*Kadir ÇELİK yazdı...
Kürt siyasal alanı, uzun bir tarihsel mücadelenin ardından bugün yalnızca geçmişin mirasıyla değil, geleceğin nasıl şekillendirileceği sorusuyla da karşı karşıyadır. Elli yılı aşan çatışmalı süreç, ortaya çıkan ağır toplumsal bedeller, değişen bölgesel dengeler ve dönüşen siyasal koşullar, Kürt siyasetini bütün işleyişiyle yeni bir muhasebeye zorlamaktadır...
Geldiğimiz noktada bu muhasebenin temel konusu, yalnızca geçmişte yapılan hatalar ya da siyaset üretme konusundaki eksiklikler değildir. Asıl mesele, Kürt toplumunun değişen ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir siyasal aklın, kurumsal kapasitenin ve gelecek perspektifinin nasıl oluşturulacağıdır...
Ancak bu tarihsel eşikte Kürt siyasal alanında dikkat çekici bir başka eğilim de gittikçe görünür olmaktadır: Siyaseti kendi programı, toplumsal projesi ve kurucu hedefleri üzerinden değil; bütünüyle karşıtlık üzerinden kuran bir anlayış. Kendilerini çoğu zaman “alternatif”, “bağımsız” veya “Kürt milliyetçisi” olarak tanımlayan bazı çevreler, siyasal meşruiyetlerini kendi ürettikleri fikirlerden çok, mevcut Kürt siyasal hareketine yönelik kronik bir itiraz zihniyeti üzerinden inşa etmektedir. Bu yaklaşım, yüzeysel bir bakış açısıyla güçlü bir muhalefet görüntüsü verse de, derinlemesine incelendiğinde kurucu bir siyasetten çok dar, emeksiz ve reaksiyoner bir siyaset biçimi olarak ortaya çıkmaktadır...
Elbette hiçbir siyasal hareket tarihsel süreç içinde hatalardan, tartışmalardan ve eleştirilerden bağımsız değildir. Ve biliyoruz ki büyük toplumsal hareketler, kendi eksiklikleri ve yanlışlarıyla yüzleşebildikleri ölçüde gelişirler. Ancak burada üzerinde durulması gereken temel mesele eleştirinin varlığı değil, eleştirinin hangi amaç ve siyasal zeminden üretildiğidir. Önemli bir not olarak kaydedilmelidir ki yapıcı siyasal eleştiri ile siyasal birikimi bütünüyle değersizleştirmeye yönelik söylem aynı şey değildir...
Siyasetin temel ölçüsü, yalnızca eleştirebilme kapasitesi değildir. Eleştiri, demokratik siyasetin vazgeçilmez unsurlarından biridir; ancak tek başına bir siyasal özne yaratmaya yetmez. Gerçek bir siyasal alternatif olabilmek, yalnızca siyaset sahnesindeki mevcut gündemin eksiklerini teşhir etmekle değil; topluma nasıl bir gelecek önerdiğini, hangi kurumları inşa edeceğini ve toplumsal sorunlara hangi somut çözümleri üreteceğini ortaya koyabilmekle mümkündür. Çünkü siyasal meşruiyet, rakiplerin zaaflarından beslenerek değil; üretilen fikrin, programın ve topluma sunulan siyasal değerin yarattığı toplumsal karşılıktan doğar...
Bugün bazı çevrelerin Kürt siyaseti karşısındaki konumlanışı, yalnızca bir eleştiri tarzı olarak görülemez; bu durum hiç şüphesiz aynı zamanda bir siyasal bağımlılık biçimi olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bu çevreler kendi siyasal iradelerini yaratmak yerine, varlıklarını büyük ölçüde eleştirdikleri hareketin yarattığı tarihsel ve toplumsal alan içinde tanımlamaktadır. Ne kadar bağımsız bir çizgi iddiasında bulunurlarsa bulunsunlar, tartıştıkları meselelerin sınırları, kullandıkları kavramlar ve siyasal pozisyonları büyük ölçüde karşı çıktıkları yapının belirlediği gündem üzerinden şekillenmektedir. Asıl çelişki de burada ortaya çıkmaktadır: Bir hareketi aşma iddiasıyla ortaya çıkanlar, onu aşacak yeni bir siyasal ufuk yaratamadıkları ölçüde, eleştirdikleri yapının etrafında dönmeye mahkûm kalırlar. Çünkü siyasal rekabet, yalnızca mevcut olana itiraz etmekle değil; ondan farklı bir tarihsel yön ve toplumsal irade ortaya koymakla mümkündür...
Yukarıda belirttiğimiz üzere bu durum özellikle son dönemde Kürt milliyetçiliği kavramı üzerinden daha açık biçimde görülmektedir. Tarihsel anlamda milliyetçilik, bir halkın dilini, kültürünü, kolektif hafızasını ve siyasal geleceğini koruma ve geliştirme iddiasıdır. Bunun doğal sonucu; kurum üretmek, toplumsal dayanışma geliştirmek, siyasal strateji oluşturmak ve tarihsel sorumluluk üstlenmektir. Ancak bazı çevrelerde milliyetçilik, giderek bu kurucu anlamından uzaklaştırılarak yalnızca başka bir Kürt siyasal yapısına karşı duyulan tepkinin adı hâline getirilmektedir. Açık ki böyle bir yaklaşım, milliyetçiliği bir gelecek tasavvurundan çıkarıp bir öfke ve karşıtlık aracına indirgemektir...
Oysa Kürt toplumunun bugün karşı karşıya olduğu meseleler, yalnızca bir siyasi yapıyı eleştirme meselesinden çok daha kapsamlıdır. Ortadoğu’daki yeni siyasal dengeler, İran ve Suriye’deki gelişmeler, uluslararası diplomasinin değişen karakteri ve Kürtlerin farklı coğrafyalardaki yeni konumu; daha stratejik, daha kapsayıcı ve daha üretken bir siyasal yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Böyle bir dönemde bütün siyasal enerjisini yalnızca Kürt siyasetinin mevcut işleyişini zayıflatmaya yönelten bir anlayış, farkında olmadan Kürt toplumunun ortak siyasal kapasitesini de tüketmektedir...
Çünkü toplumlar yalnızca eleştirilerle değil, güven veren siyasal projelerle hareket eder. Sürekli olarak ‘yanlışları’ teşhir eden ancak kendi doğrularını toplumsal bir programa dönüştüremeyen siyasal anlayışlar, zamanla temsil iddiasını da kaybeder. Bir halkın geleceği, yalnızca geçmişin muhasebesiyle değil; geleceğe ilişkin inandırıcı bir yön duygusuyla kurulabilir. Bu nedenle siyaset, başkasının hatalarından enerji devşirme faaliyeti değil, kendi iradesini ve kapasitesini ortaya koyma sorumluluğudur...
Bugün Kürt siyasetinin bir bütün olarak temel ihtiyacı, düşmanlığı derinleştiren ve toplumsal enerjiyi tüketen karşıtlık siyaseti değildir. İhtiyaç duyulan şey; eleştirebilen ancak aynı zamanda üretebilen, farklı düşünebilen ancak ortak hedefler etrafında siyasal kapasite oluşturabilen bir anlayıştır. Çünkü tarihsel dönemler, yalnızca itiraz edenleri değil; zor zamanlarda sorumluluk alan, kurum kuran ve gelecek tasarlayan siyasal aktörleri kalıcılaştırır...
Bu nedenle asıl ayrım, kimin daha çok ve acımasızca eleştirdiği değil; kimin daha güçlü bir siyasal irade ortaya koyabildiğidir. Kürt toplumunun geleceği, yalnızca mevcut aktörlerin eksiklikleri üzerinden tanımlanan bir siyasetle değil; kendi hedeflerini, kendi kurumlarını ve kendi tarihsel sorumluluğunu taşıyan kurucu bir siyasal anlayışla şekillenecektir...
*Kadir Çelik
* Bu bir editöryal haberdir.








