*Sezai SARIOĞLU yazdı...
Beni yakından tanıyanlar zaman zaman, "Üstüm başım, dilim kalbim şiirdir evet ama, ben aslında öykücüyüm" dediğimi bilirler. Henüz kitaplaştırmasam da sayfamda öyküler paylaştığım, etkinliklerde öyküler anlattığım bilinir...
Öykülerimi kitap olarak bastırma ihmalim, uzaklar dâhil her şeye yetişmeye çalışan ama kendine geciken biri olmamla ilgilidir...
Yazılmayı beklemekten yorulan öykülerim bir yana, yazıp anlattığım öykülerimin son zamanlarda yakama yapışıp hak talebinde bulundukları doğrudur...
Dil derdini ve dersini bilip, zaman ve kalem bilmeyip öykülere gecikildiğinde sözcüklere bağırıp çağırmanın nafile bir uğraş olduğunu bildiğimden teslim olmak dışında bir seçeneğim yok...
Bazı öyküler yeraltı suları gibidir, yeryüzüne çıkacağı zamanı bilir...
Ömür denen mecra ve macerada nice tecrübelerden damıtılmış öyküler, akmaktan yorulmayan sular gibi içimizi yumuşattığında içimizde sakladıklarımızı yazmak zamanı gelmiş demektir...
Dil de insan gibidir, dolar dolar boşalır.Yıllardır, öyküler anlattıkça içim doluyor muydu, boşalıyor muydu?
Bu sorunun cevabını bazen bildim bazen bilemedim; iç acılarımın toplamına, iç açılarımın anlamına sığındım...
Siz beni elimde âsa bir hikâye anlatıcısı, Nâkil olarak da bildiniz...
Sabahın göründe önce dilimin, sonra Aztek işi !âsamın tozunu alıp eklemek isterim:
Şiirler gücenmesin ama aslında ben, öykülerimin arkadaşı ve sırdaşıyım...
Ben diyeyim iki zamanda, siz deyin üç zamanda kitaplaşacak öykülerim, okurlara arkadaşlık teklif edeceği günü bekliyor...
Gerçeklerin ve kelimelerin yerlerde süründüğü şu nafile günlerde, sağda solda unuttuğum öykülerimi ararken, kendimi bir yerde unutursam merak edip arayan olur mu?
Eksik, yaralı, unutkan ve rüzgârsız şu günlerde, dışımdan içime, aklımdan kalbime kaçarken yolda dağılırsam her biri öykü olan parçalarımı toplamaya gelen olur mu?
Öpe öpe eskittiğimiz
geçmişimizden geriye
kendimizden başka
tutunacağımız bir şeyler kalmış olmalı: Öyküler...
* Şair ve yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








