Komisyon raporu ve sosyalistlerin tutumu...

Komisyon raporu ve sosyalistlerin tutumu...

 

Yusuf KARADAŞ...
[email protected]

Mecliste kurulan ‘Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun hazırladığı ortak raporun oylanması sonrasında hem raporun içeriği ve hem de bu rapor için kullanılan oylar konusunda tartışmalar devam ediyor. Özellikle rapora şerh koyarak ‘evet’ diyen DEM Parti’nin Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için birlikte mücadele eden güçler olarak; bu rapora ‘hayır’ diyen Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisine (TİP) yönelik eleştirileri, konuyu bazı açılardan ele almayı gerektiriyor. Öncelikli olarak da Komisyon raporuna karşı tutum ve bu bağlamda Kürt meselesinin çözümü bakımından kimin nerede durması gerektiği…

Öncelikle iktidar ortağı Bahçeli’nin Kürt Hareketi Lideri Öcalan’a çağrı yaptığı günden bugüne iktidarın hedefi çok netti: Saray rejimi bir yandan “Terörsüz Türkiye” adı altında Kürt hareketinin tasfiyesi ve bu temelde ABD emperyalizmi ile uyumlu biçimde bölgenin (Ortadoğu) yeniden dizaynında daha ileriden roller almak ve öte yandan da bu süreci iç politikada muhalefeti bölüp, baskı rejimini kalıcılaştıracak bir anayasa değişikliği için araçsallaştırmak istiyordu...

Buna rağmen görev alanını “silahların bırakılması” ile sınırlamış olsa da Mecliste ilk kez sorunun tartışılacağı bir komisyonun kurulması ve bu komisyonda CHP dahil muhalefetin de yer alması önemliydi. Sadece sürecin taraflarından biri olan DEM Parti değil; EMEP ve TİP de bu komisyonda yer almayı iktidarın politikaları karşısında Kürt meselesinin çözümü ve demokratikleşme konusunda mücadelenin bir alanı ve konusu olarak gördüler ve bu nedenle de komisyona katılmayı kabul ettiler. Sonuçta görev alanı daraltılmış olsa da komisyon raporu, demokratik ve barışçıl çözüme kapı aralanıp aralanmayacağı sorusunun yanıtı bakımından önem taşıyordu...

Raporla ilgili söylenebilecek ilk şey; yüz yıldır Kürt sorununu inkar etme, Kürtlerin ulusal-demokratik hak ve mücadelesini baskı ve şiddet politikalarıyla yok etmeye çalışma tutumunun ‘haklı’ konuma oturtulduğu ve meseleyi bir kez daha “terör sorunu” olarak gören bir bakış açısıyla hazırlandığıdır. Bu yönüyle ortak rapor önemli oranda AKP ve MHP’nin hazırladıkları raporların bir devamı niteliğindedir...

Bu rapor bağlayıcı niteliği olan yüksek mahkeme (AİHM ve Anayasa Mahkemesi) kararlarının uygulanmasını, seçilmişlerin yerine kayyım atanmamasını bile örgütün kendini tamamen tasfiye etiğinin devletin ilgili kurumları (MİT ve istihbarat birimleri) tarafından teyit edilmesi koşuluna bağlıyor. Dolayısıyla bugünkü rejimin her türlü demokratik hakkı askıya almış bir rejim olduğu gerçeğini de itiraf ediyor...

Aslında silah bırakacak örgüt üyeleriyle ilgili infaz düzenlemesi konusunda söylenen “Toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmaması” ifadesi raporun ruhunu özetlemektedir. Düşünün ki öncesi bir tarafa bu ülkenin son 40 yılında on binlerce insanın ölümüne, büyük bir ekonomik ve sosyal yıkıma yol açmış bir sorunun çözümü konuşulurken rapora ruhunu veren devlet ve iktidar aklı, halen sorunu suç ve ceza ekseninde ele almaktadır...

“Toplum” derken milliyetçi-şoven hassasiyetlere işaret edilmekte bu haksız savaşta on binlerce evladını kaybeden, köyleri yakılıp yıkılan, kentleri bombalanan, dili yasaklanan, siyasetçileri hapishanelere konulan Kürt halkı yok sayılmaktadır. Böylesi bir raporun “Türk-Kürt kardeşliği”nden, “kardeşlik hukuku”ndan söz etmesinin inandırıcı bir tarafı olabilir mi?

Rapor sorunu tam da bu mantıkla ele almaktadır ve bu nedenle EMEP rapora ‘hayır’ demiştir. Üstelik bu rapora ‘hayır’ demenin gerekçelerini açıklarken bu tutumun Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda Meclise gelmesi muhtemel düzenlemelere karşı çıkmak bir tarafa, bu yönde düzenlemelerin gündeme getirilmesi için mücadelenin bir gereği olduğu ifade edilmiştir.
Kuşku yok ki darağacındaki son sözlerinden biri “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” olan Denizlerin mirasçısı olarak sosyalistler her zaman ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının en kararlı savunucuları olmuş ve bu temelde ezilen ulusun demokratik hareketlerini desteklemişlerdir. Kürt sorununa yaklaşım konusunda meraklıları EMEP’in programına da bakabilirler...

Bu noktada, rapora hayır oyu verilmesine yönelik eleştirileri yapanlar, müzakere süreçlerinin aynı zamanda mücadele süreçleri olduğu gerçeğini unutmamalıdır. DEM Parti her şeye rağmen süreci bozmama kaygısıyla bazı şerhler koyarak bu rapora ‘evet’ demiş olabilir. Ancak sosyalistlerin Kürt halkının ulusal demokratik taleplerini reddeden bu rapora ‘hayır’ demeleri de bu temelde propaganda yapmaları da halkın mücadelesini geriletmez...

Aksine, bu tutumun nedenlerini açıklayarak halkın daha geniş kesimlerinin iktidarın ikiyüzlü politikaları karşısında aydınlatılmasını ve mücadeleye kazanılmasını sağlaması, eşit haklara dayalı demokratik çözüm konusunda Kürt halkının ve müzakere masasındaki temsilcilerinin elini güçlendirir. O yüzden sosyalistler bu rapora ‘hayır’ diyerek Kürt halkının ulusal demokratik talep ve mücadelesiyle ayrışmamakta aksine bu mücadele karşısında kendi görevlerini yerine getirmektedir...

Burada her sorun yaşandığında gündeme getirilen ittifaklar konusuna da kısaca değinmek gerekiyor. Kuşkusuz her siyasal parti ittifaklarını temsil ettiği ya da temsil etme iddiasında bulunduğu toplumsal sınıf ya da kimliğin çıkarları temelinde yapar. Sosyalistler hem demokrasi mücadelesinin en tutarlı savunucuları ve hem de her milliyetten işçi sınıfının mücadele birliği üzerinden sömürüsüz bir dünya kurma mücadelesinin bir gereği olarak ezilen ulusun demokratik hareketleri ile ittifak yaparlar. Bugün aralarında güç ilişkisi bakımından eşitsizlikler olmasına rağmen Kürt hareketi de sosyalistlerle ittifak politikasını kendi politik çıkar ve hedefleri doğrultusunda yapmaktadır...

Öte yandan ittifak; siyasal partiler arasında mücadelenin belli alanlarında ve konularında ortak mücadele yönünde kurulmuş bir ortaklıktır. Başka bir deyişle bu hukuk daha baştan partilerin farklı tutum ve kararları olduğu, olabileceği gerçeği üzerine kuruludur. Bu nedenle bugün güçler ilişkisindeki eşitsizlik, bir partiye diğer ittifak partilerine kendi tutumunu dayatma hakkını vermez -ki, zaten bu tutum ittifak olmaktan çıkar, iltihak dayatması olarak anlam kazanır. Böylesi yaklaşımlar mücadeleye hizmet etmediği gibi bu kritik bir süreçte demokrasi ve halk güçlerinin daha geniş kesimlerinin mücadele birliğinin sağlanmasına da zarar verir...

Son olarak, mecliste hazırlanan raporun dili ve dayattığı politikalara bakınca bu raporun Rojava’da Kürt halkına ve demokratik kazanımlarına yönelik saldırganlığın bir devamı ve sonucu olduğuna şüphe yoktur. Kürt halkının demokratik örgütlülüğü ve kazanımları, bölgedeki farklı etnik ve dinsel toplulukların demokratik-seküler bir temelde birlikte yaşam talep ve mücadelesi emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme saldırganlığı tarafından yok edilme tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu saldırganlık karşısında ülkede demokrasi ve eşit haklara dayalı çözüm, bölgede barış için en geniş halk kesimlerinin mücadele birliğinin sağlanması ve dayanışmanın yükseltilmesi dışında bir seçeneğimizin olmadığı ortadadır. Yapılacak eleştiri ve tartışmalar da bu ihtiyaca hizmet etmelidir...

NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

Önceki Haber Süreç Komisyonu raporuna neden hayır oyu kullandık?
Benzer Haberler