*Sezai SARIOĞLU yazdı...
O nasıl hatırlar bilmem ama işte şurada, itiraz parmaklarımıza ip yerine Devrim bağladığımız nar ağacının gölgesinde uzaklarımıza ayrılmıştık. Korkunun ve merakın boşluğu doldurduğu yerde ne O'nun ne Nar'ın ne de gölgenin hatırlayacağı her veda gibi, dilinin tersiyle yaprakları silkeleyerek,
son bir şey daha söylemişti giderayak...
Tarihin hafızasında kayıtlı o söz, bizden önce de kerelerce söylenip bize ulaşmayan haberdi...
Ezberinde kuş sürüleri olan Nar'ın unutup hatırladıklarında kimsenin uzağa varamayacağını söyleyen nice hikmetler vardır. Çünkü bize vadedilen her uzak zamana yayılmıştır...
Bıçak bir yara ihtimali, çeliğin suda kendine kıymasıdır...
Eve ve ele avuca sığmaz sokak çocuğu taşın evin duvarında evcilleşmesidir biraz da tarih...
Nar aklı işte, güne hikmetli sözler bahşeder durur. "Nedenler" ne kadar yakınımızsa "sonuçlar" o kadar uzağımızdır...
Bahçıvan ne kadar çiçeksizse dünya o kadar şiirsiz...
Aşkın ve şiirin çenesi düşüktür lâkin yine de siz zamana değil bendeki hikâyeye, aşka ve şiire inanın...
Şahidin Nar'ın torunu zamane Nar işte orada. Soluklanma Taşları ve çocukluğum orada... Dilsiz gölge orada, dallara asılı sözcükler, yağmurun söz geçiremediği duvar yazıları orada...
Elma zamanını doldurdu, bende saklı hikâyeler ne ki, Şahmaran gibi deri değiştirmeyi unutan masallar bile yaşlandı artık...
Ümit ihtiyarlamazmış; Soluklanma Taşı'nın hikâyecisi "Devrim" derse O'da ortaya çıkar belki...
Uzun bir âh’ın, kırık dökük bir aşkın içinden cümbür cemaat çıkarız sanki...
Ben, Soluklanma Taşı'nın destancısıyım, rüzgârlardan duyduklarını anlatan bir Nâkil. Heveslerinden başka kimsesi olmayan talebeler, gelip geçecek birazdan. Tanrıyı ve devleti taklid edenler On’ları taammüden öldürecekler birazdan...
Havanın boşluğunu alıp, intikamın gönlünü hoş tutup, hakikatin âhını alan "sarışın tarihçiler" zamanın ruhu deyip kalemlerini devletlerine göre uzatacaklar birazdan. Devlet durur mu, o da, düz tarihin ve "sarışın tarihçilerin" başlarını okşayacak...
Hatırlar mısın, ben dilimi göğe bağlarken, Nar ağacı göğsünü yumruklarken, uzaklaşıp Kızıldere'ye varmış ve göğe ağmıştı talebeler...
("Soluklanma Taşı" hikâye dosyamdan.)
* Şair ve yazar...
Fotoğraf: Ufuk Çiloğlu, Mekân: Hikâyede adı geçen, Ünye Gasap Mahallesi'ndeki Nar Ağacı'ndan geriye kalan zamane torunu Nar...
* Bu bir editöryal haberdir.








