Zamanın Yavaşladığı Yerde Bir Nefestir Ladik...

Zamanın Yavaşladığı Yerde Bir Nefestir Ladik...

*VEHBİ TEZCAN YAZDI...
Fotoğraf : Vehbi TEZCAN...

Karadeniz’in nemli sıcağı geride kalıp da Akdağ’ın heybetli gölgesi ufukta belirmeye başladığında, insanın üzerindeki o şehir yorgunluğu birdenbire dağılıverir. Samsun’un yukarılara, göğe doğru uzanan bu zarif köşesi, aceleyle gezilecek bir rota değil; sindire sindire, her nefeste ayrı bir tat alınarak yaşanacak gizli bir sığınaktır...

Ladik, yeşilin binbir tonu ile mavi suların birleştiği bir coğrafyadan çok daha fazlasını sunar ziyaretçisine; burada doğa ile tarih, asırlardır birbirinin sesini bastırmadan, tam bir uyum içinde fısıldaşır...

Yolunuz buraya düştüğünde sizi ilk karşılayan şey, ahşabın o kendine has, geçmiş kokan dokusudur. Ambarköy Açık Hava Müzesi’ne adım attığınız an, zamanın ritmi değişir. Geçmişin sabırlı elleriyle şekillenmiş serenderlerin, su değirmenlerinin yıllara meydan okuyuşu ve ahşap caminin sessiz gururu arasında yürürken kendinizi eski bir masalın ortasında bulursunuz...

Zamanında Evliya Çelebi’nin dahi diller dökerek anlattığı o köklü geçmişi ve havasındaki şifayı, adımladığınız her patikada daha belirgin hissedersiniz. Burada içilecek taze bir çay ,güzel bir kahvaltı ya da öğle yemeği yemenin, toprağa ve ahşaba sinmiş o yalın yaşam mücadelesini dinlemekten farksız bir tadı vardır...

Bağışlanan ve kültür evi yapılan eski konağın kapısını araladığınızda ise Anadolu insanının o hesapsız, gösterişten uzak zarafeti karşılar sizi.
Biraz ilerlediğinizde, en durgun haliyle bile insanı büyülemeyi başaran Ladik Gölü selamlar sizi. Sularındaki sessizlik, içimizdeki gürültüleri bastıracak kadar güçlüdür; suyun üzerinde rüzgârla usul usul yer değiştiren o meşhur yüzen adaların gizemli seyri ise doğanın eşsiz bir mucizesidir...

Bizi misafir edenlerin,"Balıkçılık bitti"demesinin hüznü bir yana,kıyısında oturup suyun yüzündeki hafif kıpırtıları izlerken, Akdağ’ın serin rüzgârı usulca yüzünüze çarpar. Dört mevsim ayrı bir güzelliğe bürünen yaylanın yüksekliklerine doğru tırmandıkça havanın lezzeti bile değişir; ciğerlerinize dolan o çam ve toprak kokusu, doğanın sunduğu en cömert hediyedir. Aniden bastıran kısa bir dağ yağmuru ya da dolu taneleri bile ki, dolu yağışı bize denk geldi.Bu coğrafyada bir olumsuzluk değil, macera dolu bir neşe kaynağına dönüşür...

Bütün bu keşiflerin, yürüyüşlerin ve ruhu dinlendiren anların üzerine ilçe merkezinde ağır ağır pişen, lezzeti hafızalara kazınan meşhur Ladik tandırıyla günü taçlandırmak ise bu gezinin en lezzetli noktasıdır. Sıcak bir tebessümün, içten bir sohbetin ve cömert sofraların eksik olmadığı bu topraklardan ayrılırken zihninizde tek bir düşünce kalır: Bazen hayatın karmaşasından uzaklaşmak, tazelenmek ve insan olduğumuzu hatırlamak için bir gün bile yeterlidir. Ladik, sunduğu dinginlik ve tertemiz ruhuyla, takviminizden o bir günü sabırsızlıkla bekliyor...

Bizleri davet edip ağırlayan ve Ladik'in tüm güzelliklerini bizlerle paylaşan dostlarımız,Ladik'e sevdalı, Ümran-Necati Akdemir çiftine teşekkürlerimizle...

* Samsun Türk Sanat Müziği Korosu Şefi, Ses Sanatçısı ve Bestekar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber "Gidersen yıkılır bu kent"
Benzer Haberler