavi edilecek, cezaevinde kalamayacak durumda olanlar bağımsız hekimlerin değerlendirmesiyle tahliye edilecek mi? Kayyımların kadın danışma merkezleriyle yerel sağlık ve sosyal hizmetlerde yarattığı tahribat giderilecek mi? Bunlar tali sorunlar değil, barışın gündelik hayatta sınanacağı temel başlıklardır...

Çalıştay kitabının altını çizdiği gibi silah bırakılması vazgeçilmezdir; ancak Kürt meselesinin barışçıl çözümü, demokrasiyi kendi başına değer kabul eden kapsamlı bir demokratikleşme programı gerektirir. Temel hak ve özgürlükler silah bırakmanın karşılığında verilecek tavizler değildir. İnsanların kendi dilini kullanması, düşüncesini açıklaması, örgütlenmesi, seçmesi ve seçilmesi herhangi bir pazarlığın ödülü değil, eşit yurttaşlığın gereğidir...

Bu nedenle çerçeve yasanın değeri yalnızca kaç kişiyi hangi koşullarda kapsayacağıyla ölçülemez. Yasanın hazırlanma yöntemi, dili ve uygulanmasını denetleyecek mekanizmalar da önemlidir. Barış için hazırlanan bir metin toplumdan saklanamaz. Meslek örgütlerinin, insan hakları örgütlerinin, kadınların ve çatışmadan doğrudan etkilenenlerin katılımına açık olmalıdır. Bağımsız ve çoğulcu bir izleme mekanizması kurulmadan süreç iktidarın takdirine bırakılır. Oysa barış, bir iktidarın topluma bağışı değil, toplumun ortak eseri olmalıdır...

Ortak gelecek, geçmişin üzeri örtülerek kurulamaz. Çatışma boyunca işlenen ağır ihlallerin sonuçları bedenlerde ve toplumsal hafızada taşınıyor. Hakikat ortaya çıkarılmadan, adalet sağlanmadan ve zararlar onarılmadan kapanmayan yaralar yeni kuşaklara aktarılır. Bu nedenle hakikat, adalet, onarım ve tekrarlanmama güvencelerini içeren bir geçiş dönemi adaleti programı toplumsal barışın koşuludur...

Barışın bir başka ölçüsü bütçedir. Çalıştay kitabına göre 2026 bütçesinde sağlığa ayrılan pay yüzde 7.8 iken savunma ve güvenlik birimlerine ayrılan pay yüzde 11.4’tür. Barıştan söz ederken silahlanmaya sağlıktan daha fazla kaynak ayırmak açık bir çelişkidir. Kalıcı barış, silahlara ayrılan kaynakların sağlık, eğitim ve sosyal politikalara aktarılmasıyla kurulabilir...

Çerçeve yasa silahların bırakılmasını düzenleyebilir. Fakat hakikatin açıklanmadığı, adaletin sağlanmadığı, yaraların onarılmadığı ve hakların hâlâ iktidarın takdirine bırakıldığı bir ülkede barışı yasalaştırmak mümkün değildir...

Barışın sağlık hali demokrasidir...

NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in koltuğu sallanıyor mu?
Benzer Haberler