*Birol KESKİN Son eyalet seçimlerini yazdı...
[email protected]
Fotoğraf: İrfan Erdoğan…
6 Eylül'de Sachsen-Anhalt'ta yapılan seçim, Almanya siyaseti için yalnızca bir eyalet sonucu değil, ciddi bir dönüm noktasıdır. AFD'nin yüzde 43,8 ile açık ara birinci olması, aşırı sağın artık siyasetin kenarında değil, toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulan bir merkez gücü haline geldiğini gösteriyor...
Ancak görünen köyün kılavuz istemediği, uzun süredir yaşanan gelişmelerden de öngörülebileceği gibi bu sonuç aslında sürpriz değildi. Ben de defalarca bu konuda, özellikle aktif siyaset yaptığım SPD ve diğer demokratik partileri uyarı yazıları kaleme almış, analizler yapmıştım.Yapılan tüm uyarılara rağmen ortaya çıkan tablo işte budur. Şimdi ise önümüzdeki ay içinde gerçekleşecek diğer eyalet seçimleri, Sachsen-Anhalt ile birlikte çok daha kritik bir anlam kazanıyor...
Fakat bu sonucu yalnızca AFD'nin başarısı olarak okumak yetmez. Aynı zamanda halk partilerinin toplumla kurduğu bağın zayıflamasını ve yıllardır biriken siyasi hoşnutsuzluğun sandığa yansımasını da görmek zorundayız...
Hayat pahalılığı, konut krizi, ekonomik belirsizlik, sağlık sistemindeki aksaklıklar, bürokratik engeller ve geleceğe dair yaygın kaygılar insanların günlük yaşamını doğrudan etkiliyor.Kendini görülmemiş, dinlenmemiş ve yeterince temsil edilmemiş hisseden seçmenlerin siyasi tercihlerinin değişmesi şaşırtıcı değil...
Ancak bu noktada çok kritik bir ayrım yapmak gerekir: Hoşnutsuzluk anlaşılabilir; fakat her siyasi tercih bununla meşrulaştırılamaz. Bir hükümeti protesto etmek demokratik bir haktır. Ancak bu seçim sonucunu yalnızca bir hükümet protestosu olarak okumak eksik kalır. Bu, aynı zamanda –ve belki de öncelikle– demokratik kurumlara, siyasi elitlere ve geleneksel temsil mekanizmalarına duyulan güvenin çöküşünü gösteren bir sistem protestosudur. Fakat insan haklarını, eşit yurttaşlığı, hukuk devletini ve özgürlükleri tehdit eden bir siyasi güce oy vermeyi yalnızca "protesto" olarak açıklamak –özellikle bu protestonun kime ve neye yöneldiği sorgulanmazsa– artık yeterli değildir...
AFD'nin güç kazanmasını sağlayan toplumsal nedenlere bakıldığında, özellikle Doğu Almanya'da nesiller boyu süren ekonomik eşitsizlik, göçmenlik deneyimindeki iletişim eksiklikleri ve aidiyet duygusunun zedelenmesi belirleyici rol oynuyor. Seçmen profilinde eğitim seviyesi düşük, gelir düzeyi kırılgan ve gelecek beklentisi zayıf olan kesimlerin ağırlığı dikkat çekiyor. Bu insanlara sadece "yanlış oy kullandınız" demek çözüm değil; onların kaygılarına demokratik dille cevap verebilmek asıl mesele...
Demokratik siyasetin sorumluluğu tam burada başlıyor. AFD'yi yalnızca eleştirmek veya seçmenini suçlamak hiçbir şeyi değiştirmez. Asıl ihtiyaç, bu partinin güç kazanmasını besleyen toplumsal toprağı kurutmaktır...
Bunun yolu sağa daha fazla yaklaşmak değil; siyasetin merkezine yeniden sosyal adaleti, güvenli çalışma koşullarını, adil ücretleri, ulaşılabilir konutu, güçlü bir sosyal devleti ve herkesi kapsayan eşit yurttaşlık anlayışını koymaktır. Özellikle göçmenlere yönelik entegrasyon politikaları, "uyum" tek taraflı bir yükümlülük olarak değil, karşılıklı hak ve sorumluluk temelinde yeniden tasarlanmalıdır. Eğitim sistemi, iş piyasası, yerel yönetimlerdeki katılım mekanizmaları ve medyadaki temsil biçimleri bu yeni anlayışa göre dönüştürülmelidir...
Çünkü demokrasi yalnızca sandıkta korunmaz. İnsanların kendilerini bu toplumun eşit, onurlu ve değerli bir parçası olarak hissetmeleriyle güçlenir. Sachsen-Anhalt'taki yüksek katılım oranı da bunu kanıtlıyor: İnsanlar siyasetten vazgeçmiş değil, aksine değişim istiyorlar. Mesele, bu değişim talebine demokratik siyasetin nasıl ve hangi içerikle cevap vereceğidir...
Bu nedenle partilerden sendikalara, sivil toplumdan göçmen örgütlerine kadar tüm demokratik güçlerin artık çok daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Siyasi partiler kendi aday listelerini çeşitlendirmeli, göçmen kökenli yurttaşları yalnızca seçmen olarak değil, karar alma süreçlerinin eşit paydaşları olarak konumlandırmalıdır. Sendikalar, çalışma hayatında ayrımcılıkla mücadeleyi bir öncelik haline getirmeli; sivil toplum ise yerel düzeyde diyalog platformları kurarak kutuplaşmayı kırmalıdır. Bu yapılmadığı sürece, sistem protestosu başka aktörler tarafından doldurulmaya devam edecektir...
Sachsen-Anhalt yalnızca bir eyaletin hikayesi değildir. Almanya'nın tamamı için net bir uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almak, aşırı sağa karşı yalnızca korkuyla değil, adalet, özgürlük, sosyal güvence ve insan onurunu merkeze alan güçlü bir alternatifle karşılık vermektir...
Artık izleme vakti değildir...
Çünkü siyasetin de devletin de ekonominin de nihai ölçüsü insandır...
* Sendikacı, yazar ve politikacı...
* Bu bir editöryal haberdir.







