Halep'ten Rojava'ya: Kürtsüzleştirme politikası, emperyalist hesaplar ve Türkiye...

Halep'ten Rojava'ya: Kürtsüzleştirme politikası, emperyalist hesaplar ve Türkiye...

Eğer gerçekten halkların eşitliğine dayalı bir “Kürt–Türk–Arap birlikteliği” savunuluyorsa, bu birliktelik Kürtlerin zorla göç ettirilmesi, yaşam alanlarının bombalanması ve cihatçı grupların insafına terk edilmesiyle mi inşa edilecektir?

Rızgar ve Nurjin...
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi...

Fotoğraf  : İrfan Erdoğan…

Halep, Suriye savaşının başından bu yana yalnızca askeri dengelerin değil, halkların birlikte yaşama ihtimalinin de sınandığı kentlerden biri oldu. Yıllar boyunca kuşatmalar, cephe hatları ve uluslararası pazarlıklar arasında sıkışan bu kentte, bazı mahalleler savaşın bütün yıkıcılığına rağmen bir arada yaşamın izlerini korumayı başardı. Şeyh Maksud ve Eşrefiyye, tam da bu nedenle Halep’in sıradan mahalleleri olmadı...

Son haftalarda bu iki mahallede yaşananlar, Halep’in kaderinin yeniden ve zor yoluyla çizildiğini gösteriyor. Haftalar süren kuşatma, sivil yerleşimlerin hedef alınması, hastanelerin ve yaşam alanlarının bombalanması, ardından gelen zorla göç… Bütün bu tablo, yaşananların ne “geçici bir güvenlik operasyonu” ne de dar anlamda bir askeri gelişme olarak ele alınabileceğini açıkça ortaya koyuyor...

Şeyh Maksud ve Eşrefiyye’de bugün tanık olunan şey, Kürt varlığının fiilen tasfiyesine yönelen kapsamlı bir siyasal ve demografik müdahaledir. Bu müdahale, yalnızca iki mahallenin boşaltılması anlamına gelmiyor; Halep’in çok halklı yapısına, birlikte yaşama hafızasına ve Suriye’nin geleceğine dair tüm ihtimallerin hedef alındığını da gösteriyor...

Yüzyılı aşkın süredir Kürtlerin, Ermenilerin ve farklı halkların bir arada yaşadığı bu mahalleler, savaşın önceki aşamalarında da görece korunmuş; Afrin ve Tel Rıfat’tan zorla göç ettirilen on binlerce Kürt için son sığınaklardan biri haline gelmişti. Bugün bu alanların silah zoruyla boşaltılması ve en az 140 bin insanın yerinden edilmesi, yaşananların tesadüfi değil, planlı bir tasfiye süreci olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor...

Askeri hamle değil siyasal ve demografik tasfiye
HTŞ ve ona bağlı silahlı yapıların Halep’te yürüttüğü saldırılar, “kontrolden çıkmış cihatçı grupların eylemleri” olarak açıklanamaz. Bu saldırılar, bölgesel ve uluslararası güç dengeleri içinde şekillenmiş, önü açılmış ve sonuçları hesaplanmış bir sürecin ürünüdür. Şam yönetiminin fiili rızası, emperyalist güçlerin suskunluğu ve bölge devletlerinin açık ya da örtük desteği olmadan bu çapta bir operasyonun hayata geçirilmesi mümkün değildir...

Bu noktada özellikle ABD ve Rusya’nın rolü görmezden gelinemez. Washington ve Moskova, Suriye’de yıllardır sahada çatışmayı, masada paylaşımı esas alan bir emperyalist düzen kurmuş durumdadır. Sahadaki cihatçı yapılar, rejim güçleri ve Kürt siyasal-askeri varlığı; bu iki büyük gücün nüfuz alanlarını genişletme ve dengeleme politikalarının birer aracı haline getirilmiştir. Halep’te yaşananlar, bu emperyalist paylaşım düzeninin siviller üzerinden yürütülen en çıplak sonuçlarından biridir...

Suriye’de sahada yürütülen askeri hamleler ile masada sürdürülen diplomatik pazarlıklar birbirinden bağımsız değildir. Halep’te yaşananlar, sahadaki güç ilişkilerinin emperyalist ve bölgesel çıkarlarla yeniden hizalanmasıdır. 10 Mart sonrasında gündeme gelen SDG–Şam mutabakatları, Kürt halkının güvenliğini ve eşit siyasal varlığını garanti altına almak bir yana; pratikte Kürtlerin siyasal ve askeri olarak geri çekilmesinin zemini haline getirilmiştir. “Anlaşmaya uyulmuyor” söylemi eşliğinde yürütülen saldırılar, mutabakatların Kürtler aleyhine tek taraflı biçimde işletildiğini göstermektedir...

Bu süreçte ABD, Kürt güçlerini bir kez daha “geçici müttefik” konumunda bırakmış; Rusya ise Kürtlerin kazanımlarını Şam rejimiyle yürüttüğü pazarlıklarda bir denge unsuru olarak kullanmıştır. Emperyalist merkezler açısından belirleyici olan, Kürt halkının güvenliği ya da demokratik hakları değil; Suriye haritasının hangi parçasının kimin denetimine gireceğidir. Halep’te Kürt mahallelerinin tasfiyesi, bu büyük güç mutabakatlarının sahadaki bedelidir...

Türkiye’nin rolü: Sessizlik değil, aktif sorumluluk
Ankara’nın Halep’te yaşananlara dair tutumu bir “tarafsızlık” ya da “bekle-gör” politikası değildir. Aksine, bu tutum uzun süredir izlenen ve Rojava’yı hedef alan politikanın devamıdır. “Suriye’nin toprak bütünlüğü” söylemi, pratikte Kürtlerin siyasal özerklik taleplerinin bastırılması ve demografik varlığının tasfiyesiyle örtüşmektedir. Halep’te Kürt mahallelerinin cihatçı yapıların denetimine bırakılması, Türkiye’nin Afrin’de başlattığı politikanın Fırat’ın batısında yeni bir aşamaya taşındığını göstermektedir...

Türkiye’nin bu hattı, ABD ve Rusya ile yürütülen çok yönlü pazarlıklardan bağımsız değildir. Ankara, bir yandan NATO müttefiki ABD ile “güvenli hat” görüşmeleri yürütürken, diğer yandan Rusya ile Astana sürecinde Kürt karşıtı ortak zeminler üretmiştir. Bu denge siyaseti, her seferinde Kürtlerin yaşam alanlarının pazarlık konusu yapılmasıyla sonuçlanmıştır. Halep’te yaşananlar, emperyalist merkezlerin bilgisi ve onayı dışında gelişmiş bir süreç değil; bu merkezlerin bölgesel planlarının tamamlayıcı bir parçasıdır. Burada sorulması gereken temel soru açıktır: Eğer gerçekten halkların eşitliğine dayalı bir “Kürt–Türk–Arap birlikteliği” savunuluyorsa, bu birliktelik Kürtlerin zorla göç ettirilmesi, yaşam alanlarının bombalanması ve cihatçı grupların insafına terk edilmesiyle mi inşa edilecektir?

Afrin deneyimi göstermiştir ki, cihatçı yapıların denetiminde bırakılan bölgelerde Kürtlerin güvenli ve onurlu bir yaşam sürmesi mümkün değildir. Halep’te yaşananlar, Fırat’ın batısında adım adım ilerleyen geniş ölçekli bir Kürtsüzleştirme ve siyasal tasfiye planının yeni halkasıdır...

Muhalefetin aynası ve ideolojik tamamlayıcılık
Bu süreçte Türkiye’de kendisini “muhalif, laik, cumhuriyetçi” olarak tanımlayan bazı çevrelerin tutumu ise ayrıca ele alınmalıdır. “Halep terörden temizlendi” manşetleri atanlar, Kürtlerin kitlesel sürgününü görmezden gelen ya da bunu açıkça meşrulaştıranlar; iktidarın Suriye politikasının ideolojik tamamlayıcısı konumuna düşmüştür...

Tank ateşiyle yıkılan Kürt mahalleleri, sürgün yollarına düşen siviller görünmez kılınırken; tekbirlerle poz veren silahlı grupların görüntülerinin “zafer” olarak sunulması, bu ideolojik saflaşmanın açık göstergesidir. Bu tablo karşısında susmak, tarafsızlık değildir. Suskunluk, halklara yönelik saldırıların dolaylı onayıdır. Halep’te yaşananlara karşı gerçek bir demokratik tutum, saldırıların derhal durdurulmasını, sivillerin korunmasını ve Kürt halkının eşit yurttaşlık hakkının savunulmasını zorunlu kılar...

Halkların birlikte yaşamı ve emek cephesinin sorumluluğu...

Halep’te Kürt varlığının tasfiyesi ne Suriye’de istikrar getirecektir ne de Türkiye’de barış ve çözüm tartışmalarını ileri taşıyacaktır. Aksine, 1990’lı yıllarda köy boşaltmalarıyla derinleşen Kürt sorununun, bugün bölgesel ölçekte yeniden üretildiğini göstermektedir. ABD’nin “istikrar”, Rusya’nın ise “egemenlik” söylemleri altında yürüttüğü emperyalist müdahaleler, Suriye’de halkların eşit ve özgür birlikte yaşam ihtimalini sistematik biçimde aşındırmaktadır. Farklı kamplarda görünseler de sonuç değişmemektedir: Yerinden edilen halklar, parçalanan kentler ve güçlenen cihatçı yapılar. Emperyalist rekabette her zaman kaybeden emekçiler ve ezilen halklar olmaktadır...

Halep’te olan biten, yalnızca Kürt halkına değil; Suriye’de halkların eşit, özgür ve bir arada yaşama ihtimaline yönelmiş bir saldırıdır. Emperyalist müdahaleler, cihatçı yapılar ve bölge devletlerinin halk düşmanı politikaları üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir. Kalıcı olan, halkların ortak mücadelesidir. Bugün ihtiyaç duyulan şey; milliyetçi, mezhepçi ve güvenlikçi politikaların karşısına emekçilerin, halkların ve ezilenlerin ortak cephesini koymaktır. Türkiye’de ve bölgede emek ve demokrasi güçleri; Kürt halkının iradesini savunmayı, Suriye’de halkların eşit ve özgür birlikte yaşam hakkını savunmayı kendi mücadelesinin ayrılmaz parçası haline getirmelidir.

NOT : Bu yazı Genç Hayat dergisinden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber "Bayrak’la aldatmak...
Sonraki Haber EMEK PARTİSİ : Rojava Rojava'lılarındır! Kaderini Kürtler tayin etmeli ve kuşatma kaldırılmalıdır...
Benzer Haberler
Rastgele Oku