Arif NACAROĞLU...
[email protected]
Kendisini muhafazakar diye tanımlayanlar, ülkemin ormanlarını, dağlarını maden tekellerine peşkeş çeker, talana direnen insanları kadın, erkek, çoluk, çocuk demeden kolluğa dövdürürler...
Muhafazakar geçinenler, Ege kıyılarını yağmalayan, milyon yılda oluşmuş koyları iş makineleriyle altüst eden, ömrü 30, 40 yıllık betonu 1000 yıllık doğanın üstüne boca edenlere ortak olur, denizini, kıyısını korumaya çalışanları çoluk, çocuk, kadın, erkek demeden kolluğa dövdürür...
Muhafazakar kılıklı zibidiler, dünya mirası İstanbul’un göbeğine 100 katlı gökdelen diker, iş ranta, kupon araziye gelince ne tarih, ne tarihi miras, ne ata, ne ata yadigarı tanır, son kalan parkını kurtarmaya çalışan güzel insanları çoluk, çocuk, genç, yaşlı demeden robot kılıklı muhafazakara dövdürür...
Bizim muhafazakar, kanal yapıp, kanal etrafını zengin Araplara satmayı, tarihin en eski 10 şehrinden biri olan İstanbul’u karpuz gibi dilimlemeyi planlar, ama yine de muhafazakar olur, buna direnenleri, şehri kurtarmaya çalışanları akıl dışı bahanelerle içeri atar...
Avusturya’nın Salzburg’unda, sağlığında Mozart oturdu diye insanların bir kahve içmek için kapısında 2 saat sıra beklediği Cafe Tomaselli’yi Tirollü, Fransa’nın Paris’inde, 88 film çevirmiş Alain Delon’un, 81 film çevirmiş Belmondo’nun ara sıra sadece uğradığı Le Fouquet’s kafeyi Frenk gözü gibi korurken, bizim muhafazakar, 600 film çevirmiş Erol Taş’ın sahibi olduğu Cankurtaran Meydan Kahvesi’nde taş taş üstünde bırakmaz.
Bunlar mı muhafazakar? Ceplerindekini, yurt içi, yurt dışı bankalarda zulaladıklarını, dört gözlü ciplerini, yabancı bayraklı yatlarını muhafaza etmekten başka neyin muhafazakarı bunlar?
NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...
* Bu bir editöryal haberdir.








