Anayasa Tartışmalarına Felsefi Giriş...

Anayasa Tartışmalarına Felsefi Giriş...

*Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN...

Yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğumuz en başta siyasiler olmak üzere değişik çevrelerde yayılarak tartışılıyor. Fakat tartışmanın yürütülmesi gereken bağlamı oldukça dar, günlük politik gereksinimlerden hareketle kuruluyor.Toplumun gündemini işgal eden “Kürt meselesi” gibi düşünme ve yaşama tarzında ihtiyaç duyulan büyük bir değişim ve dönüşüm gereksinimine işaret eden yapısal problemler de günlük politik çerçevesinde işlem görüyor...

Fakat büyük tehlikeler içeren bu indirgemeci yaklaşımdan farklı olarak yeni bir anayasa gereksinimi çok daha derinde yatan ve köklü ilkesel değişimler talep eden nedenlerden kaynaklanmaktadır...

Her şey değişmelidir. Hiçbir şey olduğu gibi kalmamalıdır. Tüm insanlığın her beraber bir ölüm-kalım mücadelesi halinde içinden geçtiği “pandemi sürecinin” ortaya çıkardığı en önemli sonuç budur...

Hiçbir şey olduğu gibi kalmamalıdır. Her şey değişmeli ve dönüşmeli. İnsanlık, doğayla, diğer canlılarla, insanlığın teker teker toplumlar ve bir bütün olarak kendi iç ilişkilerini, metalaşmış ilişkilerden kurtulup tamamıyla yeni bir temele oturtmak zorundadır. Çok uzun bir zamandır bir gereksinim olarak algılanan ve insanlığın tüm ilişkilerinde sistematik krizin bir ifadesi olarak yaşanan “Coronavirüs salgınının” ertelenmez acil bir görev olarak ortaya çıkardığı değişimin ve dönüşümün çerçevesi budur...

Herkes tarafından kabul edilen ve meta üretimine dayanan üretim biçiminden kaynaklanan iklim değişikliği, ekolojik kriz, faşizm tehlikeleri içeren ekonomik ve politik kriz, ahlak ve değerler krizi; kısacası genel (anlam) krizi, insanlığın yeniden bir kuruluşunu şart koşmaktadır...

Türkçe “anayasa” sözcüğü, diğer yasalara kaynaklık eden yasa anlamına gelmektedir. Mümtaz Soysal, 1921 ve 1924 anayasaları için tercih edilen “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” tabirinin, “Anadolu hareketi başladığı zaman belki de devletin ve saltanatın temelinden yıkılacağı ve yerine yepyeni bir cumhuriyetin kurulacağı düşüncesini zihinlerde uyandırmamak” ve “ayrı bir ‘kanun-u esasî’ yapar görünmemek isteyenler” için sadece taktiksel bir tercih olduğuna işaret ediyor...

Bu anlamda anayasa kavramı, eskilerin tabiri ile “Kânûn-u Esâsî” sözcüğünün içermelerini de kendinde barındırmaktadır. Anayasa, diğer tüm yasalara kaynak ve temel oluşturur. Bu bakımdan anayasanın kurucu bir işlevi olduğunu da yakalarız. Başka bir deyişle Türkiye’de anayasa sözcüğü ilke defa 1961 yasasını adlandırmak üzere “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” olarak kullanılmıştır...

Görebildiğim kadarıyla Türkçe'de kullanılmış olan bu üç kavramın (kânûn-u esâsî, teşkilât-ı esasiye kanunu ve anayasa) içermeleri, belli başlı diğer tüm dillerde de kapsanmaktadır. Almanca “Verfassung” sözcüğü, biraraya getirmek, birleştirmek ve örgütlemek anlamlarına gelmektedir ve bu anlamda antik Yunanca “politeia” sözcüğünün içermelerini kapsar ve bu anlamda diğer modern Avrupa dillerdeki “constitition” sözcüğünün içerdiği kurucu olan (yasa) anlamına gelmektedir...

Örneğin Cambridge sözlüğüne göre, Manderin Çincesindeki “xiànfǎ” (宪法) sözcüğü de hem devletin kurucu yasası hem de diğer yasalar için temel yasa anlamlarına gelmektedir...

Fakat neredeyse tüm dillerde gözlemlediğimiz sözlük anlamındaki bu uyumluluk veya en azından benzerlik, “anayasa nedir?” diye anayasanın neliğini araştıran soruyu sorduğumuzda açıklık kayboluyor ve anlam karmaşıklaşıyor. Nedir öyleyse anayasa?

* Öğretim görevlisi...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Karl Marx'ın öğretisinin özü özgürlük ve barıştır...
Benzer Haberler